|
|
 |
 |
Okunma |
|
1986 |
Tahta maden ya da taş üstüne şekiller veya harfler
çizerek, bu motifi kâğıt üzerine basma tekniği ve sanatıdır. Tahta,
gravürcünün ilk malzemesidir. Ağacın lifleri yönünde kesilerek
hazırlanmış olan gravür tahtası'na ancak ana çizgileriyle çizilmiş,
basit bir desen yapılabilir.
Bu az-çok pürtüklü yüzeyde, kâğıt
üzerine çıkması istenen hatlar siyahla belirlenir ve çevreleri çakıyla
kazınarak şeklin yüzeyden daha kabarık olması sağlanır; sonra beyaz
kalan kısımlar oluklu oyma kalemi'yle kazınarak gravüre bir kabartma
görünüşü verilir. Tahta üzerine yapılan bu çeşit yontma gravür Dürer'in
eserleriyle doruğuna erişmiştir.
Sırsız boyalı gravür ya da uç
tahta gravür'de, baskı altında birleştirilmiş veya birbirine
yapıştırılmış kare veya dikdörtgen biçiminde küçük tahta parçaları
kullanılır. Bu pürüzsüz, her yönde kazınması kolay yüzey, yassı oyma
kalemiyle (yassı çapla) veya içi dolu oyma kalemiyle (yuvarlak çapla)
işlenir.
Uç tahta, gravürcüye, desenin en ufak inceliklerini ve
her renk boyayı (açık kurşunîden koyu siyaha kadar) kullanma olanağını
verir. Bugün fotomekanik teknikleriyle tahtından indirilmiş olan
gravür, XIX. yy .da, çok büyük ustalık isteyen kopya gravürcülerinin
uzmanlık konusu olmuştu. Günümüzde, kalın linoleum da (mantarlı
muşamba) aynı teknikle, çakı veya oluklu oyma kalemiyle işlenir. Maden Üzerine Gravür
Tahtanın
tersine, maden üzerine gravür, kalemle oyularak yapılır. Maden olarak
asıl gereç bakırdır, ama çelik, çinko ve pirinç de kullanılır.
Maden
üzerine gravür yapan gravürcüleri birbirinden ayıran nitelik her şeyden
önce kullandıkları kalemdir. Dürer ile İtalyan gravürcüsü Mantegna kazı
kalemi ustasıydılar, Rembrandt hakkak kalemi'yle ünlüdür, buna karşılık
beşik kalem (ucu çok dişli geniş kalem) XVIII. yy. İngiliz gravür
sanatının belirgin özelliğidir.
Kezzapla gravür yapma yöntemi
XVI. yy.da ortaya çıktı. Verniğe bandırılmış bakır levhalar çelik
kalemle oyuluyor, sonra asit banyosuna daldırılıyordu; kalemle verniği
kazınan yerler asitten etkilenerek eriyip oyuluyordu.
Kazı
kaleminden daha kolay, hattâ daha aslına sadık iş gören kezzap pek çok
ressamın ilgisini çekti, Jacques Callot, Claude Lorrain, İtalyan mimarı
Piranesi gibi bir kısım sanatçılar ikinci bir ifade aracı olarak ondan
yararlandılar.
Estamp
Estamp, sanat
eserlerinin birçok kopyasını çıkarmak ihtiyacından doğdu: Hıristiyan
keşişler kiliselerin duvarlarını süsleyen dinsel resimleri yanlarında
taşımak istiyorlardı. Gezici vaizlerin, her biri için bir hikâye
anlatmak üzere albüm şeklinde biraraya getirdikleri bu gravürler,
Gütenberg'in bastığı ilk kitapların (1475) öncüsü oldu.
XIV.
yy.ın sonunda, kâğıt parşömenden daha ucuz olduğundan estamp yapımı
yaygınlaştı ve resim çoğaltmada en geçerli usul oldu. Eserlerinden
birçok kopya yapmak isteyen sanatçılarca çok kullanılan estamp sanatı,
büyük sanatçılar tarafından da uygulandı, hattâ eskiden yapılmış
eserleri çoğaltmak isteyen basit kopyacılar ve kitap resimleme ustaları
da ondan yararlandılar.
Bugün bu çeşit gravürcülüğün yerini
fotoğrafçılık almıştır. Buna karşılık modern ressamların gözde anlatım
araçlarından biri olan asıl gravür, etkisini daha da artırdı. Şimdi
gravür yapma usulleri, özellikle fotogravür gibi başka tekniklerin işe
karışması nedeniyle karmaşıklaşmış, plastik maddeler gibi yeni
malzemenin kullanılması nedeniyle de kabartma estamp sayısı
zenginleşerek çeşitlenmiştir.
Litografi (Taşbasması)
Alman
Senefelder (1771-1834) tarafından bulunan litografi yöntemi, resmin
kabartısız ve oyuksuz bir yüzey aracılığıyla basılmasını sağlar. Bunun
için çok ince dokulu bir kalker kullanılır; sanatçı koyu ve yumuşak bir
kursun kalemle ya da fırçayla mürekkep kullanarak resmi bu taşın üstüne
çizer. Renkli olarak da yapılabilen litografi gravürcülük gibi özel bir
öğrenim de gerektirmez.
(Solda) «Kadın» Japon estamp ustası Utamaro'nun (1753-1806) bir eseri. Guimet Müzesi, Paris.
(Sağda)
İtalyan gravürcüsü Piranesi'nin (1720-1778), 14 parçadan oluşan
«Hapishaneler» adlı ünlü gravür dizisinden bir örnek. Tiyatro
dekorlarından esinlenen bu gravürlerde gem tanımaz bir hayal gücünün
izleri görünür.
(Solda)
«At» (1911), Raoul Dufy'nin tahta üstüne gravürü. Bu Fransız sanatçı,
özellikle lüks baskılı kitapları resimlemek üzere yaptığı çalışmalarla,
XX.yy. baslarında gravürcülüğün ilgi görmesini sağladı.
(Sağda)
Çağdaş Türk gravürünün ustalarından olan Aliye Berger'in bir eseri:
«Leylekler». Berger, kısa ama çok canlı ve verimli sanat hayatına
çeşitli güzellikleri sığdırmış bir sanatçıdır.
Eski
İstanbul hayatından bir sahneyi canlandıran bu gravür, batılı bir
gezginin eseridir. Sedirleri, sehpaları, nargileleri, duvara gömülü
selsebili, sütunlu parmaklığı ile Osmanlı imparatorluğu devrinde tam
bir söyleşi atmosferi...
|