|
|
 |
 |
Okunma |
|
732 |
Hitit Heykel (Kabartma) Sanatı Hitit
sanatında heykelin çok büyük anlamı ve önemi vardı; çünkü tanrı
heykelleri yurtlarının kutsal simgeleri olarak görülüyordu. Büyük Kral
Muvatalli ülkenin başkentini Hattuşa’dan Adana civarındaki Dattaşşa’ya
naklettiği zaman, tanrı heykellerini de oraya götürmüştü. Çünkü kendisi
Mısır savaşıyla uğraşırken Kaşgaların Hattuşa’yı zaptetmelerinden ve
tanrı heykellerini ellerine geçirmelerinden korkuyordu. Tanrı Heykelleri Boğazköy’de
Büyük Tapınak’ta avlunun kuzeyinde doğudaki büyük odada Gök
Tanrısı’nın heykeli bulunduğu biliniyordu. Onun batısındaki odada da
büyük tanrıçanın heykeli bulunması lazım geldiğini ilk defa bu
satırların yazarı saptamıştır (E.Akurgal, Die Kunst Anatoliens, München
1961, s.68). Bu iki heykelin dışında muhakkak ki başka eserler de
vardı. Ancak onların nerede yer aldığını bilmiyoruz. Buna karşılık
tanrı kabartmaları, aşağıda göreceğimiz gibi bollukla ele geçmiştir . Lugal Gal (Büyük Kral) Heykelleri Hititler
kral ve büyük kral sözcüklerini Sümer dilinden almışlardır. Lu=Adam,
Gal=Büyük, Lugal=Büyük Adam=Büyük Kral anlamına geliyor. Lugal Gal
heykellerinden de birçok örnek mevcut olduğu şüphesizdir. Ancak
bunlardan hiçbiri günümüze gelmemiştir. Yalnız Yazılıkaya’nın B
Galerisi’nde Kral Tuthaliya’ya ait olduğunu sandığımız heykelin altlığı
korunmuştur (bkz. E.Akurgal Anadolu Uygarlıkları, s.452). Lugal Gal
kabartmalarına gelince aşağıda göreceğimiz gibi, onlardan birçok örnek
ele geçmiştir (Resim 66, 67, 74, 83). Anadolu’da anıtsal heykel
Hititlerle başlar. Yazılı kaynaklarda büyük boy heykellerden sıkça söz
edilin Alaca’da ve Boğazköy’de gördüğümüz sfenks heykelleri günümüze
değin gelmiş örneklerdir. Hitit
figüratif sanatı başlangıçta büyük ölçüde Şark örneklerinden
esinlenmiştir. Tanrıların boynuzlu başlıkları, giysiler ve özellikle
dinsel ve mitolojik konular Şark etkisi sergilerler. Ancak Büyük
Krallık Dönemi’nde kişiliğini bulan Hitit figüratif sanatı övgüye değer
bir özgünlük kazanmış, türü kendine öz bir heykelcilik sanatı bütün
Anadolu’ya, İzmir’den Antakya değin egemen olmuş hatta yarımada dışına
da taşarak Suriye’de ve Filistin’de etkili olmuştu. Babil
sanatından esinlenerek geliştirilmiş boynuzlarla süslü sivri külahlar
Hitit sanatın da yeni bir anlam kazanmıştır. Boynuzlar bir tür rütbe
işareti olmuştur. Küçük tanrıların sivri külahlarında boynuz sayısı az,
büyük tanrılarda ise çoktur. Örneğin İştar’da ve on iki tanrının
herbirinde birer boynuz, Hattuşa’nın Gök Tanrısı’nda yalnız ön cephede
olmak üzere altı, Hatti Ülkesi’nin Gök Tanrısı’nda ise külahın önde
altı ve arka yüzünde beş tane olmak üzere onbir boynuz bulunmaktadır. Baş
tanrının külahı ayrıca elips biçimli beş tanrı hiyeroglifı ile
süslüdür. Şarruma tek başına olduğu zaman daha görkemli bir külah ile
görülmektedir.
Babasının huzurunda ise saygılı olmak için,
sadece külahının ön yüzünde boynuz taşımakta ve külahın ortasındaki
tanrı ideogramlarından yoksun olarak tasvir edilmektedir.  Hititler
güneş kursunu Mısırlılardan almışlar ancak ona yeni bir biçim vermişler
ve onu kral olmanın baş simgesi yapınışlardır. Güneş kursu ‘Ren
majeste, kral” anlamına geliyordu. İki kanat arasındaki rozetin
ışınlarını güneş kurslarında da buluyoruz. Erkek ve kadın fıgürlerinin
duruşu da Hititlere öz bir şema içindedir. Tanrılar ve krallar
ellerinde bir şey taşısınlar taşımasınlar, Karagöz figürlerinde olduğu
gibi bir kolları biraz diagonal durumda öne uzatılmış, öteki kolları
ise göğüs hizasında yere paralel durumdadır (Resim 64-67). Tanrıçalarda
ve kraliçelerde ise bir kol tam öne, öbürü biraz öne uzatılmış ve
yukarıya kıvrılmış olarak tasvir edilmektedir (Resim 64, 65, 68). Eller
bütün figürlerde yumruk biçiminde sıkılmış haldedirler. Krallar
tanrılara ibadet ve saygı sırasında iki ellerini yumruk biçiminde
birleştirerek yüzleri hizasında tutarlar. Bu duruşu bir Alacahöyük
kabartmasında ve Kral Varpalavas’ta görüyoruz.  Göz,
kulak, burun ve sakal türünden ayrıntılar genellikle hep aynı kalıptan
çıkmış gibidir. Tanrılar ve krallar sakallı ya da sakalsızdırlar, ancak
hiçbir zaman bıyıklı değildirler. İkonografi, dediğimiz gibi hep
aynı kalıp içinde olmakla birlikte stil ayrılıkları göze çarpmaktadır.
Örneğin daha eski bir dönemde yapılmış olan Alacahöyük kabartmaları,
Yazılıkaya tasvirlerinden ayrı bir stil açığa vururlar. Nitekim
Fraktin (Resim 72) ve Haymana’daki Gâvurkaya kabartmaları da değişik
stil gösterirler. Bitik, İnandık vazolarında, gümüş kaplarda ve çeşitli
madeni eserler de yer alan figürler ise büsbütün ve çok yüksek
nitelikli bir işçilik ve biçem (stil) sergiler. Söz konusu eserler
“Hitit Saray Stili”nin en güzel ürünüdürler. Hititlerden
bize kalan figüratif sanat eserleri, tapınaklarda ya da kralların
diktirdiği anıtlarda yer almaktadır. Bu nedenle elimize geçen
kabartmalar, heykeller, mühürler bir “saray sanatı” ürünüdürler. Eflatunpınar,
Fasıllar, Manisa ve Yesemek anıtları bir yana bırakılırsa Hitit
kabartmalarında önden tasvir genellikle yapılmıyor, insan ve hayran
figürleri hep yandan (profilden) gösteriliyordu. Böyle olmakla birlikte
kralların aslında önden tasvir edilmiş olarak düşünülmeleri gerektiğini
yukarıda anlatmıştık. Alacahöyük’ün bir kabartmasında aslan başının
önden görünmesi Hititli sanatkârın bir becerisi değildir. O bu duruşu
Şark kökenli bir örnekten aynen almış olmalıdır. Hititler çağdaş
Mısır ve Mezopotamya’da olduğu gibi kabartmalardaki insan figürlerini
gözleri ile gördükleri biçimde değil, kafalarında düşündüklerine göre
tasvir ediyorlardı. Hellenler’in M.Ö. 475-450 sıralarında natüralist
tasvir yöntemini bulmalarına değin bütün milletler, bugün fotoğraf
makinesinin gösterdiği görüşü değil, bir insan görüntüsünü ideal biçimi
ile ifade etmeye önem veriyorlardı. Bu tasavvura göre tasvirde insanın
uzuvları en anlamlı olarak kabul edilen yönleri ile gösteriliyordu. Yüz
her zaman profilden, buna karşılık profilden olan yüzde göz tam
cepheden, göğüs ve vücudun üstü önden, bacaklar ise yandan tasvir
ediliyordu. Bu tasvir yöntemi bir ilkellik beceriksizliği değil,
tersine idealist bir düşünce biçimi idi. Çünkü istenilen ve gereken
yerlerde, örneğin yazılıkaya figürlerinde gördüğümüz gibi bütün vücut
profilden de tasvir edilebiliyordu. Anadolu Kültür Tarihi-Ekrem Akurgal- TÜBİTAK Yayınları
|