|
Mısır Tasvir Sanatı |
|
|
 |
 |
Okunma |
|
1156 |
Mısır sanatı, özellikle insan tasvirlerinde, son derece zorlayıcı bir kurallar bütününe uymak zorundadır
Mısırlı sanatçıların yaptıkları iki boyutlu insan tasvirleri son
derece sıkı kurallara bağlanmıştır: yüz — bazı seyrek durumlar dışında—
profilden çizilir, ama göz ve omuzlar cepheden görünür; ancak vücudun
diğer kısımları göbek dışında göğüs, kalçalar, bacaklar, ayaklar— gene
profilden çizilir. Yani, farklı bakış açıları tek bir insanın
görünüşünde çelişkili bir şekilde yan yana getirilerek kullanılır.
Mısırlılar, bu çelişkiyi bilerek ve kararlı bir biçimde kabul
etmişlerdir; çünkü bu durum onlara, insan vücudunu, kendilerine göre en
karakteristik şekilde yakalama fırsatını vermiştir.

Mısır Tasvir Sanatı [/b]
Mısır sanatı perspektifi bile bile bir kenara bırakır ve dünyanın
parçalarını belirgin özelliklerine göre yeniden düzenler.
Bağımız vardır ve bu teknik sayesinde bir sahnenin çeşitli öğelerini
onlara belirli bir açıdan bakan bir kimsenin gerçekte gördüğü gibi
görürüz. Mısır sanatıysa, aksine, tasvirleri belirli bir bakış
açısına bağlı kılmaya yanaşmaz. Aynı bütünün içine birçok figürü sanki
aynı uzaklıktan görünüyormuş gibi yan yana veya üst üste yerleştirir ve
temel özelliklerinin bütünlük içindeki durumlarından bağımsız olarak
algılanmasını sağlar; bakan bir öznenin önceliğini reddederek gerçeği
yapay bir biçimde yeniden yaratır. Böylece, bizi şaşırtan
tasvirler ortaya çıkar. Mesela, karşı sayfadaki sahnede ağaçlarla
çevrili ve içinde balıklar yüzen, üstünde kuşlar uçan bir havuz var,
ama ufuk çizgisi ve kaçış noktası yoktur; ağaçların boyu, bunlar ister
ön planda ister arka planda olsun, eşittir; oysa perspektif olsaydı,
boylarının giderek küçülmesi gerekirdi. Soldaki üç ağaç da dahil olmak
üzere, hepsi cepheden görünmektedir; hem de diğerlerine göre dik açıda
yatar durumda! Resimlerin birbirine geçmesine meydan vermeden bu
ağaçların manzaranın bütünü içindeki durumlarını belirtmenin tek yolu
buydu. Havuz tam bir dikdörtgen biçimindedir; tıpkı yukarıdan
bakıldığında görüleceği gibi. Oysa, bu yalnız ağaçların değil,
yamaçlarda yetişen ve tıpkı ağaçlar gibi çizilmiş olan bitkilerin
görünüşüne de ters düşmektedir.

Geometrik düzenlilikle keskin doğa gözleminin bu kaynaşımı, tüm
Mısır sanatının özelliğidir. Bu özelliği, gömütlerin duvarlarını
süsleyen kabartmalar ve resimlerde çok daha iyi izleyebiliriz. Ölünün
ruhundan başka hiç kimsenin görmemesi gereken bir sanata, “süslemek”
sözcüğü pek yakışmıyor. Nitekim bu yapıtlar haz kaynağı olsun diye
yapılmamıştır. Görevleri, “yaşamı korumak”tı. Bir vakitler, acımasız
bir geçmişte, güçlü biri öldüğünde, öte dünyada kendine yaraşır bir
hizmetçi topluluğuna sahip olsun diye, o güçlüyü, öldürülen uşakları ve
tutsaklarıyla birlikte gömme geleneği vardı. Bu tür gelenekler daha
sonraları, ya çok acımasız ya da pek pahalı sayıldıklarından olacak,
sanata baş vuruldu. Yeryüzü büyüklerinin alayını, gerçek uşaklar
yerine, resim ve imgeler oluşturmaya başladı. Mısır mezarlarında
bulunan resim ve araçlar, öte dünyada yardımı dokunabilecek dostlar
sağlama amacına bağlıdır. Bu kabartmalar ve duvar resimleri,
Mısır’da binlerce yıl önce nasıl yaşanıldığına değgin dipdiri bir imge
sunarlar bize. Yine ilk bakıldığında biraz şaşırtıcı bulabiliriz
onları. Bunun nedeni, olasılıkla, Mısırlı ressamların, sanatlarının
değişik yöntemlerine bağlı olarak, gerçek yaşamı, bizim imgeleştirme
yöntemimizden tümden değişik bir yolla imgeleştirmiş olmalarıdır. Onlar
için önemli olan güzellik değil, belginliktir. Sanatçının görevi, her
şeyi, en açık ve kalırlıklı bir biçimde korumaktı. Bu nedenle sanatçı,
rastgele seçilmiş bir görüş açısından doğaya öykünmüyor, resmedilmesi
gereken her şeyin kesin bir açılıkla ifadesini bulmasına yarayan katı
kurallara uyarak, her şeyi belleğinden çıkarıyordu. Nitekim bu ürünler
bize, bir ressamınkinden çok, harita çizimcilerinin üslubunu
anımsatırlar. Böyle bir konuyu imgeleştirmek istediğimizde, ona hangi
görüş açısından yaklaşmamız gerektiğini sorarız kendimize. Ağaçların
biçimi ve özellikleri yalnızca yanlardan iyi görülüyor. Gölcük ise
yüksekten. Mısırlılar bu sorunla pek ilgilenmiyorlar. Yukardan görünen
gölcükle yandan görünen ağaçlar çizmekle yetiniyorlar. Öte yandan,
balıklar ve kuşlar, yüksekten bakıldığında güçlükle seçildiklerinden,
yandan çizilmişler. Böylesine basit bir resim türünde,
sanatçının hangi yolu izlediğini anlamak kolaydır. Bu yol, çocuk
resimlerinin hemen hemen çoğunda uygulanan bir yöntemdir. Ne var ki
Mısırlılar, bu yöntemi uygularken, çocukların beceremedikleri bir
tutarlılığa sahiptiler. Her şey, en özgül görüş açısına göre
sunulmalıydı. “R. 35”, bu yöntemi insan figürüne uygulanışını
gösteriyor. Baş, yandan daha iyi göründüğü için, ressamlar başı yandan
çiziyordu. Oysa insan gözü karşıdan düşünülür. İşte o zaman, yandan
görünen yüz üzerine, karşıdan görünen bir göz eklerlerdi. Vücudun üst
bölümünü, omuzları ve göğsü, karşıdan yakalamak daha uygundur, çünkü
böylece kolların bedene nasıl bağlandığını görebiliriz. Fakat kolların
ve bacakların hareketi, yandan görüldüğünde daha belirginleşir.
Mısırlıları, bu figürlerde böylesine basık ve çarpık gösteren nedenler
bunlardır. Mısırlı sanatçılar ayrıca, ayakları dıştan göstermekte
güçlük çekiyorlardı. Bu yüzden, ayakları, başparmaktan başlayarak
yukarıya doğru, yandan çiziyorlardı. Bunun sonucu olarak, her iki ayak
da içten görünüyor ve kabartmadaki adamın sanki iki sol ayağı varmış
gibi geliyor. İnsan görünümünün, Mısırlı sanatçılara göre, tam böyle
olduğuna inanmamalı. Onlar, bir kuralı izlemekten öte bir şey
yapmıyorlardı. Bu kural sayesinde, insan figüründe önemli saydıkları
her şeyi imgeye sokabilirlerdi. Dediğim gibi, belki de, kurala
böylesine katıca bağlılığın yanında, büyüsel nitelikte bir endişe de
vardı. Yoksa, kolu güdük veya kesik bir adam, ölülere sunulması
gelenekleşmiş şeyleri nasıl taşıyabilir veya alabilirdi? Gerçek şu
ki, Mısır sanatı, sanatçının belirli bir anda görebileceği şeye değil,
belirli bir kişiye veya yere ait olduğunu bildiği şeye dayanıyordu.
İlkel sanatçının, figürlerini, iyi bildiği biçimlerle kurmaya çalışması
gibi, Mısırlı sanatçı da figürlerini, ona öğretilmiş, bildiği
örneklerden çıkarıyordu. Ama sanatçı, yaptığı resimde, yalnızca biçim
bilgisini kullanmakla kalmayıp, bu biçimlerin neyi temsil ettiğini de
dikkate alıyordu. Kimi zaman birisine “Büyük patron” dediğimiz olur.
Mısırlı bir sanatçı, böyle bir adamı, uşaklarından veya karısından daha
büyük çizmek zorundaydı. Bu kuralları ve gelenekleri öğrendikten sonra, Mısır yaşamını yansıtan resimlerin dili de anlaşılmış olur.
|
Rastgele
Son Eklenenler
|
|