|
|
 |
 |
Okunma |
|
931 |
OSMANLILARDA HAT
SANATI
Arapça'da çizgi ya da bir satır yazı anlamına gelen
hat sözcüğü, bugün Arap harfleriyle yazılmış güzel el yazısı karşılığı
olarak kullanılmaktadır. Hat; güzel yazi sanati olup, yazarlarina hattat
denir: Kûfî, Sülüs, Nesih, Muhakkak, Reyhânî, Tevkî', Icâze, Ta'lik,
Divânî, Celi, Rik'a, Ma'kili dâhil, bin kadar çesidi vardi. Halicilik,
kumasçilik, dericilik, ciltçilik, kitapçilik, tezhipçilik,
porselencilik, kehribarcilik, mürekkepçilik, mobilya, sandalcilik da
ayri birer sanat dali olarak, her sahada eserler verildi.
Yazıya verilen değer, bütün İslam kültürlerinde hat
sanatının çok üstünde durulmasına yol açmıştır. Özellikle Osmanlı
kültürü içinde hat sanatı çok ilerlemiş, işlevsel görevinin yanısıra,
estetik bir düzeye yükselmiş, adeta batı resim sanatındaki tabloların
yerini tutar olmuştur. Gerçek bir tablo gibi çerçevelenerek duvara
asılan güzel yazı örneklerinden ünlü hattatların yapıtlarına Osmanlı
tarihinde çok büyük paralar ödendiği bilinmektedir. Güzel yazı, yalnız
levhalarda değil, bundan başka el yazması kitaplarda, fermanlarda,
diplomalarda, cami iç ve dış duvarlarında, çeşitli yapıların
yazıtlarında, mezar taşlarında, pencere kapağı ya da kapı kanadı gibi
mimarlık ögelerinin üstlerinde, halı bordürlerinde, kutu, vazo, tabak
gibi gündelik eşyada da kullanılmıştır.
Hat
sanatında yazı gelişigüzel yazılmaz, her yazı türünün kendine özgü
özellikleri, inceden inceye saptanmış kuralları vardır. Tarih boyunca
ünlü hat ustaları zaman zaman yazı kuralları oluşturmuşlar ve bunları
saptamışlardır. Çeşitli yazı türleri birbirlerinden, harflerin büyük ya
da küçük olması, biçimi, aralıkları, bazı harflerin birbirlerine
bitiştirilip bitiştirilmemesi, bazı yazı işaretlerinin kullanılıp
kullanılmaması gibi özellikleriyle ayrılır.
Doğal olarak yazı sanatının ilk gelişmesi Araplar
eliyle olmuştur. Bilinen ilk büyük Türk hattatı ise Amasyalı Yakut el
Musta'Sami'dir (13. Yüzyıl).
Hat konusunda ciddi ve kapsamlı çalışmayı Amasyalı
Şeyh Hamdullah (15. Yüzyıl) yapar, aklam-ı sitte, yani 6 esas yazı diye
bilinen yazı türlerini, herbirinden örnekler çıkartıp yanlarına
kurallarını yazarak bir murakka içinde toplar. Aynı zamanda Sultan 2.
Beyazıd'ın da yazı hocası olan Şeyh Hamdullah'dan günümüze kalan en
önemli yapıtlar, İstanbul Beyazıt Camii'nin cümle kapısının üstündeki
yazıtla Amasya Beyazıt Camii'nin yazıtıdır. Osmanlı sanatının doruğa
ulaştığı 16. yüzyılın en önemli hattatı, yazının yalnız üslubunda değil,
tekniğinde de yenilikler getiren Ahmet Karahisari'dir. Altını mürekkep
gibi kullanarak yazı yazmak, Altın yaldız harflerin dışını siyah
çizgiyle belirlemek, harf kalınlıklarının içini çiçek motifleriyle
doldurmak ilk kez onun uyguladığı yeniliklerdendir. En önemli yapıtı
İstanbul Süleymaniye Camii kubbesindeki yazısıdır. Türk yazı sanatının
başka bir ustası da yapıtlarıyla pekçok başka hattatı etkilemiş, 3.
Ahmet ve 2. Mustafa gibi Sultanlara hocalık etmiş olan Hafız Osman'dır
(17. Yüzyyl). Taş baskısıyla çoğaltılan KURAN'ları, çağında en uzak
İslam ülkelerine kadar yayılmıştır. Bu yapıtlar günümüzde de yazı
sanatının en değerli örneklerinden sayılır.
Ünyeli İsmail Efendi, Mustafa Rakım Efendi ve
İstanbul'daki pek çok yapının yazıtını hazırlamış olan Mehmet Esad
Yesari, 18.yüzyılın ünlü ustalarıdır.
19. Yüzyılda ise başka bir ustayla, Kazasker Mustafa
İzzet Efendi'yle karşılaşılır. Ayasofya'daki 8 büyük yuvarlak levha onun
en ünlü yapıtlarındandır. Cumhuriyetten sonra harf devrimiyle Arap
harflerinin kullanımdan kaldırılması, bütünüyle bu harflere dayanan hat
sanatının yaygınlığını birdenbire çok azaltmıştır. Kitapların latin
harfleriyle ve baskıyla hazırlanması, bu sanatın kullanım alanını hemen
hemen yalnız Cami'lerdeki duvar yazılarına indirgemiştir. Tuğrakeş
İsmail Hakkı Altunbezer, Kamil Akdik, Emin Barın gibi hattatlar bu
kısıtlı alanda yapıt vererek 20. yüzyılda hat sanatını sürdüren
sanatçılar olmuşlardır.
Çeşitli yazı türleri içinde Kufi, en eski yazıdır.
Osmanlı kültür çevresinde az kullanılmış olmakla birlikte dik, kalın,
köşeli harfleriyle hemen dikkati çekerek öteki yazılardan ayrılır. Halı
bordürlerinden madeni paraya dek çok çeşitli alanlarda kullanılır.
Yazıtlarda, KURAN'da ve Divan yazmalarında kullanılan Nesih iri harfli
olduğu için duvar yazılarında ve Kitapların bölüm başlıklarında
kullanılan sülüs, Din kitaplarında ve murakkaların başındaki
besmelelerde kullanylan Reyhani ve Muhakkak, devlet belgelerinde
kullanılan Tevki, hattatların öğrencilerine verdikleri icazetnamelerin
altındaki üstat imzalarında kullanılan Rik'a, bir arada aklam-ı sitte
diye adlandırılan en önemli 6 yazı türünü oluştururlar. Bunlardan başka
talik, nestalik, divani, bir tür steno sayılabilecek olan siyakat,
menşur, zülf-ü arus, hilali, muini, şikeste, müselsel gibi yazı türleri
de vardır.
Hat sanatında Osmanlı sanatçıları çeşitli uslupları
denemişlerdir. Bunlardan biri istiftir. Bir sözcüğün harflerinin ya da
bir cümlenin hece ve sözcüklerinin güzel bir görünüm oluşturmak amacıyla
ve kullanılan yazının çeşidine uygun biçimde yanyana ve üstüste
sıralanmasına, istif edilmesine denir. Bir sözcüğün, bir eksenin iki
yanına bir ters, bir yüz bakışık olarak yazılmasıyla oluşturulan
çeşidine müsenna ya da aynalı yazı adı verilir. 17.yüzyıldan sonra
özellikle gelişen bu türün en görkemli örnekleri bugün Bursa
Ulucamii'nin duvarlarında bulunmaktadır. Harflerin biçimleriyle
oynayarak, çeşitli düzenlerde birleştirip istif ederek yaratılan ve
oldukça stilize edilmiş bir tür yazı-resim de hat sanatında önemli yer
tutar. Yazıyla oluşturulan böyle resimler arasında en çok sevilen ve
rastlanan konular kayık, kuş, aslan, sancak, cami, ibrik, çiçek, insan
başı vb.dir. Osmanlı Devleti'nin arması ve padişahın imzası olarak
kullanylan tuğra da bir tür istif yazıdır. Oğuz Han'ın yazılı nişanından
çıktığı bilinen tuğra, Büyük Selçuklular, Anadolu Selçukluları'nca da
kullanılmıştır...
----------------------------------------------------------------------------
Kaynakça
Sanat Tarihi Ansiklopedisi
Görsel Ansiklopedik Yayınlar 1981, Cilt 4 sayfa 757-760
Ferman
Ferman, kelime itibariyle emir, irade, buyruk
anlamlarını taşır, islamiyeti kabul ettikten sonra ilhanlılar tarafından
kullanılan bu kelime, Osmanlılar'a da onlardan geçmiştir. Kısaca ferman;
herhangi bir konuda Sultan'ın "Alamet-i Şerif" denilen tuğralı emri
demektir. Üzerinde padişahın kendi el yazisi ile bir ibare de bulunan
fermanlara "Ferman-i Hümayun" denir.
Osmanlilar'da divani hat ile yazilmasi gelenek olan fermanlar kisaca su
sirayla kaleme alinirlardi:
En üst kisma davet, ki bir dua metninden oluşur.
Bunun altinda tugra kismi, onun altinda ise esas metin kismi bulunur. Bu
kisim ferman gönderilen kisinin isim ve sifatlarini tasiyan övgü
sözleri, konuya giris cümlesi, fermanin çikarilma sebebi, padisahin
yapilmasi istenen seyi emrettiginin ifadesi, isin açiklanmasi, ihtar ve
israr sözleri, son satirda ise tarih bölümlerinden olusur.
Günümüzde, antik değer taşıyan orjinal fermanlar gibi
onların iyi kopyalari da büyük ilgi görmektedir. Oldukça zor bir yazi
olan divani hat ile yazilan ferman kopyalari, orjinaline uygun kagit ve
mürekkep kullanilarak, usta hattatlar tarafindan hazırlanmaktadir.
Tezhip Sanatı
Tezhip sözcüğü Arapça zeheb altın sözcüğünden
gelmektedir. El yazması eserleri murakka denilen hüsn-i hat yani güzel
yazı levha ve albümleri ile padişah tuğralarına altın yaldız ve boya ile
yapılan bezeme sanatına verilen addır.
Tezhiple bezenmiş eserlere "Müzehhep" ezilmiş toz
altınla birlikte sulu guvaj boya ile tezyinat yapan sanatçılara da "Müzehhip"
denir. Sadece altınla yapılan tezhip çeşitlerine "Halkari" denir.
Tahrirli ve tahrirsiz olmak üzere iki türlüdür. Sayfa kenarlarında o
sayfadaki yazının neye ait olduğunu göstermek için yazılan yazıların
etrafını çevreleyen yuvarlak ve içi boş süslemelerle "Gül" denir. Bu gül
motiflerinin daha büyük ve süslü olanlarına "Şemse" denir. Genellikle
şemse cild kapaklarının ortasına yapılan bir bezeme çeşididir.
El yazma kitapların sayfaları yaldızla biri kalın
diğeri ince iki çizgiden oluşan bir çerçeve içine alınır. Bu çizilen
altın çizgilere"cedvel" denir. Tezhibin bütününü daha iyi göstermesi
için yapılır. Sayfaların etrafında cedvellerden başka çiçek ve
bezemelerle yapılan sular görülür, bunlar da şekillerine göre
isimlendirilir. Daha geniş olanına "zencerek" yani zincir gibi
zincirimsi birbirine geçmelerle eklenmiş halkalara "Ulama" içi çiçek ve
yapraklarla süslenmiş bordürlere "Kıvrık dalı" dendiği gibi "Hüsnü hat"
levhalarında sözcük ve harflerin süslenmesi için bazı tezhipli bezemeler
de yapılır ki bunlara da "Hurda tezyinat" denir. Tezhipte önemli yeri
olan bir süsleme çeşidi ile tiğ olarak isimlendirilen kısımdır. Tezhip
işlerinin bitiminde başlayarak dışa doğru uzanan ince ucu sivri
kısımlara denir.
İlk Osmanlı dönemi tezhiplerinde en çok kullanılan
motif rumi ve kıvrık dallardır. Bunun yanında Selçuklu geleneğinin
devamı olan münhaniler de vardır. Türklerin bitkisel motiflere olan
ilgisi bu dönemde yoğunluk kazanmaya başlamış olup, çok küçük stilize
çiçek motifleri kullanılmış; seberk, pençberk, asma yaprakları,
nilüferler, hatayiler çok zengin renklerle ince titiz bir işçilikle oya
gibi işlenmiştir. Kullanılan renkler ise; başta altın yaldız ve mavinin
tonları kiremit kırmızısı, pembe, açık ve koyu yeşil, beyaz, kahverengi
ve siyah kullanılmaktadır.
|