|
Takının Tarihi |
|
|
 |
 |
Okunma |
|
839 |
TAKI TARİHİ  Herkesçe
bilinen şey, insanoğlunun ihtiyaçlarının her devre göre değiştiğidir.
Ancak bu ihtiyacın şekli ne olursa olsun, beslenme, barınma, giyinme ve
süslenme ihtiyaçları hiç değişmemiştir. Keşifler ve icatlardır ki, her
bulunan yeni şeyi bir müddet sonra ihtiyaç haline dönüştürmüştür. Ama
gerçek şu ki, insanlar çağdaş iletişim aletleri bulunmadan önce de
haberleşiyor, bir yerden başka yerlere gidebiliryorlardı. Nasıl
yapıldı, nasıl başarıldı bilinmez ama, semavi dinlerden önceki krallar
ve ruhban sınıfı kendilerini tanrının yeryüzündeki temsilcileri olarak
insanlara kabul ettirmişlerdi. Burada bir şeyi kabul etmek gerekir. O
da sistemin ilk kurucularının çok akıllı oldukları. İşte bu yarı
tanrılar veya tanrının yeryüzündeki temsilcileri, (çoğu kedini öyle
gösteriyordu) tanrısal güçlerini insanlara kabul ettirmek için birçok
yollar buldular. Çeşitli ayinlerde giyinmek ve takınmak üzere simgesel
vasıtalara başvururlardı. Bu ayinlerde ekinlerin bereketli olması,
insanların kötü ruhlardan korunması veya başarılı olmaları için değişik
zaman ve kabilelerde çeşitli isimler altında ruhban sınıfınca insan ve
tabiat kutsanırdı.
Tanrı sembolleri takıyı yarattı Öncelikle
tanrı krallar ve rahipler, sahip oldukları güçleri üzerlerinde
taşıdıkları sembollerden alırlardı. Onlar kendilerine tanrılarınca
bağışlanmış şeylerdi. Bu bağışlanmış simgeler o zamana kadar
keşfedilmiş kıymetli taş ve madenlerden yapılırlardı. İşte bu
sembollerdir ki günümüz takılarının menşeidir. İnsanoğlu binlerce yıl
içinde kurduğu çeşitli medeniyetlerle kendi yapar kendi tapar misali
icad ettikleri tanrıları ile belki bilerek, belki de bilmeyerek günümüz
kuyumculuğunun temellerini atmış oluyorlardı. Ortaya koydukları birçok
eserle de gerçekten insanı hayrete düşürecek derecede başarılı
olmuşlardır. O eserlerdir ki, bugün dünya müzelerini süslemektedir.
Özellikle altın ve gümüş üzerine kıymetli taşlarla bezenmiş olanlar
günümüz sanatçı ve eleştirmenlerini hayrete düşürecek derecede estetik
ölçülere sahiptirler. Kaynağını çok tanrılı dinlerden aldığını
belirttiğimiz takılar, semavi dinler içinde de kendilerine yer bulmada
zorlanmadılar ve gecikmediler. İşte binlerce yıllık geçmişi olan Türk
toplumu da değişe gelişe özellikle de doğum ve evlilik gibi mutlu
günlerle töreleştirdiği adetleriyle büyük bir medeniyet meydana
getirmiştir. Orta Asya’dan başlayıp çeşitli adlar altında kurdukları
çok sayıdaki Türk devletleriyle, dünya giyim kuşam sanatına, büyük
katkılarda bulunmuşlardır. Öncelikle Uygur Türkleri, daha sonraları da
Selçuklu ve en önemlisi ise Osmanlı medeniyeti, bütün dünyayı uzun
müddet hayran bırakmıştır. Makineleşme sanatı bozdu
 Ancak
20. yüzyılın sonlarına doğru, bizde ve dünyada makineleşme, kuyumculuk
ve takı sanatına büyük darbe vurmuştur. Santrüfüj döküm tekniği ve pres
usulü ile birbirinin aynı binlerce takı kısa zamanda piyasaya sürülür
olmuştur. Bir kitabı binlerce basarsınız, bir kaseti binlerce
çoğaltırsınız. Bu yaygın eğitim, bilgilenme ve de eğlenmek için
doğrudur. Ama sanat eseri için asla. Herkesin kulağında aynı küpe,
herkesin bileğinde aynı bilezik ve herkesin evinde aynı tablo. İçinde
sanatkarın ruhu ve nefesi olmayan şey sanat değildir. Zaten tekrar
edilen şey sanat olamaz. Sanat fidanı iltifat gördüğü yerde yeşerir.
İşte bu sayımızdan başlayarak, Anadolu kültüründe binlerce yıllık
birikim sonucu oluşan takı kültürünü işleyeceğiz. Geçmişte emek
verilen, alınteri dökülen eserlerden örnekler vereceğiz. Bunların
arasında Anadolu’da bir kültürel birikim olan küpe, tepelik, gerdanlık,
bazubent, bilezik, yüzük, kemer tokaları, Mühr-i Süleyman, ayna gibi
eserleri ele alacağız.
Küpeler Kulak
memesine açılan deliğe, tel marifetiyle geçirilen takı. Burada da
“aklın yolu birdir” sözünü hatırlamak gerekiyor. Zira birbirlerini
tanımayan, dünyanın değişik bölgelerinde yaşayan insan toplulukları,
konu süslenmek olduğunda küpeyi keşfetmişlerdir. Buradan hareketle
sanatın da bütün takıların da böyle doğup böyle geliştiği hükmüne
varabiliriz. Ne var ki, bütün takılar, onu kullanan kavimlerin
kişilikleri ile bütünleşmiştir. Bu da insanoğlunun en takdire şayan
yönünü ortaya koymasında yatmaktadır. Küpenin kaynağının tılsım
olduğunu bilmem ama, türkçemizde “kulağına küpe olsun” (onu unutma,
hatırla, bu sana ders olsun) sözünün bir manası olsa gerektir. Genelde
kadınların kullandığı bu takıların eski dönemlerde erkeklerce de
kullanıldığı bilinmektedir. Onun da sebebi maddi veya manevi köleliğin
simgesidir. Mesela tarihte bazı devlet adamlarının da küpe taktıkları
bilinir. Bunların başında büyük Türk Sultanı Yavuz Sultan Selim
(1470-1520) gelmektedir. Küpelerde
en çok mıhlama tekniği kullanılmıştır. Bu teknikle çok güzel murassa,
kıymetli taşlarla bezenmiş küpeler yapılmıştır. Bu tekniğin dışında
özellikle pırlanta etkisi yapan güverseli küpeler, incinin bol olduğu
yörelerde ve incinin itibar gördüğü yörelerde de çokça incili küpeler
yapılmıştır.  Ayrıca,
küpe, bilezik ve kemer tokaları, çoğu zaman aynı teknikle
yapılmışlardır. Üzerinde yaşadığımız Anadolu toprağı, başta; Hitit,
Lidya, Urartu, İyon ve Troya olmak üzere çeşitli medeniyetlere ev
sahipliği yapmasından dolayı, dünya müzeleri ve bizim müzelerimiz bu
medeniyetlerin kuyumculuk eserleri ile doludur. Bu medeniyetlerin
sonraki mirasçıları ise önce Doğu Roma, ardından Anadolu Selçukluları,
onun ardından da Osmanlı İmparatorluğu olmuştur. Özellikle Selçuklu ve
Osmanlılar Orta Asya’dan getirdikleri maden sanatı teknikleri ile- ki
Ruslar Asya Türklerine “Kuznetski” (demirci, madeni işleyen) derlerdi-
yeni ve farklı eserler ortaya koyarak dünya kuyumculuk sanatına büyük
katkıda bulunmuşlardır.
 Birçok
takı çeşidinde olduğu gibi küpelerde de birer itibar, asalet ve
gösteriş sembolleriydiler. Kıymetli ve yarı kıymetli taşlarla
kullanılarak yapılanlarının yanı sıra, kuyumculuk tekniklerinin
tamamına yakını küpelerde kullanılmıştır. Bu tekniklerin başında,
kıymetli taşlarla yapılan Alaturka ve Alafranga mıhlamalardır. Bunun
dışında telkârî, testere işli oygu , kakma, çakma, vb.
kullanılmıştır. Küpelerde tekniklerin yanı sıra sembolleşmiş çeşitli
şekillerde kullanılmıştır. Bunların dışında “Mu” daha sonraları haç,
altılı ve beş köşeli yıldızlar, ay ve tabiattan stilize edilmiş göz, el
(Fatma’nın eli), yaprak, çiçek, böcek, kartal, aslan gibi çeşitli
hayvanlardır. Günümüz kuyumculuğunda da eski eserler, taklit
edilmelerinin yanı sıra, birçok ustalara kaynaklık yapmaktadır. Zaten
dünü bilmeden günü kazanmak mümkün olmaz. |
|
Rastgele
Son Eklenenler
|
|