|
|
 |
 |
Okunma |
|
656 |
Bizans Kuyumculuğu Bizans.
Bizans’ı, başkent İstanbul’dan ayrı olarak düşünmek ise imkansız. Bu
açıdan bakıldığında, Bizans kuyumculuğu derken asıl kastedilen,
İstanbul ya da o zamanki adıyla Konstantinopolis kuyumculuğu. Bizans
İmparatorluğu’nun üç kıtada değişik kültürlerle iç içe olması
ve geniş topraklarındaki değerli taşlar, altın ve gümüş madenleri ile
usta kuyum sanatçıları, sürekli olarak o zamanların en büyük cazibe
merkezi olan İstanbul’a akmış. Bu gelişmelerin yanı sıra, Constantinus,
II’inci Theodosius ve III’üncü Valentinianus gibi imparatorların
İstanbullu kuyumculardan vergi alınmamasını sağlayan vergi
düzenlemeleri yapmaları, İstanbul kuyumculuğunun bir yıldız gibi
yükselmesine yol açmış.Bizans kuyumculuğunda altın, gümüş, bronz gibi
metaller, elmas, zümrüt, safir, yakut, ametist, agat, kalsedon gibi
değerli taşlar ile fildişi, inci ve amber gibi maddeler kullanılmış.
Bizanslılar da tıpkı kendilerinden önce Anadolu’da yaşayan diğer
topluluklar gibi, mücevherlerin tabiatüstü güçlere sahip olduğuna
tedavi edici özelliklerinin bulunduğuna inanmışlar. Mesela,
Bizanslılara göre zümrüt kötü ruhları uzaklaştırıyor, agat ve hematitin
gibi taşlar da kadın hastalıklarına iyi geliyormuş.1204-1261
dönemindeki Latin işgalinden sonra, Avrupa’ya götürülen ve günümüzde
Avrupa’nın tanınmış müzelerinde sergilenen, ayrıca bir çok Ortadoğu
şehriyle tabii ki Türkiye’nin büyük müzelerinde bulunan Bizans
mücevherleri, Bizanslıların taç, küpe, kolye ve kolye sarkacı, iğne ve
kemer tokası ile yüzük ve bilezik kuyumculuğunda ne kadar büyük bir
ustalığa eriştiklerini ortaya koyuyor.  Bir soyluluk simgesi olarak yüzük Bizanslılarda
yüzük, bir soyluluk ve güç simgesi olmuş. Onlara göre birine yüzüğünü
vermek, ona kendi imzasını kullanma yetkisini verme anlamına
geliyormuş. Bizans yüzükleri bir halka ve üzerine tutturulan yuvarlak,
kare, oval, dilimli veya çokgen bir kaş kısmından oluşuyor. Yazının
başında anlattığımız evlilik yüzükleri de Bizanslılar’ın en çok
kullandıkları takılardan biri. Nikah yüzüklerinin üstüne birbirine
kenetlenmiş eller, evlenen kadın ve erkeğin portreleri ile ‘’Uyum’’
anlamına gelen Homonia kelimesi işlenmiş.  Bizanslı
kadınların belki de en sevdikleri takı olan küpelerde ise, zamanla pek
de değişmeyen şekiller kullanılmış. Bunların başında da halka küpeler
geliyor. Efes, Ayasuluk İonnes Kilisesi’nde bulunan ve bugün Selçuk
Müzesi’nde sergilenen küpe, bu türün en tanınmış örneklerinden biri.
Hilal biçimli halka küpeler ise düğün armağanı olarak gelinlere
verilmiş. Günümüzde Silifke Müzesi’nde sergilenen bir çift hilal
biçimli küpenin de bir düğün armağanı olduğu sanılıyor. Üç santimetre
çapındaki altından yapılmış bu küpelerde ajur tekniği kullanılmış.
Uzmanlar, küpelerde kullanılan hilal biçiminin Anadolu ve
Yakındoğu’daki Artemis ve Astarte gibi ana tanrıça inanışının bir
devamı olduğu görüşündeler. Ajur tekniğiyle yapılmış hilal biçimli
küpelerde sık sık hayat ağacının yanında kanatlarını aşmış tavus kuşu,
bereket boynuzu ve bitki motifleri kullanılmış. 
|