|
|
 |
 |
Okunma |
|
1756 |
Lidya Gümüşleri ... Efsanevi
Lidya Krallığı’nda insanların topraklarında refah içinde yaşam
sürdükleri kabul edilmektedir. “Karun kadar zengin” benzetmesi de,
Lidya Kralı Kroisos’un adının zaman içinde değişime uğramasıyla oluşmuş
bir deyimdir. Müzelerimizde sergilenen antik Lidya gümüşleri bugün bile
büyük bir beğeni ile karşılanıyorlar ve hatta günümüz takı
tasarımcılarına ilham veriyorlar. Batı
Anadolu’nun verimli topraklarında hüküm süren Lidya Krallığı,
başkentleri olan ve bugün Manisa sınırlarında bulunan Sardes’te, başta
sanat ve bilim olmak üzere, bir çok alanda faaliyet göstermişler.
Uygarlık tarihinde önemli bir yere sahip olan Lidyalılar sadece ilk
parayı icat edip, kullanmakla kalmamışlar; aynı zamanda maden
işlemeciliği ve kuyumculuk alanlarında da adlarından övgü ile
bahsettirmişler. Verimli Lidya ovalarının ve gıpta edilen
zenginliklerinin getirdiği bollukla; desenlerin, figürlerin dünyasını
keşfe çıkan ve öğrendiklerini gümüşe, altına yansıtan usta ellerin
eserleri bugün bile görenlerin nefesini kesecek güzelliktedir. Yüzyıllarca
bolluk, bereket, refah ve zenginlikle bir tutulan Lidya toprakları,
bunların sadece söylencelerden ibaret olmadığını kanıtlamak istercesine
sayısız anıt ve eserlerle doludur. Karun Hazinesi olarak tanınan altın
ve gümüş eselerden oluşan hazine, yasadışı yollardan yurtdışına
kaçırılmış ve daha sonra resmi kanallarla Türkiye’ye iadesi sağlanarak,
sergilenmek üzere Uşak Müzesi’ne verilmiştir. Çeşitli altın ve gümüş
eserlerden oluşan hazine, görenleri tam anlamıyla hayran bırakacak
nitelikte zarif ve güzel. altın eserler arasındaki kolyeler, broşlar,
bilezikler, küpeler ve yüzükler aradan geçen bunca yüzyıla karşın takı
seven insanların rüyalarını süslüyor. Karun Hazinesi’ndeki gümüş
eserler ise, gümüşün asaleti simgelediğinin çok eski bir Anadolu örneği
olarak karşımıza çıkıyor. Gümüş eserler arasındaki çeşit çeşit kaseler,
kepçeler, tütsü kapları, fibulalar ve sürahiler, Lidyalılar’ın gümüşü
işlemedeki benzersiz incelik ve zarafetlerini de gösteriyorlar.
Arkeoloji
dünyasında Phiale olarak bilinen geniş ağızlı kase formunu gümüşe
uygulayan Lidyalı ustalar, kaseleri sadece gümüşün ışıltısına emanet
etmemişler; onları ince ayrıntılı desenlerle de süslemişler. Kimi
kaselere mitolojik figürler, kimi kaselere bitkisel motifler işleyen bu
ustalar, kimi kaseleri de hayvan figürleri ile süslemişler. Sanatı
gümüşle, estetiği günlük yaşamla birleştiren Lidyalılar’ın hünerli
ellerinden çıkan gümüş eserler gerek günlük yaşamda, gerekse
törenlerde, ibadetlerde kullanılmışlar. Çeşitli figürlerle süslü gümüş
tütsü kaplarındaki tütsülerle dini törenleri gizemli bir hale
getirirken, kutsal içeceklerini de birbirinden ilginç süslemeler ve
motiflerle bezedikleri gümüş kepçelerle sunmuşlar. Antik çağ sanatının
gözde motiflerini el emeği göz nuru bir dantel edasıyla tek tek gümüş
eserlere aktaran Lidyalılar için sanat, belli ki gümüşle ve altınla
yaşama dahil olmuş. El işçiliği ile özen ve sabırla bezenen kaseler,
sürahiler, kaşıklar başlı başına sanat eseri gibi özenle işlenmişler.
Kimi zaman lotus ve palmet motifleri ile kimi zamansa damla şeklinde
süslenen gümüş eserler, sanatlarının asırlar sonrasına ulaşabileceğini
bilmeyen ustalar tarafından sabırla yapılmış.
Süslemelerde
teknik olarak bazen kabartma, bazen oyma, bazen de kazıma teknikleri
kullanılmış. Bazı gümüş kaselerin dışında kabartma olarak yapılmış olan
sakallı erkek başları ise sanatçıların hünerlerinin yanı sıra, sabır ve
özenlerini de ispat eder gibidir. Karışık hayvanlardan oluşan figürler
ya da aslanla boğuşan Persli figürleri de Phiale olarak adlandırılan
kaselerde sıkça kullanılan figürlerdendir. Kepçe, süzgü ve kulpu olan
diğer kaplarda kulplar sade bırakılmamış, çeşitli hayvan figürleri ile
süslenmiştir. Bu figürler arasında aslan ve kuğu figürleri en çok
kullanılanlardır. Kulpları, bir kuğunun boynunun zarafeti ile
güzelleştiren Lidyalı ustalar, aynı kulpları bir aslanın esnek ve çevik
vücudu ile de hareketlendirmişler. Kuğudan başka gümüş eserlerde
kullanılan bir diğer kuş figürü de horozdur. Özellikle kapların
kapaklarında tutma işlevi için kullanılan bu figür ince işçilik ve
ayrıntılı görünümü ile dikkat çekici bir şekilde işlenmiştir.. Oinochoe
olarak bilinen sürahi kulplarında görülen formada, kulp genç bir erkek
bedeninden oluşmakta ve bu genç figür iki aslanı tutarken
gösterilmiştir. Görülüyor ki, Lidyalı sanatkârlar gümüş eserler
üzerindeki her ayrıntıyı, her inceliği en güzel yaklaşımlarla
yorumlamışlar ve kendi becerilerine, o dönem sanatının estetiğini
katmışlar. Lidya gümüş eserlerinde görülen bir başka önemli figür de
sfenkstir. Kuş kanatlı, aslan gövdeli ve insan başlı bu karışık
mitolojik yaratıklar, antik çağ sanatının bir çok alanında sevilerek
kullanıldıkları gibi, Lidya gümüş işlemeciliğinde de kendilerine önemli
bir yer bulmuşlardır. Özellikle kulpların birleşim yerlerinde ya da
kase kenarlarında kullanılan sfenks figürleri mitolojideki gizemlerini,
gümüşün ışıltısı ile pekiştirir gibidirler. Lidya gümüş eserlerinde
görülen işçilik ve teknik kuşkusuz göz alıcı ve incedir. Ancak daha
fazla pırıltı, daha fazla estetik kaygısından mıdır bilinmez, Lidyalı
sanatkârlar eserleri sadece gümüşten üretmemişler, aynı zamanda altın
ve gümüşü birlikte kullanarak farklı tasarımlar ortaya çıkartmışlar. Bu
tip kullanımda gümüş eserin üzerindeki motif ve figürler altından
yapılıyor ve gümüşün ışıltısıyla, altının parıltısı göz okşayan bir
birliktelikle, kusursuz bir estetikle harmanlanmışlar. Böylece gümüş
eserler sanatsal açıdan paha biçilmez bir hale gelmiştir.Anadolu’da
yaşayan halklar içerisinde efsanevi zenginliklere sahip olduğuna
inanılan Lidyalılar, Anadolu’nun zengin kültür mozaiğine eşsiz altın ve
gümüş eserler katmışlardır. Gerek altını, gerekse gümüşü işlemedeki
başarılarının yanı sıra Lidyalılar, desen ve figürlerdeki benzersiz
estetik ve incelikle de haklı bir üne kavuşmuşlar.
|