|
|
 |
 |
Okunma |
|
643 |
Küpenin Hikayesi Küpe,
bugün olduğu gibi antik çağlarda da kadının güzelliğini pekiştiren,
beğenilme çabasını tamamlayan bir takıymış. Güzelliğini takıların
ışıltısıyla arttırmak isteyenler tarafından, kimi zaman kolye, yüzük ve
bilezikle kullanılıp kusursuz bir ahengin parçası olmuş, kimi zaman da
sade bir görünüm yaratmak için tek başına tercih edilmiş.
Anadolu
bir çok konuda olduğu gibi takı ve maden işçili konusunda da Dünya
kültür önemli gelişmelere sahne kara parçası. Önceleri altı gümüş ve
bakır gibi madenleri başına işleyerek takılar yapan Anadolu insanı,
zaman içinde değişik malzemeler kullanarak yeni kombinasyonlar
yaratmış, takı yapımına Anadolu kültürünü ve zarafetini katmış.
Anadolu’da ilk küpe örneklerine M.Ö. 3. binde rastlanıyor. Tunç
Çağı’nda Anadolu’nun en önemli yerleşim merkezleri olan Truva,
Eskiyapar ve Alacahöyük’te 20. yüzyılda yapılan kazılarda bulunan altın
küpeler aradan geçen binlerce yıla karşın hâlâ göz kamaştırıyor ve
zamana meydan okuyor. Mezarlara ölü arma anı olarak konulan eşyalar
arasında önemli bir yer tutan küpeler, o dönemde Anadolu’da yaşayan
insanların gerek maden işlemeciliğindeki yetkinliğini, gerekse
motiflerdeki zevkin inceliğini gözler önüne seriyor.
Anadolu’da
hüküm süren Urartuların, Lidyalıların ve Friglerin maden eşya üretimi
ve takı işçiliğinde ne denli ilerlemiş olduklarını bugün müzeleri
süsleyen arkeolojik eserlerden anlayabiliyoruz. Bilinen ilk küpe
örnekleri basit görünümlü halka ve spirallerden oluşuyor. Hellenistik
Dönem’e dek altının tek metal olarak kullanılmasıyla elde edilen
küpeler, bu dönemden sonra yeni fikirlerin ve farklı malzemelerin
ortaya çıkmasıyla daha albenili ve renkli bir hal alıyor. Telkâri,
granülasyon, mineleme ve kakma gibi tekniklerin yaygınlaşması ve zincir
sistemlerinin gelişmesiyle formlar canlılık ve çeşitlilik kazanıyor. Bu
gelişmelere ek olarak, insan ya da hayvan figürlerinin küpelere
uygulanması da yine bu döneme ilişkin bir yenilik. Küpelerde en çok
rastlanan hayvan figürleri, aslan ve boğa başları, bir de güvercin.
Mitolojik bir yaratık olan sfenks motifi de antik çağ kuyum ustalarının
küpe yapımında tercih ettikleri arasında. Küpeleri süsleyen tanrı ve
tanrıça figürleri arasında en sık görülenler, aşk tanrısı Eros ve zafer
tanrıçası Nike. Büyük İskender’in Doğu topraklarını ele geçirmesiyle
Doğunun gelenekleri, sanatı ve teknolojisi Batı kültürüyle kaynaşmış ve
Doğudan gelen yeni ve de erli taşlarla alışılagelmiş formları n dışında
farklı ve gözalıcı takılar elde edilmiş.

Kuyum
ustaları bu yeni kombinasyonlardan özellikle kolye ve küpe yapımında
yararlanmış. Doğudan getirtilen de erli ve yarı de erli taşlar
arasında; zümrüt, yakut, akuamarin, karneol, sard ve ametist
sayılabilir. İnce işçilikli altın küpelere yerleştirilen bu taşların
bazılarının geçirgenlik özelli inin olması, küpelerin ışık altında çok
hoş görüntüler yaratmasına imkan tanımış. Birden fazla sarkacı olan
küpelerin her sarkacına ayrı ayrı yerleştirilen bu renkli taşlar, gerek
mitolojideki tanrıçaların ve efsanevi kraliçelerin, gerekse ölümlü
kadınların kulaklarını süslemiş, boyunlarına ışık huzmesi olarak
düşmüş. Sarkaç formu olarak kimi küpede disk, kimi küpede ise içi boş
küreler kullanılmış. Roma Dönemi’nde, Hellenistik Dönem’de ulaşılan
modelçeşitlili inin ve estetik anlayışının ötesine geçilerek; yeşim,
inci ve özellikle camın takılarda kullanılmasıyla görsel anlamda da
yenilik yaratılmış. Renkli cam boncuklarla süslenmiş altın küpeler ve
kolyeler bu dönemde yaşayan kadınlar için cazip takılar haline gelmiş.
İnci taneli küpeler dönemin kuyum sanatçıları tarafından özenle
yapılmış ve Romalı kadınlar tarafından da sevilerek kullanılmış. Bizans
Dönemi’nde yapılan küpelerde çoğunlukla bitki motifleri ve hayvan
figürleri görülüyor. Özellikle karşılıklı duran hayvanların arasına
yerleştirilen bitki yada haç en sık rastlanan süslemeler. Bu küpelerin
tasarımında en çok kullanılan hayvan figürü ise tavus kuşu. Antik
çağlarda küpe kullanımı kültürlere ve coğrafyaya göre de işiyor.
Takıların çoğunlukla kadınlar için üretilmiş oldu u yadsınmaz bir
gerçek olsa da antik çağlarda erkeklerin de takı kavramına hiç uzak
olmadıklarını arkeolojik eserlerden anlayabiliyoruz. Özellikle Doğu
geleneklerinde erkekler de kadınlar kadar süslenme imkanına sahipti. Yani erkekler de küpeli ve bilezikliydi. Pers,
Asur, Sümer gibi Doğu kültürlerinde tanrıların ve kralların oldu u
kadar sıradan erkek vatandaşların da kulaklarında gösterişli ve zengin
işçilikli küpelerin oldu unu zamanımıza ulaşabilen kabartmalarda ve
heykellerde görebiliyoruz. Kadınların güzelliklerinin bir tamamlayıcısı
olarak kullandı ı küpeler, erkeklerin kulaklarında süslenmenin ötesinde
gücü simgeliyordu. Erkekler tarafından kullanıldığında çoğunlukla
sosyal konum göstergesi ya da iktidar simgesi olarak kabul edilen yüzük
ve küpeler; Mezopotamya, Mısır, Ege, Yunan, Roma ve Bizans
kültürlerinde sıkça görülüyor. Hitit ve Frig gibi yerel Anadolu
kültürlerinde de erkeklerin küpe taktıklarını, kabartmalardan ve
mezarlardaki duvar resimlerinden biliyoruz. fiimdilerde müzeleri
süsleyen küpeler, Antik çağlarda yaşamış olan kuyum ustalarının
elemeği, göz nurunun bugüne ulaşmış örnekleri. Kimi, soylu kraliçelerin
ya da mitoloji kahramanı tanrıçaların güzelliklerine güzellik katmış,
kimi de yalın bir köy kadınının hayallerini süslemiş. Bir daha asla bir
insan kulağına takılamayacak, bir insanı süsleyemeyecek olan bu antik
takılar, şimdi bir vitrinin ardında, kendisinden yola çıkarak yepyeni
takılar tasarlayacak tasarımcıları bekliyor. Belki yeniden doğacaklar o
zaman...
|