|
|
 |
 |
Okunma |
|
12208 |
ESKİ MISIR'DA RESİM SANATI
Eski Mısır dünyasında resim sanatı ebedi, sürekli ve kutsal olanı
ifade etmek için kullanılmıştır. Mısır resim sanatı örneklerinin, büyük
tapınaklar ve mezar anıtları içinde yer almasının nedeni de budur. Bu
çevrede en önemli uğraşlardan birini tanrıların ve ötedünya
sorunlarının oluşturması, ressamların gerçekçi üslup eğilimlerinde bile
bu kavramlarla uğraşmasına yol açmıştır. Eski Mısırlılar
duvar süslemesine çok düşkün bir topluluktu. Tapınaklarda ve mezar
odalarında boş bırakılmış bir duvar yüzeyine hemen hemen hiç
rastlanmıyordu. Duvarlar ya basık rölyef şeklinde ve üzerleri boyanmış
kabartmalarla, ya bir çeşit resim dili olan hiyeroglif yazılarla ya da
doğrudan resimlerle döktürülüyordu. Boyanın önemli bir tamamlayıcı öge
olarak yer aldığı, çoğunlukla pek alçak rölyef tekniğinde olan ve bazen
de yüzey içine oyulmuş olan kabartmaların resim sanatı içinde yer
alabileceği de düşünülegelmiştir. Buna rağmen Eski Mısır resim
sanatının karakteristiği olan işler, mezarların içindeki, boyalı duvar
resimleridir. Bu eserlerin yer aldığı anıtlar eski Thebes şehri
çevresinde; ünlü Krallar ve Kraliçeler vadi-lerindedir. Firavunların
yanı sıra soylu kişilerin mezarları da aynı bölgelerde bulunmuştur.
18. sülalenin orta dönemine ait Nebamun mezarında yer alan bir sahne : Nebamun Mezarından resimler,18. sülaleThebes mezarlarını süsleyen ve Eski Mısır sanatının değişmez figür stilizasyonunu gözler önüne seren bir örnektir.
Resimlerin içinde yer aldığı büyük mezar anıtları, III-VI.
sülaleleri kapsayan Eski Krallık döneminde (M.Ö. 2778-2263) inşa
edilmiş dört köşe planlı, tuğla ya da taştan yapılmış sağlam
yapılardır. Mastaba adı verilen bu yapılar doğu yönünde uzatılarak bir
kült (ibadet) odası y& da bir şapelle bütünlenmişlerdir. V. sülale
döneminde mastabalara birçok odalar eklenmiştir. Bu mastabaların en
tipik örnekleri eski Memphis dolaylarındaki Sakkara mezar alanındadır.
Odaların
duvarları hiyeroglifler ve boyalı kabartmalarla süslenmiştir. Basamaklı
ve düz piramit anıtlar firavunların mumyalanmış cesetlerinin konduğu bu
mezar odalarının üzerine inşa edilmişlerdir.
Orta Krallık döneminden beri soyluların mezar yapıları dağ
eteklerindeki kayalar içine oyulmaya başlanmıştı. XI-XIV. sülaleleri
kapsayan bu dönemden (M.Ö. 2133-1680) sonra XVIII-XX. sülaleleri
kapsayan Yeni Krallık dönemi (M.Ö. 1580-1085) gelmiştir. Yeni Krallık
sülalesine mensup soylular da mezarlarını Nil nehrinin batısından
Thebes yakınındaki kayalıklara doğru oydurmaya başladılar. Krallar
Vadisi adını alan bu bölgedeki mezar anıtları, koridorlara açılan mezar
odalarındaki örneklerle Mısır resim sanatının en zengin görünüşlerini
ortaya koymuşlardır. Firavun eşlerine ait kaya mezarlarının ve büyük
özenle yapılmış soylu mezarlarının bulunduğu bölgeler, Kraliçeler
Vadisi ve Şeyh Abdül Kurna adlarını taşımaktadır. Şeyh Abdül Kurna'daki
mezar odalarının resimleri daha yalın olmakla birlikte çekici bir
zarafete de sahiptir.
Nefertiti'nin mezarından resimler,19. sülale XIX.
sülale döneminde Eski Mısır'ın kraliçesi olarak bir zarafet simgesi
sayılan Nefertiti'nin mezar anıtı, gene Thebes civarındaki benzerleri
arasında önemli bir yere sahiptir. Bu mezar odasının duvarlarını
süsleyen kompozisyonlar alçı üzerine çizilip boyanmışlardır .
MISIR RESMİNİN KONULARI
Mısır resim sanatındaki konular; tanrılara, dinsel törenlere ve
gündelik hayat şannelerine yönelmiştir. Ancak Mısır'da dinsel kavrayış,
her bölgede ve her çağda aynı kalmamıştır. Fetiş inanışları ve bölgesel
inanışlar daha az ilkel olan bir din anlayışına doğru gelişmiştir. Yeni
Krallık döneminde Güneş inanışı Tanrı Ra'nm adına ve görünüşlerine
bağlıdır. Osiris de bütün Mısır'da bereket ve bolluk adına ortaklaşa
inanılmış bir tanrıdır.
İsis ve Osiris
Efsaneye göre iyi ve haktanır bir yönetici olan Osiris,
akrabaları tarafından öldürülmüş ve kederli eşi îsis onun parçalanmış
cesedini bulup yeniden bütünlemiştir. Bu ölüm ve yeniden diriliş
efsanesiyle Osiris ölümden sonraki hayatın garantisi sayılmıştır.
Ölünün öteki dünyaya geçişindeki yargılama törenlerine ve
hayvanlarla dinsel inançlar arasındaki bağıntılara ilişkin totem
inanışlarından kalma semboller, Mısır resimlerindeki esrarlı dilin
çözülmesinde kolaylık sağlarlar. Boğa, kedi, timsah, köpek, şahin v.b.
gibi hayvanlar tanrısal güçlerle ilişkidedirler.
İnsan
biçiminde tasarlanan tanrıların hayvanlarla bağlantıları hayvan başlı
ve insan vücutlu tasvirlere yol açmış ve bu çeşitten tanrı tasvirleri
Mısır duvar resimlerinde önemli bir yer tutmuştur.
Mezar Resmi, 21. Sülale XXI. sülale (1085-900) dönemine ait bir duvar resmi, hayvan başlı Güneş tanrısı ile ona arp çalan bir müzisyeni gösterir .
Mezar resimlerindeki konuların belli başlılarından birini,
ölü gömme töreni teşkil etmektedir. Sözgelişi, mumyalanmış cesedin Nil
nehri üzerinde bir salla, kaya mezarındaki yerine götürülüşü, uzun bir
tören geçidi olarak ele alınmıştır. Böyle bir sahnede, törene katılan
insanlar, ölünün gereksinmesi olan eşyayı ve besinleri taşıyan figürler
olarak resmedilmiştir. Bir gömme olayından çok bir yerden bir yere
taşınmayı andıran bu törenlerin resimlenmesinde, grup halinde ağlayan
kadınlar da yer alırlar. Geçidin mezar içindeki aşamasında, mumyalanmış
bedenin ebedi hayata başlayabilmek için yapacağı işlere rahibin ön ayak
olduğu ve adına ağız açma denen, özel bir araçla ölünün ağzına dokunma
sahnesi görülür. Törenin bundan sonraki aşamalarında ise, kalanların
feryatları ve şarkıcılarla arpist çalgıcıların eşliğinde ölü yemeğinin
yenisi gösterilmiştir.
Gündelik hayattan sahneleri
konu edinen mezar resimleri, Mısır toplum hayatının anlaşılması
bakımından önem taşırlar. Bu resimler günlük hayat ve çalışma
faaliyetinin hemen hemen bütün ayrıntılarını büyük bir belgesellikle
yansıtırlar. Ölümden sonraki hayata inanılması, cesedi mumyalayarak
büyük bir özenle korumak isteğini yarattığı gibi, ölüyle birlikte," ona
gerekli olan her türlü eşyanın ve araçların da gömülmesini zorunlu
kılıyordu. Ölümden sonrasını amaçlayan bu süreklilik isteği, hayatın
bütün görünüşlerini kapsayan duvar resimlerinde ifade edilmiştir.
Ölünün hizmetçi ve köleleri, av eğlenceleri ve öbür gündelik
faaliyetine katılanlar, kuşkusuz birlikte gömülemezlerdi, ama bunlar da
duvarlardaki resimleriyle sürüp giden hayatın sonsuzluğunda yerlerini
almış oluyorlardı. Büyük firavunların mezarlarında, yönetim hayatını
yansıtan sahneler de gösteriliyordu. Bunların yanı sıra, genellikle
esirlerin zincirlenmiş olarak götürüldükleri sahnelerde izlenen savaş
ve zafer temaları da resimlere konu teşkil ediyordu. Firavunlar bazen
de tanrılara adak adarken resmediliyorlar ve bu görünüşle tanrılara eş
bir yücelik taşıyorlardı. Soyluların mezarlarındaki resimler
firavunlarınkinden bir bakıma daha içtendir. Çünkü bunlarda gündelik
hayatın irili ufaklı olay ve sevinçlerini yansıtan sahneler vardır.
Resimlerde ölüye getirilen çeşitli yemekler, yakalanmış balıklar,
avluda beslenen güvercinler, ölünün dans eden, şarkı söyleyen kızlarla
kayık içinde Nil gezintisi, eşiyle birlikte, beslenen kuşları
seyredişi, tarlalarındaki tarım işlerinin her aşamasını gözetişi, adak
hayvanlarının kurban edilişi, ağaçların kesilmesinden, bitirilmiş
haline kadar ölü için bir geminin inşa edilişi, marangozluk yapan, taş
yontan, debbağ-lık eden işçilerin tasvirleri, hep bu çeşit mezar
odalarında yer almıştır. Bu mezarların en önemlilerinden biri, Eski
Krallık dönemi mimarbaşılarından olan Ti'ye ait olarak gösterilenidir.
MISIR RESMİNDE TEKNİK VE ÜSLUPLAR
Mısır duvar resimleri kayaların yüzeyleri üzerine
yapılıyordu. Başlangıçta ressamlar kaya üzerinde oyuk bir yüzey meydana
getirmenin güçlüğünü çekmişlerdir. Boyanın duvara yedirilmesi için oyuk
yüzeylerin içinin kalın bir boya tabakasıyla doldurulması gerekiyordu.
Ama sonraları kaya yüzeyi üzerinde böyle bir işlemi gerektirmeyecek bir
yöntem bulundu. Bu yöntemde ressamlar girintili çıkıntılı olan yüzeyi
hafifçe düzlettikten sonra kalın bir kil tabakasıyla sıvıyorlar ve
üzerine ince bir alçı tabakası sürdükten sonra resim yapmaya elverişli
yeni bir yüzey elde ediyorlardı. XIX-XX. sülalelerin hüküm sürdüğü
Ramsesler çağında ise bu resim yüzeyini hazırlama işinin daha az özenli
olduğu görülüyor. Ressamlar bu çağda kili üstün-körü sıvamışlar,
çoğunlukla sadece düzeltilmiş kaya yüzeyi üzerini çizip boyamışlardır.
Bu resimler günümüze kadar fazla bozulmadan gelmelerini kuru iklim
şartlarına borçludur. Nitekim bu resimler keşfedilip de sık sık gezilip
görülmeye başlandıktan sonra daha çok yıpranmışlardır. Mısırlı
ressamların başlangıçta fırça yerine saz ve kamış saplarını
kullandıkları anlaşılıyor. Bunlar ucu yontulmuş bitki parçalarıydı.
Daha sonraları palmiye liflerinden yapılmış fırçalar kullanmaya
başlamışlardır. Küçük kâsecikleri ve çukur deniz kabuklarını da
boyalarını koymak için kullanıyorlardı. ¥-Kuşkusuz Mısır resminin en
karakteristik olan ve dünya sanat tarihinde ona büyük önem kazandıran
yanı üslup özellikleridir. Mısır resimlerinde görülen figürler ve
olaylar derinlik duygusunun ötesinde daima düz bir yüzey anlayışı
içinde tasvir edilmişlerdir. Figürlere derinlik duygusu yaratacak
herhangi bir hareket vermekten daima kaçınılmıştır, insan vücudunun
resmedilmesinde bacaklar tamamen profilden, gövde ve omuzlar cepheden,
yüz profilden ve gözler daima cepheden gösterilmiştir. Bu değişmez
yöntemle figür._yapma alışkanlığının çarpıcılığı besbellidir, işin
şaşılacak yanı, bu sıkı kuralların yüzyıllarca koruriâbitrhiş
olmasıdır. Kuşkusuz katı ve donuk görünen bu yöntem içinde âdeta ölüme
verilmiş bir canlılık göze çarpmaktadır. Mısır heykel örneklerinin
âdeta büyük kütle değerlerini inkâr eden geometrik katılıklarında
sürekli bir hayat soluğunun duyulması da aynı nedenle üslup anlayışına
bağlanmaktadır. Bu bakımdan Mısır resim sanatı hem tektanrıcı
yüzyıllarda, hem de modern çağda geçerli olan çeşitli soyut şema
anlayışlarının da kaynaklarından biridir.Mısır resminde doğal
perspektifin yasaklanmış gibi görünür olmasında, mezar odalarının
sükûnetine uymak gibi bir zorunluk da vardır. Anıtsal bir süreklilik
ancak böyle bir hareket donukluğu içinde sağlanabilirdi. Ayrıca Mısır
resminin, narratif (hikayeci) bir eğilimde olması da resimlerin
yüzeysel bir anlayışla yapılmasında rol oynamıştır. Mısırlılar çok defa
resim yüzeylerindeki boşlukları yazıyla doldurmuşlardır. Bir yandan da
bu resim sanatı büyüsel bir öze sahip çıkarak, illüstrasyonu aşan ve
eşyaya gerçeklik yükleyen bir anlam taşımıştır. Büyüsel ve hikayeci
resim yollarının bir arada bulunuşu resim düzenlerinde büyük bir açık
seçikliği gerekli kılmaktadır. İşte bu yüzden de bütün fazlalıkların
atıldığı bir şemacılık kendini göstermiştir.
Resimlerdeki boyutlar figürün ait olduğu dinsel ya da toplumsal değere
göre değişmektedir. Firavunlar ve tanrılar çoğunlukla öteki insanlardan
daha büyük gösterilmişlerdir. Resimlerde yer alan başka figürlerse,
soylu ya da hizmetçi, köle oluşlarına göre farklı ölçülere sahiptirler.
Grup halinde resmedilen tutsak toplulukları diz çökmüş yığınlar
halindedir.
Genellikle tapınaklardaki payeler
üzerinde gösterilen firavun ve tanrılar normal boy ölçülerindedirler.
Öbür tasvirlerin büyüklüğü de onlarla orantılıdır. Mezar odalarında ve
koridorların duvarlarında yer alan resim dizile-rindeyse, ölçülerin
oldukça küçük olduğu görülür. Uzun resim dizilerinde ya ölü gömme
törenlerine ait geçitler ve bunlar gibi birbirine bağlı sahnele ya da
birbirleriyle bağıntısı olmayan başka başka sahnelerin yer aldığı,
sözgelişi bir av sahnesini, el işçiliğine ait bir başka sahnenin
izlediği düzenlemeler görülür.
MISIR RESMİNDE RENK
Doğal nesnelerden elde edilen renkler; sözgelişi kök boyaları,
Mısır resim sanatçılarının belli başlı malzemeleri arasındadır. Okr
(aşı boyası), mavi ve yeşil renkler elde etmek için dövülmüş emaye, is
birikintileri, yaran kalmış resimlerin yakınındaki kaplarda
bulunmuştur. Boya malzemesi suyla karıştırılarak inceltilmiş ve
çamsakızı eriyiği ile de yapışkanlığı sağlanmıştır. Okr renklerinin
insan ve hayvan bedenlerinde kullanıldığını görüyoruz. Bu renkten
kırmızı, kahverengi ve sarı gölgeler de elde edilebilmiştir. Kadın,
figürlerinde beden ve yüzün rengi, erkek figürlerindekinden daha
açıktır. Ancak, kadın ve erkek gruplarında açık ve koyu renk
çeşitliliklerine de rastlanabilir. Beyaz, elbiselerde ve bazı
durumlarda da zemin rengi olarak kullanılmıştır. Okr ve beyaz
karışımından, çok kullanılan bir çeşit pembe elde edilmiştir: Renk
kullanımının bir başka yanı da, boyanın kalın ya da ince sürülmesinden
elde edilen sonuçlardır. Sözgelişi, boyanın ince sürülmesiyle saydamlık
izlenimi verilebilmiştir. Saçları boyamakta kullanılan is, zamanın
yıkıntısına en çok uğrayan renk olmuştur. Mavi ve yeşil renklerinse,
bitkilerde kullanıldığı göze çarpar. Bütün bu renklerin karışımlarından
çekici ve canlı renk sonuçları elde edilebilmiştir.
Yeni Krallık dönemi mezarlarında ölünün sürekli hayatını yansıtan
sahnelerde sanatçıların şaşırtıcı incelikte bir renk zevkine
eriştikleri görülür. Büyük meyvalıklar, kurban sunakları, tezyinileşmiş
su hareleri içinde ağa düşmüş balıklar, mücevher takınmış kadın
figürleri bu ince renk zevkinin örnekleridir. Buna karşılık kralların
ve tanrıların resmi hayatıyla ilgili sahnelerde sanatçılar gelenekler
doğrultusunda dar renk sınırları içinde kalmışlardır. Mısır
dünyasında ressamların daha çok kontur, yani çevre çizgisi çizenler
diye adlandırdıklarını biliyoruz. Gerçekten de Mısır resimlerinde
figürü ya da motifi sınırlayan siyah ya da kırmızı renkte çizilmiş
çevre çizgileri donuk ve kuvvetli bir etki bırakmaktadır, izlenimci bir
erime ve dağılma Mısır resminde hiç bilinmeyen bir şeydir. Mısır
resminde bütün renklerin korunma ölçüleri, kullanıldıkları malzemeye
göre değişmiştir. Mavi ve yeşil renkler bakır kapsadıkları için zamanla
değişmişlerdir. îs malzemesi, beyaz renk malzemesine gö're daha az
dayanmıştır. Ancak resimlerin bulunduğu doğal şartların elverişliliği
onlara bir müzeden daha geniş bakım ve korunma imkânı da sağlamıştır. Mısır
resminin en çarpıcı niteliği uzun yüzyıllar süresince yasalan kolay
kolay değişmeyen anlayışlara bağlılığındadır. Çeşitli görünüşlere
değişmezlik sağlayan bu niteliğin, yalnız bir sanat disiplini değil,
Mısır yaşam düzeninin de tipik bir yanı olduğu kesindir. Mısır
mimarlığı ve özellikle Mısır sanatını daha çok karakterize eden heykel
sanatında bu bağlılık gözden kaçmaz. Kuşkusuz, sanatçının kişisel
eğilimleri bulunduğu ortamın şartları içinde baskı altına alınmıştır.
Mısır resmindeki temel farkların bu yüzden sadece çağ farkları olduğu
söylenebilir. Nitekim Eski ve Orta Krallık dönemlerini kapsayıp Yeni
Krallık döneminin içlerine uzanan çok katı bir resim disiplini M.Ö. 15.
yüzyıl ortalarından sonra daha hareketli, zarif ve oldukça bireysel bir
üsluba yerini bırakmıştır. Önceleri mavi olan zeminler sonralan daha
açık renkte boyanmış, daha çeşitli, daha fazla renk karışımları daha
büyük bir canlılıkla ele alınmıştır. 12. yüzyıldaki Ramses-ler çağında
resim sanatı geniş ölçüde yaygın olduğu halde, eski disipline bağlı
özenden pek eser kalmamıştır. Yine de bu çağ resmi, çizgi ve renk
virtüözlüğünün izlerini taşır. Süslemedeki zenginlik de tıpkı resimdeki
savrukluk gibi bir çeşit ticarileşmeyi yansıtmaktadır. Mısır resim
sanatını başka yönleriyle inceleyebilmek için papirüsler üzerine
çizilmiş örnekleri ve mumya tabutları üzerinde yer alan resimleri de
gözden geçirme gereği vardır. Bu tabut resmi geleneğinin Mısır'da çok
daha sonraları, Roma egemenliği çağında gerçekçi portre özellikleri
kazanarak sürdürüldüğünü ilerde göreceğiz. Bu portre sanatının, resim
tarihinin çeşitli deneyişlerine birer kaynak niteliği taşıdığı da
belirtilecektir.
Mısır resim sanatının papirüs
üzerine çizilmiş en önemli örneklerinden biri XXI. sülale zamanındandır
ve Prenses Entin-ny'nin gömme papirüsü içindedir. Bu örnekte resmedilen
sahnede ölünün öteki dünyaya geçiş sırasında karşılaştığı yargılama
gösterilmiştir.
Tahta
oturmuş Osiris'in huzurunda hayvan başlı tann Anubis büyük bir terazide
ölünün kalbini, gerçeğin sembolü olan bir tüyle tartmaktadır. Kitap ya
da rulo kâğıt tomarına yapılmış resimlerin en eski örneğini teşkil eden
bu papirüs tomarı ölünün öteki dünyaya geçişini kolaylaştırmak için
tabutunun içine konmuştu.
|