|
|
 |
 |
Okunma |
|
800 |
BATI DA HEYKELİN GELİŞMESİ Ege ve Doğu Akdeniz Ege
uygarlığı, Ege Denizini çevreleyen bölgede İO y. 3500'den İÖ y. 1000'e
değin süren tarihöncesi Tunç Çağı kültürlerinin genel adıdır.
Girit'teki Minos kültürünü, Kyklad Adalanndaki Kyklad kültürünü ve
Yunanistan anakarasındaki Hela-dik kültürü içerir. Bu üç kültürün her
biri de İlk, Orta ve Son Tunç çağlan olarak sınıf-landınlabilir. Doğu
Akdeniz'deki Kıbns kültürü, Ege uygarlığından biraz daha geç başlamakla
birlikte, Orta Tunç Çağındaki öteki kültürlere koşut bir gelişme
göstermiştir. Yunanistan anakarasındaki Son Tunç Çağı kültürü ise Miken
uygarlığı adını alır.
İlk Tunç Çağı kültürleri içinde, çanak
çömlek dışarıda tutulursa, heykel sanatının en gelişmiş olduğu kültür
erken Kyklad kültürüdür. Kyklad Adalannda çıkanlan bir tür mermerden
yapılma tanrıça heykelcikleri, Yunan Tunç Çağının en güzel ürünleri
arasındadır. Orta Tunç Çağı kültürleri içinde orta Minos uygarlığı,
pişmiş toprak . kadın heykelcikleriyle öne çıkar. Knossos'ta bulunan ve
"Yılan Tannçalar" adıyla bilinen bu heykelcikler İÖ| y. 1700'e ya da
daha eskiye aittir. Son Tunç Çağı kültürlerinden geç Minos uygarlığında
tunç, fildişi ve pişmiş toprak heykelcikler, boğa başı biçiminde taş
oyma kaplar ve mühürler dikkati çeker. Miken uygarlığında anıtsal
heykeller önem kazanmıştır. Kıbrıs'ta ise, Girit'te olduğu gibi küçük
boyutlu yapıtlar görülür. Bati Akdeniz. Metalürji, Batı Akdeniz'deki
çeşitli bölgelerde farklı zamanlarda ortaya çıktı. Bu yüzden Kalkolitik
Çağ, Tunç Çağı ve Demir Çağı, Batı Akdeniz ülkele-nnde farklı
dönemlerde gelişti. Bu dönemlerde kentlerin kurulmasıyla birlikte,
kenti savunmak amacıyla yapılar inşasına başlandı. Sardinya'da Tunç
Çağma ait yuvarlak kulelerde (nuraghi) tapınak, ev ve mezarlarda çok
sayıda tunç heykelcik bulunmuştur. Ayrıca Batı Akdeniz ülkelerinde İÖ
3000-1000 arasından kalma birçok megalit (büyük taş) insan figürüne,
Neolitik Çağa ait anıtlara, menhir ve dolmen adı verilen taş yapılara
ve özellikle Korsika'da dikilitaşlara rastlanır. İtalya'nın kuzeyindeki
Val Camonica' da da, 20 bin kadar oyma taş bulunmuştur.
Demir
Çağında İtalya önem kazandı. İÖ 1000'lerin başında Po Ovası, Toscana ve
Latium ile Lucania'nın bazı bölgelerinde, ölü yakma geleneğinin yaygın
olduğu Villa-noven uygarlığı gelişti. Bir uygarlık Tunç Çağının
sonlarında Avrupa'nın orta ve iç kesimlerine yayılan Ume (ölü külü
kabı) kültürüne dayanıyordu. Ölünün küllerinin saklandığı, insan
vücudunu andıran kaplar önceleri pişmiş topraktan yapılıyordu. Bu
kaplann yapımında daha sonra tunç kullanılmaya başladı. Venedik ve
çevresinde ise, kova biçimli kaplar (situla) yaygındı. Villanoven
uygarlığı izleyen Etrüsk uygarlığında ortaya konan ilk örnekler,
Vetulonia ve Capodimonte di Bolsena bölgelerinin düz ve ince uzun
heykelcikleriydi. Etrüsk heykel sanatı, sonraki dönemde önce Yunan,
ardından İon uygarlığının etkisine girdi. İÖ 6..yüzyıl sonuna
gelindiğinde, Veii kentinde İon üslubunda pişmiş toprak yapıt-lann
yaygın olduğu zengin bir heykel geleneği vardı. Günümüze ulaşan
yapıtlann büyük çoğunluğu ise alçak kabartmalar ve Clusium kentinde
bulunmuş İÖ 6. ve 5. yüzyıllara ait kabartmalı lahitlerdir. İber
Yarımadasında ortaya konan yapıtlarda da Yunan heykel sanatının
etkileri görülür.
Eski Yunan. İÖ 2. binyıl biterken sona eren
Minos ve Miken uygarlıklarının etkilediği Yunan sanatı, bölgeyi istila
eden halklarla yerli halkın yeni bir düzen içinde bir araya geldiği İÖ
900 ile Romalıların Yunanistan'ı fethettiği İÖ 146'ya değin uzanan
dönemi kapsar. Bu dönem de kabaca beş evreye aynlabilir: Geometrik
dönem (bak. geometrik üslup), Doğululaşma dönemi, Arkaik dönem, Klasik
dönem ve Helenistik dönem.
Yunanistan'ın dış dünyayla fazla
ilişkisinin olmadığı Geometrik dönemin (İÖ 900-800) başlıca ürünleri
çanak çömlek, pişmiş toprak yapıtlar ve küçük tunç heykellerdir. İÖ
800'den başlayarak 100-150 yıl süren Doğululaşma döneminde, Doğu üslup
ye tekniklerinin etkisi görülür. Yunanlılar İÖ 700'de Doğulu
komşularından öğrendikleri kalıplama tekniğiyle çok sayıda kabartma kil
levha yapmışlardır. Yunan sanatında Doğu etkilerinin egemen olduğu bu
dönemin üslubu, Daidalos üslubu olarak da bilinir. İÖ y. 640'ta Yunan
sanatı Mısır sanatının etkisi altına girmiştir. Bu dönemde, Mısır'ın
anıtsal mimari ürünlerinin ve heykellerinin etkisiyle, büyük ölçekli
heykellere yönelinmiş ve kireçtaşı, kil ya da ahşap yerine sert taşlar
(özellikle de Kyklad Adalarında çıkan beyaz mermer) kullanılmıştır.
Yunan heykel sanatının ilk anıtsal örnekleri bu döneme aittir. Doğulularına
dönemini izleyen Arkaik dönemin (İÖ 650-480) tipik yapıtları, elleri
iki yanında, bir ayağı daha önde genç erkek (kuros) ve benzeri genç kız
(köre) heykelleridir. Henüz model üzerine sistemli bir çalışma
yapılmamakla birlikte, bu dönemde heykellerin doğal ölçü ve biçimlere
daha yakın olduğu gözlenir. Ayrıca mezar taşlarında, sütun kaidelerinde
ve İon düzenindeki yapıların frizlerinde kabartma heykellere yer
verilmiştir.
Arkaik dönemi izleyen Klasik dönem (İÖ 480-323),
kendi içinde Erken, Yüksek ve Geç Klasik evrelere ayrılır. Erken Klasik
dönemde (İÖ y. 480-450) Arkaik döneme göre daha sakin ve dengeli bir
üslup egemen olmuştur. Bu dönemin en güzel ürünleri, adı bilinmeyen bir
heykel ustasının Olympia' daki Zeus Tapınağı'nın alınlık ve
frizlerin-deki bezemeleridir. Mermer yerine tuncun daha çok
kullanıldığı serbest heykelde ise, Myron'un yapıtları önemlidir.
Yunan
dünyasının sanat merkezine dönüştüğü Yüksek Klasik dönem (İÖ y.
450-400), Yunan sanatının doruk noktası olarak nitelendirilir. Bu
dönemin en etkili heykelcisi, Dünyanın Yedi Harikası'ndan biri sayılan
"Zeus" heykeli ile Parthenon Tapınağı için bir "Athena" heykeli yapan
Phidias'tır. Parthenon'un genel tasarımını da yapan Phidias, Klasik
dönem üslubunun yerleşmesinde önemli bir rol oynamıştır. Dönemin bir
başka önemli heykel ustası ise Argoslu Polykleitos'tur. Paionios'a ait
"Nike" (Zafer Tanrıçası) heykeli ile Atina Akropolisi'nde yer alan
Athena Nike Tapınağı'nın korkuluk frizleri gibi İÖ 5. yüzyıl sonundan
kalma yapıtlar Yunan heykel uslu bundaki gelişmeyi açıkça ortaya koyar.
Bu yapıtlarda kadın vücudu, artık gerçeğe yakın bir anlatımla işlenmeye
başlamıştır. Geç Klasik döneme (İÖ y. 400-323) damgasını vuran
heykelciler Praksiteles, Skopas ve Lysippos'tur. Bu heykel ustalarının
üçü de Klasik dönemin idealizminden Helenistik dönemin gerçekçi
anlatımına geçişte önemli rol oynamıştır. Atinalı Praksiteles, duyulan
iletirken mermeri oymanın sağladığı bütün olanaklardan sonuna kadar
yararlanmış, Paroslu Skopas ile Klasik dönem heykeline yoğun bir
duygusallık katmıştır. Atina mezar kabartmalarında da Klasik dönemin
dingin ve heyecansız üslubunun denetimli, ama derin duygulara yer veren
bir anlatıma dönüştüğü gözlenir. Lysippos da değişik pozlardaki atlet
heykelleri ve portreleriyle. bu dönem sanatına büyük bir yenilik
getirmiştir. Klasik dönemi izleyen Helenistik dönemde ise, ünlü
heykelci adlanndan çok, yer ve okul adları önem kazanır. Pergamon'daki
(Bergama) Zeus Sunağı'nın kabartmaları ile ünlü "Samothrake Nikesi",
güçlü hareket ve duyguların ustaca ifade edildiği yapıtlardır. Bu
dönemde İskenderiye de önemli bir heykel merkezi durumuna gelmiştir.
Koma sanatı ve erken Hıristiyanlık dönemi. Cumhuriyet döneminin ilk
yıllarına değin Roma'da yapılan ya da Roma'ya getirtilen yapıtların
hemen hepsi Yunanlı heykelcilerin, Helenleştirilmiş Etrüsk
sanatçılarının ya da onların taklitçilerinin elinden çıkmıştır.
Cumhuriyet döneminin son yılları ile İmparatorluk döneminde, Roma'nın
önde gelen sanatçılarının çoğu Yunanlı ya da Yunan asıllıydı. Bu
nedenle, Roma'nın, Yunan sanatını benimseyerek sürekli kıldığı
söylenebilir.
Cumhuriyet döneminin son yüzyılına ait en önemli
ürünler, pişmiş toprak ya da balmumundan yapılma soy maskeleriydi
(imagine). Roma sanatının Geç Helenistik dönem ikonografisinin
etkisinde kalmasıyla, bu maskelere daha gerçekçi bir üslup egemen oldu.
Romalıların portre sanatına olan ilgileri, kuşkusuz ölü gömme
gelenekleriyle bağlantılıydı. Ama Roma'da gerçekçi portrecilik, ayrı
bir sanat olarak ancak IÖ y. 100'de gelişebildi. Bu arada,
imagine'lerin yerini de büstler almaya başladı. Batıda Heykelin Gelişmesi BATI
DA HEYKELİN GELİŞMESİ. Ege ve Doğu Akdeniz. Ege uygarlığı, Ege Denizini
çevreleyen bölgede İO y. 3500'den İÖ y. 1000'e değin süren tarihöncesi
Tunç Çağı kültürlerinin genel adıdır. Girit'teki Minos kültürünü,
Kyklad Adalanndaki Kyklad kültürünü ve Yunanistan anakarasındaki
Hela-dik kültürü içerir. Bu üç kültürün her biri de İlk, Orta ve Son
Tunç çağlan olarak sınıf-landınlabilir. Doğu Akdeniz'deki Kıbns
kültürü, Ege uygarlığından biraz daha geç başlamakla birlikte, Orta
Tunç Çağındaki öteki kültürlere koşut bir gelişme göstermiştir.
Yunanistan anakarasındaki Son Tunç Çağı kültürü ise Miken uygarlığı
adını alır.
İlk Tunç Çağı kültürleri içinde, çanak çömlek
dışarıda tutulursa, heykel sanatının en gelişmiş olduğu kültür erken
Kyklad kültürüdür. Kyklad Adalannda çıkanlan bir tür mermerden yapılma
tanrıça heykelcikleri, Yunan Tunç Çağının en güzel ürünleri
arasındadır. Orta Tunç Çağı kültürleri içinde orta Minos uygarlığı,
pişmiş toprak . kadın heykelcikleriyle öne çıkar. Knossos'ta bulunan ve
"Yılan Tannçalar" adıyla bilinen bu heykelcikler İÖ| y. 1700'e ya da
daha eskiye aittir. Son Tunç Çağı kültürlerinden geç Minos uygarlığında
tunç, fildişi ve pişmiş toprak heykelcikler, boğa başı biçiminde taş
oyma kaplar ve mühürler dikkati çeker. Miken uygarlığında anıtsal
heykeller önem kazanmıştır. Kıbrıs'ta ise, Girit'te olduğu gibi küçük
boyutlu yapıtlar görülür. Bati Akdeniz. Metalürji, Batı Akdeniz'deki
çeşitli bölgelerde farklı zamanlarda ortaya çıktı. Bu yüzden Kalkolitik
Çağ, Tunç Çağı ve Demir Çağı, Batı Akdeniz ülkele-nnde farklı
dönemlerde gelişti. Bu dönemlerde kentlerin kurulmasıyla birlikte,
kenti savunmak amacıyla yapılar inşasına başlandı. Sardinya'da Tunç
Çağma ait yuvarlak kulelerde (nuraghi) tapınak, ev ve mezarlarda çok
sayıda tunç heykelcik bulunmuştur. Ayrıca Batı Akdeniz ülkelerinde İÖ
3000-1000 arasından kalma birçok megalit (büyük taş) insan figürüne,
Neolitik Çağa ait anıtlara, menhir ve dolmen adı verilen taş yapılara
ve özellikle Korsika'da dikilitaşlara rastlanır. İtalya'nın kuzeyindeki
Val Camonica' da da, 20 bin kadar oyma taş bulunmuştur.
Demir
Çağında İtalya önem kazandı. İÖ 1000'lerin başında Po Ovası, Toscana ve
Latium ile Lucania'nın bazı bölgelerinde, ölü yakma geleneğinin yaygın
olduğu Villa-noven uygarlığı gelişti. Bir uygarlık Tunç Çağının
sonlarında Avrupa'nın orta ve iç kesimlerine yayılan Ume (ölü külü
kabı) kültürüne dayanıyordu. Ölünün küllerinin saklandığı, insan
vücudunu andıran kaplar önceleri pişmiş topraktan yapılıyordu. Bu
kaplann yapımında daha sonra tunç kullanılmaya başladı. Venedik ve
çevresinde ise, kova biçimli kaplar (situla) yaygındı. Villanoven
uygarlığı izleyen Etrüsk uygarlığında ortaya konan ilk örnekler,
Vetulonia ve Capodimonte di Bolsena bölgelerinin düz ve ince uzun
heykelcikleriydi. Etrüsk heykel sanatı, sonraki dönemde önce Yunan,
ardından İon uygarlığının etkisine girdi. İÖ 6..yüzyıl sonuna
gelindiğinde, Veii kentinde İon üslubunda pişmiş toprak yapıt-lann
yaygın olduğu zengin bir heykel geleneği vardı. Günümüze ulaşan
yapıtlann büyük çoğunluğu ise alçak kabartmalar ve Clusium kentinde
bulunmuş İÖ 6. ve 5. yüzyıllara ait kabartmalı lahitlerdir. İber
Yarımadasında ortaya konan yapıtlarda da Yunan heykel sanatının
etkileri görülür.
Eski Yunan. İÖ 2. binyıl biterken sona eren
Minos ve Miken uygarlıklarının etkilediği Yunan sanatı, bölgeyi istila
eden halklarla yerli halkın yeni bir düzen içinde bir araya geldiği İÖ
900 ile Romalıların Yunanistan'ı fethettiği İÖ 146'ya değin uzanan
dönemi kapsar. Bu dönem de kabaca beş evreye aynlabilir: Geometrik
dönem (bak. geometrik üslup), Doğululaşma dönemi, Arkaik dönem, Klasik
dönem ve Helenistik dönem.
Yunanistan'ın dış dünyayla fazla
ilişkisinin olmadığı Geometrik dönemin (İÖ 900-800) başlıca ürünleri
çanak çömlek, pişmiş toprak yapıtlar ve küçük tunç heykellerdir. İÖ
800'den başlayarak 100-150 yıl süren Doğululaşma döneminde, Doğu üslup
ye tekniklerinin etkisi görülür. Yunanlılar İÖ 700'de Doğulu
komşularından öğrendikleri kalıplama tekniğiyle çok sayıda kabartma kil
levha yapmışlardır. Yunan sanatında Doğu etkilerinin egemen olduğu bu
dönemin üslubu, Daidalos üslubu olarak da bilinir. İÖ y. 640'ta Yunan
sanatı Mısır sanatının etkisi altına girmiştir. Bu dönemde, Mısır'ın
anıtsal mimari ürünlerinin ve heykellerinin etkisiyle, büyük ölçekli
heykellere yönelinmiş ve kireçtaşı, kil ya da ahşap yerine sert taşlar
(özellikle de Kyklad Adalarında çıkan beyaz mermer) kullanılmıştır.
Yunan heykel sanatının ilk anıtsal örnekleri bu döneme aittir. Doğulularına
dönemini izleyen Arkaik dönemin (İÖ 650-480) tipik yapıtları, elleri
iki yanında, bir ayağı daha önde genç erkek (kuros) ve benzeri genç kız
(köre) heykelleridir. Henüz model üzerine sistemli bir çalışma
yapılmamakla birlikte, bu dönemde heykellerin doğal ölçü ve biçimlere
daha yakın olduğu gözlenir. Ayrıca mezar taşlarında, sütun kaidelerinde
ve İon düzenindeki yapıların frizlerinde kabartma heykellere yer
verilmiştir.
Arkaik dönemi izleyen Klasik dönem (İÖ 480-323),
kendi içinde Erken, Yüksek ve Geç Klasik evrelere ayrılır. Erken Klasik
dönemde (İÖ y. 480-450) Arkaik döneme göre daha sakin ve dengeli bir
üslup egemen olmuştur. Bu dönemin en güzel ürünleri, adı bilinmeyen bir
heykel ustasının Olympia' daki Zeus Tapınağı'nın alınlık ve
frizlerin-deki bezemeleridir. Mermer yerine tuncun daha çok
kullanıldığı serbest heykelde ise, Myron'un yapıtları önemlidir.
Yunan
dünyasının sanat merkezine dönüştüğü Yüksek Klasik dönem (İÖ y.
450-400), Yunan sanatının doruk noktası olarak nitelendirilir. Bu
dönemin en etkili heykelcisi, Dünyanın Yedi Harikası'ndan biri sayılan
"Zeus" heykeli ile Parthenon Tapınağı için bir "Athena" heykeli yapan
Phidias'tır. Parthenon'un genel tasarımını da yapan Phidias, Klasik
dönem üslubunun yerleşmesinde önemli bir rol oynamıştır. Dönemin bir
başka önemli heykel ustası ise Argoslu Polykleitos'tur. Paionios'a ait
"Nike" (Zafer Tanrıçası) heykeli ile Atina Akropolisi'nde yer alan
Athena Nike Tapınağı'nın korkuluk frizleri gibi İÖ 5. yüzyıl sonundan
kalma yapıtlar Yunan heykel uslu bundaki gelişmeyi açıkça ortaya koyar.
Bu yapıtlarda kadın vücudu, artık gerçeğe yakın bir anlatımla işlenmeye
başlamıştır. Geç Klasik döneme (İÖ y. 400-323) damgasını vuran
heykelciler Praksiteles, Skopas ve Lysippos'tur. Bu heykel ustalarının
üçü de Klasik dönemin idealizminden Helenistik dönemin gerçekçi
anlatımına geçişte önemli rol oynamıştır. Atinalı Praksiteles, duyulan
iletirken mermeri oymanın sağladığı bütün olanaklardan sonuna kadar
yararlanmış, Paroslu Skopas ile Klasik dönem heykeline yoğun bir
duygusallık katmıştır. Atina mezar kabartmalarında da Klasik dönemin
dingin ve heyecansız üslubunun denetimli, ama derin duygulara yer veren
bir anlatıma dönüştüğü gözlenir. Lysippos da değişik pozlardaki atlet
heykelleri ve portreleriyle. bu dönem sanatına büyük bir yenilik
getirmiştir. Klasik dönemi izleyen Helenistik dönemde ise, ünlü
heykelci adlanndan çok, yer ve okul adları önem kazanır. Pergamon'daki
(Bergama) Zeus Sunağı'nın kabartmaları ile ünlü "Samothrake Nikesi",
güçlü hareket ve duyguların ustaca ifade edildiği yapıtlardır. Bu
dönemde İskenderiye de önemli bir heykel merkezi durumuna gelmiştir.
Koma sanatı ve erken Hıristiyanlık dönemi. Cumhuriyet döneminin ilk
yıllarına değin Roma'da yapılan ya da Roma'ya getirtilen yapıtların
hemen hepsi Yunanlı heykelcilerin, Helenleştirilmiş Etrüsk
sanatçılarının ya da onların taklitçilerinin elinden çıkmıştır.
Cumhuriyet döneminin son yılları ile İmparatorluk döneminde, Roma'nın
önde gelen sanatçılarının çoğu Yunanlı ya da Yunan asıllıydı. Bu
nedenle, Roma'nın, Yunan sanatını benimseyerek sürekli kıldığı
söylenebilir.
Cumhuriyet döneminin son yüzyılına ait en önemli
ürünler, pişmiş toprak ya da balmumundan yapılma soy maskeleriydi
(imagine). Roma sanatının Geç Helenistik dönem ikonografisinin
etkisinde kalmasıyla, bu maskelere daha gerçekçi bir üslup egemen oldu.
Romalıların portre sanatına olan ilgileri, kuşkusuz ölü gömme
gelenekleriyle bağlantılıydı. Ama Roma'da gerçekçi portrecilik, ayrı
bir sanat olarak ancak IÖ y. 100'de gelişebildi. Bu arada,
imagine'lerin yerini de büstler almaya başladı. Gotik
sanat. Batı ve Orta Avrupa'da 12. yüzyıl ortalarından 16. yüzyıl
ortalarına değin süren gotik sanat erken, yüksek ve geç gotik olmak
üzere üç döneme ayrılır. Romanesk
dönemde olduğu gibi, erken gotik dönemde de heykel sanatı büyük ölçüde
mimariye bağlıydı ve yaygın olarak yapıların cephelerinde görülüyordu.
Bu dönemde heykel üslubu gittikçe daha gerçekçi bir özellik kazandı;
yüksek gotik döneme gelindiğinde mimarlıkla olan yakın ilişkisi de
azalmıştı. Bunda ışınsal gotik adıyla bilinen üslubun geometrik düzene
ağırlık yermesinin önemli bir etkisi oldu. Fransa ve İngiltere'de, oyma
heykel sanatının en önemli ürünleri mezarlar ve anıtlardı. 13. yüzyıl
gotik sanatının önde gelen adları, Pisa Vaftizhanesi'nin ve Siena
Katedrali'nin akarlarım yapan Nicola Pisano, oğlu Gio-vanni Pisano ve
öğrencileri Arnolfo di Cambio ve Tino di Cajnaino'ydu. Floransa
Vaftizhanesi'ne yaptığı tunç kapılarla tanınan Andrea Pisano da dönemin
önemli sanatçılanndandı. 15. yüzyıl başında gelişen ve uluslararası
gotik olarak adlandırılan döneme ve üsluba ait birçok yapıt ise ya
kaybolmuş ya da tahrip edilmiştir. Geç gotik dönemin önemli bir
özelliği, çok sayıda heykelcinin Macaristan, Polonya ve İskoçya gibi,
kendi ülkeleri dışındaki ülkelerde de yapıtlar vermeleridir. Bu dönemin
en önemli heykelcisi, Burgonya dükünün hizmetine giren Claus
Sluter'dır. Rönesans. Gotik dönemden Rönesans'a geçiş, romanesk
dönemden gotik döneme geçişten çok daha az sarsıntılı oldu. Figüratif
sanatlarda bu, simgeci tutumdan gerçekçi tutuma geçiş yerine, bir
gerçekçi üsluptan bir başka gerçekçi üsluba geçiş anlamına geliyordu.
Rönesans'la birlikte Antik Çağın klasik ideallerine dönüldü. Bu da çok
ani bir değişim değildi; klasik yapı ve bezeme,geleneği, daha önce
romanesk ve gotik İtalyan, sanatında da etkili olmuştu. Ama Roma heykel
üslubuna kesin olarak dönen ilk İtalyan heykelci, 13. yüzyıl ortasında
Nicola Pisano oldu. Floransa'da Rönesans üslubu,
önce heykel sanatında gelişti. Rönesans heykel ustalarının en
önemlilerinden biri, hem durağan, hem hareket halindeki insan figürünü
büyük bir ustalıkla işleyen ve kabartmaya büyük bir derinlik duygusu
kazandıran Donatello'ydu. Bu sanatçı özellikle Floransa Katedrali ile
Or San Michele Kilisesi'nin heykelleriyle ün kazandı. 15. yüzyılın
başka heykelcileri arasında Nanni di Banco, Lorenzo Ghiberti, Jacopo
della Quercia, Antonio Pollaiuolo, Desiderio da Settignano, Antonio ve
Bar-nardo Rossellino ile Andrea del Verrocchio yer alıyordu.
16.
yüzyıl heykel sanatının en büyük adı, yüksek Rönesans döneminin
habercisi sayılan "Pietâ" ve gene aynı dönem üslubunun en başarılı
örneği olan "Davud" adlı yapıtlarıyla ünlü Michelangelo'ydu. Onun
ustalığı, Bartolommeo Ammannati, Baccio Bandınelli, Vincenzo Danti ye
sonradan Vene-dik'e giden Jacopo Sansovino gibi Floransah maniyerist
sanatçıları gölgede bıraktı. Ama yüzyılın ortalarına doğru Benvenuto
Cellini ve yüzyıl sonunda Flaman heykelci Giambo-logna gibi, Floransa
sanatında Michelange-lo'nun güçlü etkisini özümleyebilen sanatçılar
yetişti. Venedik'te ise, Sansovino'nun Danese Cattaneo ve Alessandro
Vittoria gibi öğrencileri, Floransa'dakîni andıran yeni bir maniyerist
üslup geliştirdiler.
Maniyerizm, İtalyan heykelci
Giambolog-na'nın etkisiyle Avrupa'nın kuzeyinde; Fon-tainebleau okuluna
bağlı İtalyan sanatçıları, Primaticcio'nun ve Celljni'nin etkileriyle
de Fransa'da gelişti. Başlangıçta İtalyan sanatçıların etkisinde kalan
İspanyol Rönesans heykel sanatı ise zamanla kendine özgü maniyerist bir
üslup geliştirdi.
Barok dönem. Barok sanatın en önemli
özelliklerinden biri, sanatçıların resim, heykel ve mimarlık arasındaki
geleneksel sınırlan yok ederek dramatik bir görselliğe ulaşmasıydı. 17.
ve 18. yüzyılların en büyük heykelcisi Gian Lorenzo Bernini, daha
gençlik dönemindeki bir dizi yapıtıyla, bu iki yüzyıhn heykel sanatının
ilkelerini belirledi. Bernini'nin sanatı, bütün barok dönem heykel
sanatının temelini oluşturuyordu. Ama Alessandro Algardi ve Flaman
Fran-çois Duquesnoy gibi heykelciler de kendilerine özgü üsluplarıyla
dikkat çekmeyi başardılar. Geç barok dönemde (17. yy sonu) resimde
olduğu gibi heykelde de yapı ve tasanma değil, bezemeye ağırlık veren
kompozisyonlar önem kazandı. 18. yüzyıl ortalarında ise İtalyan heykel
sanatında teknik ustalığın önem kazandığı pitoresk bir üslup egemen
oldu. Geç barok döneme damgasını vuran sanatçılar arasında Filippo
Carcani, Filippo Parodi, Camillo Rusconi, Luişi Vanvitelli ve Antonio
Canova gibi heykelciler sayılabilir.
Barok ve rokoko sanatı
İtalya'nın dışında İspanya, Flandre, Fransa, Orta Avrupa ve Rusya'da da
gelişti. Gregorio Hernândez, Manuel Pereira, Juan Martinez Montanes,
Alonso Cano, Pedro de Mano ve Jqs de Mora gibi heykelcilerin temsil
ettiği İspanyol barok heykeli hemen bütünüyle dinsel bir temele
dayanıyordu. Picasso'nun yanı sıra Alex-ander Archipenko, Raymond
Duchamp-Villon, Jacques Lipchitz ve Wilhelm Lehmbruck gibi heykelciler
heykel sanatına yeni bir yön veren yapıtlar ortaya koydular. İlk
örneklerini Rus sanatçı Vladimir Tatlin'in verdiği yapımcılık oyma,
biçimlendirme, dökme yerine bükme, kesme, kaynakla birleştirme gibi
yöntemlere yöneldi. Malzeme olarak mermer ve tuncun yerini plastik,
cam, demir ve çelik gibi sanayi ürünleri aldı. Tanınmış yapımcı
heykelciler arasında Na-um Gabo ve Georges Vantongerloo yer alıyordu.
1920'lerde
toplumun öteki alanlarında olduğu gibi modern sanatta da bir tepki
dönemi başladı. II. Dünya Savaşı sonrasının düzen ve güvenlik arayışı,
birçok avant-garde heykelcinin üslubunda önemli değişikliklere yol
açtı. Alberto Giacometti, Jean Arp, Lipchitz, Henry Moore, Barbara
Hep-worth, Picasso, Julio Gonzâlez ve Alexan-der Calder fantezinin ağır
bastığı bir anlatım geliştirdiler. Bu yıllarda metal, yaygınlıkla
kullanılan malzemelerden biri haline geldi. Kendiliğindenliğe ve
rastlantıya önem veren Peter Agostini, George Spaventa, Peter Grippe
gibi sanatçılar ise balmumu ve kili yeğlediler. 20. yüzyıl heykel
sanatı, hem teknik ve malzeme, hem de konu ve üslup açısından çok büyük
bir çeşitlilik kazandı. Çağdaş akımların en belli başlıları, ABD'li
heykelci George Segal'in örneklerini verdiği rardon ve Antoine Coyseyox
ile Jean-Baptiste Lemoyne, Pigalle, Etienne-Mauri-ce-Falconet,
Jean-Antoine Houdon gibi sanatçılar, İngiltere'de Nicholas Stone ve
Edward Marshall, Orta Avrupa'da ise Georg Petel, Georg Raphael Donner,
Egid Quirin Asam, kardeşi Cosmas Damian Asam ve Ignaz Günther de
dönemin önemli heykelcilerindendi.
Yeni-klasik dönem ve 19.
yüzyıl. Yeni-klasik sanat, bir yandan barok sanatın son evresine bir
tepkiydi, bir yandan da Antik Çağın klasik sanatına duyulan yeni ilgiyi
yansıtıyordu. Ama baroğa yönelik tepki, bu sanatın 18. yüzyıl
sanatçıları üzerindeki etkisini hemen ortadan kaldırmadı. Yeni klasik
heykelcilerin rokokoyu hafif ve yüzeysel bulmalarına karşın
Etienne-Maurice Falconet, John Flaxman gibi sanatçıların ilk dönem
üsluplarında Fransız rokokosunun güçlü etkileri görülüyordu.
Yeni-klasik heykelin önemli bir özelliği, hareket ve duyguların
taşkınlıktan uzak, denetimli bir üslupla anlatılmasıdır. Klaşikçiliği
benimseyen heykelciler arasında İngiltere'de John Wilton, Joseph
Nollekens, John Bacon (Yaşlı), John Deare, Christopher Hevvetson ve
John Flaxman, Fransa'da Claude Michel (Clodion), Augustin Pajou ve
Pierre Julien, italya'da Antonio Canova ve Camillo Pacet-ti, ABD'de ise
William Rush, Horatio Greenough, Hiram Powers ve Thomas Crawford
sayılabilir.
19. yüzyılda akademilerin her yıl düzenlediği halka
açık sergiler, heykelcileri büyük ölçüde etkiledi. Akademiler, eğitim
programlarıyla denetimli bir klasikçiliğe ağırlık verirken, bir yandan
da açtıkları sergilerle heykelcileri heyecanlı ve yenilikçi bir
anlatıma özendiriyorlardı. Bu dönemde geliştirilen mekanik teknikler de
heykel sanatının yönünü önemli ölçüde belirledi. 19. yüzyıl heykel
sanatının belki de en başarısız örnekleri, kiliseleri ve kamu
yapılarını süsleyen büyük boyutlu kabartma panolar, alınlıklar ve
nişlerdi.
Kent alanlarına dikilen tunç portreler ve büyük
mezarlıklara yerleştirilen anı heykelleri de 19. yüzyıl heykel
sanatının yaygın örneklerinden oldu. Modern heykel. Modern sanatın
kökleri, 19. yüzyıl ortalarında, özellikle resim alanında akademik
geleneğin konusuna ve üslubuna karşı çıkışa dayanır. 19. yüzyılın
ikinci yarısında, Auguste Rodin ve aynı zamanda ressam olan Edgar Degas
gibi Fransız sanatçılar ile İtalyan Medardo Ros-so 20. yüzyıl heykel
sanatı üzerinde önemli etkiler bırakacak yapıtlar verdiler. Rodin'in
çok sayıdaki öğrencisi arasında en önemlileri Ğmile-Antoine Bourdelle
ve Charles Des-piau'ydu. Gene Rodin'in etkisiyle 20. yüzyıl başında
Paris'e gelen birçok sanatçı içinde Wilhelm Lehmbruck ve Constantin
Bran-cusi ötekilerden ayrılır.
20. yüzyılın ilk yansında, başka
sanatlarda olduğu gibi heykelde de kübizm, yapımcılık, dadacılık,
gerçeküstücülük gibi avant-garde akımlar ortaya çıktı. Picasso'yla
birlikte heykelci artık, geleneksel heykel yöntemlerini ve görme ya da
dokunma duyularını çevresel sanat ile Gabo, Duchamp ve Alexander
Calder'ın öncülük ettiği kinetik sanat oldu.
|