|
|
 |
 |
Okunma |
|
3165 |
EBRU Ebru kitreli su üzerine
serpilen boyalarla bezenmiş kâğıt ve bunu hazırlama sanatına denir. İslâm bezeme
sanatlarının hazırlanış tekniği itibariyle en cazibi ve süratli netice alınanı
olan ebruculuğun menşei hakkında kesin bir hükme varmak mümkün değildir.
Sekizinci asırdan itibaren Çin'de, on ikinci asırdan itibaren Japonya'da benzer
teknikler kullanılarak yapılması, daha sonraki asırlarda Çağatay Türkçesi'ndeki
"ebre" ismiyle Türkistan'da ortaya çıkışı, bu sanatın tarihî gelişimi hakkında
az da olsa bir fikir vermektedir.
Türkistan'dan en geç on
altıncı asır başlarında İpek Yolu'nu takiben İran’a geçişinde "ebrî" olarak
adlandırılan bu sanatın, gerçekten bulut kümelerine benzer şekiller taşıması,
buluta nispet ifade eden bu Farsça ismi doğrulamaktadır. Osmanlılarda da revaç
bulan aynı isim, Türkçe'de "ebru"ya dönüşmüştür. Hatalı olmakla beraber, kaşa
benzer şekiller de ihtiva ettiğinden, bu sanat Farsça'da "kaş" mânasına gelen
"ebru" kelimesiyle adlandırılmıştır.
Ebruculukta kullanılan
boyalar, tabiattaki renkli kaya ve topraklardan elde edildiği için "toprak boya"
adıyla anılır ve suda erimediği gibi yağ da ihtiva etmezler. Bundan başka bazı
tabiî boyalarla da renk zenginliği arttırılır. Boyalar dövülerek ve taş üstünde
biraz su ilâvesiyle "destesenk" denilen dış bükey bir el taşı ile iyice ezilerek
kullanıma hazır hâle getirilir. Ebru yapımında gerekli olan ebru teknesi,
kullanılacak kâğıdın enine ve boyuna uygun ebatta ve altı santim derinliğinde,
tercihen çinko veya galvanizden yapılmış, dikdörtgen şeklinde bir kaptır.
Eskiden suyun dışarıya
sızmasını önlemek üzere içi ziftle kaplanmış ağaçtan yapılmış tekneler de
kullanılmaktaydı. Teknenin içine konulacak suya koyuluk ve yapışkanlık vermek,
böylece serpilen boyaların teknenin dibine çökmesini önlemek için kitre
kullanılmaktadır. Kitre, krem renginde düzgün olmayan plâkalar veya şeritler
halindedir. Bir tekne kitreli su yaklaşık altı yüz ebru kâğıdı çıkarabilir.
Kitreli suyun üstüne serpilen
renklerin birbirine karışmadan yayılmasını temin için, satıhta yayılmayı
sağlayan safra asitleri ihtiva eden sığır ödü, önceden her boyanın içine ilâve
edilir. Fazla öd ihtiva eden boya, fazla yayılır. Ebru yapımında sonradan ilâve
edilen her renge, önceki renklerin arasında kendisine yer açabilmesi için daha
fazla öd koymak gerekir. Ebruculukta modern fırçalarla usûlüne uygun şekilde
boya serpilemediğinden, ince ve düz bir değneğe üstüvânî şekilde gevşek olarak
sarılmış at kuyruğu kılından fırça kullanılır. Tahta çıta üstüne belirli
sıklıkta ince teller saplanarak elde edilen tarak, taraklı ebru yapımında
kullanılan bir alettir. Serpilmiş boyalara şekil vermek için ince, boya
damlatmak için kalınca tel çubuk
rüya "battal ebru" adı
verilir. Aynı tarzın somaki mermerini hatırlatan renkte yapılan cinsine "somaki
ebru" denilir.
Battal ebruda, ebru
sanatkârının boyaları serpmek dışında tekneye müdahalesi mümkün değildir. Bir
noktadan sonra meydana gelen şekillere uymak zorundadır. Bu sebeple ebruculuk,
küllî ve cüz'î iradenin izahı için arif kişilerce müşahhas bir vakıa olarak
kabul edilmiştir. Boyaları serpmek cüz'î iradeye, kullanılır. Eskiden bu
maksatla tek at kuyruğu kılından faydalanılmıştır.
Ebru şu şekilde elde edilir:
Tekneye konulan kitreli suyun üzerine, içine öd ilâve edilmiş olan boyalar fırça
yardımıyla ve her tarafa dengeli bir şekilde serpilmeye başlanınca renkler suyun
yüzüne bulut kümeleri gibi yayılır. Her yeni atılan renk, ihtiva ettiği öd
yoğunluğuna göre daha evvel atılanları itip sıkıştırarak kendine yer açar. Bu
tarzdaki ebtekne sathında ortaya çıkacak olan önceden meçhul görüntü de küllî
iradeye benzetilmiştir.
Renkler battal ebru hazırlar
gibi serpildikten sonra, tel çubuğun ucu kitreli suya dokundurulup önce
yukarıdan aşağıya veya sağdan sola, sonra da aksi yönde keskin ve muntazam
hareketlerle bütün satıhta yürütülürse, ortaya çıkan ebruya "tarama ebru", tel
çubuğun hareketleri düzensiz ve dairemsi olursa "şal örneği", tel çubuk
yardımıyla muhitten merkeze doğru helezonî hareketler yapılırsa "bülbülyuvası"
adıyla anılan ebrular meydana gelir.
Yine renkler battal ebrudaki
gibi serpilip tarak denilen alet, telleri kitreli suya girecek şekilde teknenin
üstünde dolaştırılırsa "taraklı ebru" meydana gelir. Önce tarama ebru yapılıp
sonra taraklı ebru hâline getirilirse daha da cazip görüntü elde edilir. Bütün
bu ebru çeşitlerine son olarak yayılmayan bir koyu renk serpilmesiyle "serpmeli"
vasfı kazandırılmış olur. Aynı işlem neft yağı ile yapılırsa ebru zemininde
küçük boşluklar açılır, böyle hazırlanmış ebrular da "neftli" olarak
adlandırılır. Teknedeki kitreli su kirlendikçe serpilen renkler bazen kum gibi
noktalanmaya başlar, buna "kumlu ebru" adı verilir.
Buraya kadar sayılan ebru
çeşitleri hafif renkler serpilerek yapılırsa "hafif ebru" ortaya çıkar. Bilhassa
hat kitabeti için cazip bir zemin hazırlanmış olur, böyle kâğıtlar ayrıca
aharlanır.
Bunlardan başka bir ebru
çeşidi daha vardır ki, tanınmış ebruculardan Ayasofya Camii hatibi Mehmet Efendi
tarafından icat edildiği için "hatip ebrusu" adıyla tanınır. Bunda, hafif renkli
zemin üstüne tel çubuk yardımıyla kuvvetli renklerden birer damla bırakılır,
istenirse iç içe birkaç renk daha konabilir, ince bir iğne bu kat kat renkli
dairelerin içine sağdan sola, yukarıdan aşağıya birkaç defa hareket ettirilerek
çarkıfelek, yürek, yıldız gibi şekiller elde edilir. Buna bağlı olarak çiçek
şekilleri de yapılmak istenmiştir. Ancak ilk defa M. Necmeddin Okyay eliyle
tabiî şekline en yakın çiçekli ebrular (lâle, karanfil, hercai, menekşe,
gelincik, gonca gül, kasımpatı, sümbül) yapılması başarılmış, onun öğrencisi
Mustafa Düz-günman da bunlara papatyalı ebruyu ilâve etmiştir. Çiçekli ebrular
sanat tarihimizde "Necmeddin ebrusu" adıyla anılır.
Teknede istenilen tarzda
hazırlanan ebru, teknenin üstüne sağdan veya soldan yavaşça yatırılan ve on beş
saniye kadar bekletilen kâğıda bütün güzelliğiyle geçer. Ebruyu yapan kişiden
tarafa olan köşelerden tutulup kaldırılan kâğıt öne doğru çekilir ve gölgede
kurumaya bırakılır.
Teknede yapılan nakışlar
ancak bir tek kâğıda geçirilebilir. Bir defa yapılan ebrunun aynısı bir daha
tekrarlanamaz, ancak benzeri yapılabilir. Bundan dolayı her ebru, asla kopya
edilemeyecek bir sanat eseri vasfını taşır.
Yine Necmeddin Okyay'ın
buluşu olarak hat sanatında yer alan yazılı ebrular vardır. Bir hat eseri, arap
zamkı eriyiğiyle yazıldıktan ve kurutulduktan sonra ebru teknesine yatırılırsa,
zamklı yerler ebruyu almaz ve yazılı kısım kâğıt rengiyle kalır.
Eski yazma kitaplardaki
kâğıdın yazı sahası ile etrafının farklı renklere bo yanmasına "ak-kâse",
böyle kâğıtlara da "akkâ-seli kâğıt" denilir. Günümüzde bu sanatla uğraşanlar
süratle çoğalmakta olup, ebrunun zamanımızda kumaş, cam ve fayans üzerine de
yapıldığı, hatta mücerret resim anlayışı dışında, figüratif resim üslubuyla dahi
çalışıldığı görülmektedir.
Elin mahareti, gözlerin renk
uyu-mundaki isabeti, lâkin hepsinden önde gönül şiiriyeti ile doğan ebru kâğıdı,
geçmiş asırlarda yazma kitapların ciltlenmesinde ve yan kâğıdı olarak, bundan
başka kıt'a ve levhaların iç ve dış pervazlarında, ayrıca koltuk denilen
kısımlarında çok kullanılmıştır. Bu sıralananların pek güzel örneklerine müze ve
kütüphanelerde rastlanır. Ancak, on dokuzuncu yüzyılda Batı'dan ithal edilen
matbu ebru kâğıtları, hem bu sanatın zevkini kaçırmış, hem de yerli ebrucuların
geçimini güçleştirmiştir.
|