|
|
 |
 |
Okunma |
|
2522 |
KEMER VE TOKALARI İlk
başlarda bir ihtiyaç sonucu kullanılmaya başlanan kemerler, zaman
içinde giyimin önemli bir aksesuarına dönüştü. Böyle olunca da
özellikle tokaları bir sanat eseri gibi işlenerek, önemli bir mücevhere
dönüştü. Kemer, atalarımızın bize, adına atlı bozkır kültürü denilen
zamanlardan, yani M.Ö. ikinci asırlardan kalma bir hediyesidir. Daha o
zamanlar, Türkler, kemeri bir ihtiyaç ve süs vasıtası olarak
kullanmışlardı. Türk mezarları olarak bilinen kurganlarda yapılan
kazılarda elde edilen birçok eserin yanı sıra, çok sayıda, değişik
teknik ve üsluplarda, altından ve diğer madenlerden yapılmış kemer
tokaları dikkati çekmektedir. İşte bu kemerler, Türkler’in kurdukları
çeşitli devletlerden sonra, onların torunları olan Anadolu Türkleri’nin
elinde değişe yoğrula aşağıda anlatacağımız kemer ve tokalarla
noktalanıyordu. Toka kelimesi Türkçe olup eski manasıyla iki akar suyun
birleştiği yer demektir. Zamanla dilde birçok şekillerde
kullanılmıştır. Tokalaşmak iki elin birleşmesi, karşılıklı mutabakat,
anlaşma, birleşme manalarında olup, manadan maddeye geçişte kemer
tokasına ifade kazandırmıştır. Bugün artık şarkı, şiir ve eski
resimlerde kalmış olan kemerler, dünkü giyinme ve süslenme hayatımızın
bir parçası idi. İçtimai durumu ve cinsiyeti ne olursa olsun, herkesin
çeşitli durumlar için kuşandığı birkaç kemeri olurdu. Bu kemerler bir
devirde o kadar çok rağbet görmüştür ki, dervişler bile etrafı
madenlerle çerçevelenmiş akik, kantaşı, yeşim vb.’den yapılmış tokalı
kemerler takarlardı ve onlar tarikatlarının alameti sayılırdı.
Kemer,
iki ile beş parmak eninde, beli bir kere dolandıktan sonra toka ile
nihayetlenen bir giyim tamamlayıcısıdır. Kemerin tokası ile beraber bir
bütün olarak sanat eseri olanlarının yanı sıra, çoğunluğunda esas
önemli ve sanat eseri olan kısımları tokalardır. Kemerler, kuşaklar
gibi her gün kullanılmayıp, kutlu ve mutlu günlerde güzel elbiseler
üzerine takılırlardı. Mesela gelinlere kemer bağlamak bir gelenek
olmuştur. Gelinin babası, eğer vefat etmiş ise en yakın erkek
akrabalarından biri, gelin elbisesi olan bindallı üzerine, kendi
gücünün elverdiği nisbette kıymetli bir kemer takardı. Daha sonra gelin
bir kılıç üzerinden atlatılır ve babası tarafından sırtı sıvazlanarak
hayırlı evlatlar yetiştirmesi temenni edilirdi. Kemerler, özellikle
Anadolu’nun değişik yörelerinde milli karakterlerinin de ötesinde,
bölgelere göre karakter kazanmışlardır. Mesela Karadeniz yöresinde
altından veya gümüşten hasır örgü kemerler, Doğu Anadolu’da sevadlı gümüş
kemerler, Orta Anadolu savadlı gümüş kemerler, Orta Anadolu ve
Trakya’da telkari kemer bağlamak düğün ve eğlencelerde adet haline
gelmişti. Özellikle İstanbul kemerleri kıymetli kumaşlardan yapılmış
olup, tokaları altın ve gümüştendi. Bu altın veya gümüşten yapılmış
tokaların üzerlerine genellikle mıhlama tekniği ile yeşim ve mercan
gibi kıymetli taşlar döşenirdi.  İstanbul’da
saray için yapılan bu murassa kemerlerin, padişaha ait olanlarının bir
başka görevleri vardı: Kılıç kuşanma: Gerçi bütün ordu mensupları
kılıçlarını bellerindeki kemerden sarkan zincirlere asarlardı ama,
Osmanlı’da kılıç kuşanma, Batı’daki kralların taç giyme merasimine
denkti. Tahta çıkan her padişah biat merasimini takip eden hafta
içersinde, herhangi bir gün sabah namazından sonra yola çıkardı.
Genellikle saltanat kayığı ile deniz yolundan Eyüp Sultan’a gider, Eyüp
Sultan Hazretleri’nin türbesini ziyaret eder ve orada kılıç kuşanırdı.
(Kılıç, kemerden sarkan biri uzun diğeri kısa olan zincirlere, kılıcın
kınındaki halkalardan asılır.) Daha sonra padişah at ile karadan saraya
dönerken, yol üzerindeki atalarının türbelerini ziyaret ederdi. Osmanlı
sultanlarından ilk defa İkinci Murat 1421 yılında Bursa’da kılıç
kuşanmıştır. İstanbul’da ise Fatih Sultan Mehmet, fetihten sonra Eyüp
Sultan’da hocası Ak Şemseddin’in elinden kılıç kuşanmıştır. Yine hemen
hemen Anadolu’nun her yanında, tokaları kakma tekniği ile yapılmış sade
ve tombaklı kemerlere de sıkça rastlanırdı. Bu durumda kemerlerimizi
kaba bir sıralama ile şöyle sınıflandırabiliriz: 1-
Kemeri ve tokası madenden yapılanlar: Genellikle gümüşten, zengin
aileler için ise altından yapılmışlardır. Gümüş üzerine savatlama
tekniğinde, telkari tekniğinde (haddeden çekilmiş gümüş tellerden),
hasır örgü tekniğinde veya kalem işi tekniklerinde yapılırlar. 2-
Kemerleri kumaştan, tokaları madenden yapılanlar: Bunlarda süslü olan
sadece tokalardır. Kemer ise kıymetli kumaştan yapılmıştır. Mıhlama;
zümrüt, mercan, akik ve yeşim gibi kıymetli taşları madeni tokaya çakma
tekniği, kakma (kabartma çökertme) tekniği ile yapılan son derece zarif
şekiller veya bakır veya gümüşü tombaklama (civa ile altın kaplama)
tekniklerinde yapılırlar. 3- Kıymetli kumaşlar üzerine altın telle
işlemeli kemerler: Tek renkli kıymetli kumaştan yapılmış, her tarafı
altın tellerle oya oya işlemeli kemerler veya kumaştan kemer üzerine,
madenden değişik tekniklerde yapılmış ve takılmış, baklalı kemerler. 4-
Etrafı maden ile çerçevelenmiş yekpare taşlı kemerler: Bunlar
genellikle akik taşından yapılmış olup, tarikat mensuplarınca
kullanılmış sade kemerlerdir. Özellikle bektaşilerde rastlanır.
|