|
|
|
Mısır Heykelciliği |
|
|
 |
 |
Okunma |
|
1144 |
Firavunlar dönemi Mısır’ı için, bir heykel
hareketli bir varlık kadar canlıdır. İlahi bir varlık, bir kralın veya
daha başka bir kişinin görüntüsü biçiminde yontulan heykel fazla değer
taşırdı. Heykel, temsil ettiği kişinin canlı bir varlığıydı. Bu yüzden
kimin heykeli olduğunu ve o kişinin özelliklerini heykel üzerine yazmak
önemliydi. Hiyeroglifle yeterli açıklamalardan yoksun anonim bir heykel
gücünü yitirirdi. Canlılığını kaybeder, madde boyutuna indirgenirdi.
J.L.
Mısırlı heykelciler genelde granit veya porfir gibi
sert taşlarla çalışırlardı. Tutkuyla ortaya konulan biçimlerdeki amaç,
sonsuzluğa ulaşmaktı. 3 000 yıl boyunca üslup hiç değişmedi. Cepheden
görüntü kuralına sıkı sıkıya bağlı kalındı. Baş, gövdenin üst bölümünün
ekseninde, kollar bedene yapışık konumdaydı. Bu da kişiliklere kutsal
bir boyut kazandırıyordu.
Mısır sanatı çoğu zaman bir alçak
kabartma sanatı olarak karşımıza çıkar. Çıkıntılar azdır. Yılan-Kral
Steli’nde olduğu gibi (M.Ö 2900’e doğru) kişiler profilden resimlenir.
Bu eserdeki şahin-yılan karışımı figür, boş bir fon üzerinde en sade
haliyle belirir. Tahta, seramik veya cam hamurundan yapılmış
heykelciklerin yanı sıra dev heykeller de bulunmuştur. Büyük kaya
parçalarına oyulmuş sfenksleri bu dev heykellerin en güzel örneğidir.
Akıl almaz büyüklükte bir kayadan yontulmuş insan başlı dev aslan
heykeli Gize Sfenksi (M.Ö. 2500’e doğru, Kahire yakınlarında) hem
kültesellik, hem de bütünlük görüntüsü açısından değer taşır. Pençeler
ise taşınıp getirilen ekleme taşlarla yapılmıştır.
Katı kurallar
üzerine kurulmuş olsa da, Mısır heykelciliği gerçekçilikten uzaklaşmaz.
Louvre Müzesi’nde bulunan Bağdaş Kurmuş Yazıcı (M.Ö. 2700’e doğru) bu
açıdan çarpıcı bir eserdir. Duruştaki simetri yüzdeki güçlü ifadeyi
etkilemez. Gövdeye uygulanan renkler ve göz çukurlarına kakılan siyah
beyaz mine, figürden taşan canlılığı daha da vurgular.
Heykel Günümüze
ulaşan heykellerin büyük bölümü mezarlara, geri kalanların çoğu da
tapınaklara konmak üzere hazırlanmıştır. Firavunların büyük boy
heykelini yapmak, onların gücünü simgelemek açısından önem taşımıştır.
Bunların hangi firavuna alt olduğu üstlerindeki hiyeroglif yazılardan
anlaşılır. Mısır heykellerinde bir adımı ileri atıp ayakta durmak ya da
kolları dizler üstüne koyup oturmak gibi sürekli kullanılan duruşlar
vardır. En eski oturan firavun heykelleri 2. sülaleden
Hasekhemui’ninkilerdir (Mısır Müzesi, Kahire ve Ashmolean Müzesi,
Oxford). Bunlar küçük olmalarına karşın daha ilerideki anıtsallığın ilk
belirtilerini taşır.
Mısır heykeli çok hızlı gelişmiştir.
Firavun Coser’in gerçek boydaki ilkel, ama çok etkileyici heykeli
(Mısır Müzesi) 4. sülalenin el-Gize piramitlerindeki anıtsal
heykellerinin habercisi olmuştur. Firavun Kefren’in diyoritten yapılmış
heykeli (Mısır Müzesi) ince işçiliği ve ağırbaşlı havasıyla en başarılı
örneklerden biridir. Mikerinos ile karısını gösteren heykel ise (Boston
Güzel Sanatlar Müzesi) Mısırlıların arduvaz gibi sert taşları
işlemedeki büyük ustalıklarını gösteren bir başka örnektir.
Eski
Krallık döneminde firavun heykellerinde ulaşılan bu düzey, o dönemde
başka kişilerin heykellerinde ve ahşap ya da kireçtaşından yapılıp
üstlerinin boyandığı heykel örneklerinde de sürmüştür. Prens Rahotep
ile karısı Nofret’in oturan heykelleri (Mısır Müzesi) ve yönetici
Kaaper’in Şeyhü’l-Beled adıyla bilinen heykeli (Mısır Müzesi) bunlar
arasındadır. Louvre ya da öteki müzelerde örnekleri bulunan katip
heykelleri de bir elinde fırça, ötekinde bir yaprak papirüs tutarak
söylenenleri dikkatle izleyen bürokrat tipini canlandırır. Bunlar
portre olmamakla birlikte, belli bir kişilik taşıyan heykellerdir.

Orta
Krallık döneminden kalan III. Sesostris ve III. Amenemhet heykelleri
(British Museum, Londra) neredeyse portre sayılacak kadar gerçekçi
biçimde işlenmiştir. Et-Gize’deki Sfenks sayılmazsa, tapınaklarda
firavunların büyük boyutlu heykellerine ilk kez 12. sülale döneminde
rastlanır.

İnsan
figürünü elden geldiğince yalın bir biçime indirme çalışmaları tümüyle
Mısır’a özgü bir oturan insan heykelinin ortaya çıkmasına yol açmıştır.
Dizlerini göğsüne doğru çekmiş ve kollarıyla da onları sarmış olan bu
heykellerde insan figürü, başı dışında neredeyse bir küp biçimini alır.
12. sülale döneminden kalan Sihathor heykeli (British Museum) bu türün
tarihlenmiş en eski örneğidir.
Yeni Krallık, özellikle de 18.
sülale döneminde heykel sanatının yeniden canlandığı gözlenir. Kraliçe
Hatşepsut ile Firavun III. Tutmosis’in son derece duyumsal heykelleri
vardır.

II.
Ramses’le yeniden canlanan büyük boyutlu heykel geleneği III. Amenofis
zamanında en yetkin düzeyine ulaşmıştır. II. Amenofis’in mezar tapınağı
için yapılan dev heykeller aynı adı taşıyan yapı ustası tarafından
tasarlanmıştır. Çok olağandışı bir uygulamayla önemli, ama halktan biri
olan bu ustanın da bir mezar tapınağı ve onu bazen otoriter bir
yönetici, bazen de uysal bir katip olarak gösteren heykelleri vardır
III.
Amenofis’in heykellerinde gözlenen gerçekçi yaklaşım onu izleyen
Ahenaton döneminde geliştirilmiş ve onun Orta Mısır’da kurduğu yeni
başkentin adıyla “Amarna üslubu” diye anılmıştır. Mısır Müzesi’ndeki
bazı heykellerde Ahenaton uzun yüzlü, iri göğüslü, yuvarlak kalçalı
olarak gösterilir. Karısı Nefertiti’nin heykelleri de, Louvre
Müzesi’ndeki bir örneğinde olduğu gibi, büyük bir duyumsallık taşır.
Nefertiti’nin üstü boyalı ünlü büstü ise Kahire’deki Mısır
Müzesi’ndedir. II.Ramses döneminden sonra heykelde sürekli denebilecek
bir gerileme yaşanmıştır.Bununla birlikte 25. sülale heykelde bir
yenilenme dönemi olmuştur.

Kabartma.
Mısır’da mezar ya da tapınak duvarlarının resimlerle, kabartmalarla
bezenmesi törelerin ve dinsel törenlerin sonsuza değin yaşaması
amacıyla yapılan bir uygulamadır. Sülaleler döneminden en eski örnekler
3. sülaleye değin iner.

Sakkara’daki
Hesire mezarında duvar resimleri ile ahşap üstüne yapılmış alçak
kabartmalar (Mısır Müzesi) bulunmuştur. Bu tür süslemeler, kerpiç ya da
niteliksiz bir taştan yapılmış duvarlarda resim, nitelikli taştan
yapılmış duvarlarda kabartma olarak işlenirdi. Kabartmalar önce
çizilir, sonra boyanır, ondan sonra da alçak ya da yüksek kabartma
biçimine getirilirdi. Mezarlarda bu tür işlerin bitirilmediği de
olurdu. Böyle yarım kalmış çalışmalar yöntem konusunda bilgi verir.
Bu tür çalışmalardan, önce duvarın üstüne kırmızı kılavuz çizgileri
çekildiği, önemli kişileri anlatacak figürler için kareler
hazırlandığı, resimlere dış çizgilerden başlanıp düzeltmelerin de
boyama sırasında yapıldığı öğrenilmiştir.
Eski Krallık döneminin
en iyi resimleri 4. sülale zamanından kalan ve Meydum’da, Nefermaat ile
Atet’in mezannda bulunan Karlı sahnedir. 5. ve 6. sülale dönemlerinden
de çok başarılı alçak kabartmalar kalmıştır. Ebu Cirab’da Firavun
Neuserre’nin yaptırdığı Güneş Tapınağı’ndaki kabartmalar ile (Mısır
Müzesi, Doğu ve Batı Beriin) Sakkara’da Ptahhotep ve Ti’nin
mezarlarında günlük yaşamı konu alan kabartmalar en iyi örnekler
arasındadır. Orta Krallık döneminde de iyi resim yapma geleneği
sürmüştür. Beni Hasan mezar odalarında pek çok duvar resmi bulunmuştur.
Teb’de Deyrü’l-Bahri’deki II. Mentuhotep mezarında, Karnak’ta 1.
Sesostris’in yaptırdığı sunakta yüksek düzeyli kabartmalar vardır.
|
Rastgele
Son Eklenenler
|
|
Giysi Sanatı

Müze Nedir?

Takının Tarihi

Hitit Heykel Sanatı

Mısır Heykelciliği

|
Arkaik Dönem Heykel Traşçılığı

Kırmızı Figürlü Vazolar

Siyah Figürlü Vazolar

Geometrik Vazolar

Arkaik Dönem Seramiği

|
|