|
|
 |
 |
Okunma |
|
620 |
Mısır Heykelciliği Firavunlar
dönemi Mısır’ı için, bir heykel hareketli bir varlık kadar canlıdır.
İlahi bir varlık, bir kralın veya daha başka bir kişinin görüntüsü
biçiminde yontulan heykel fazla değer taşırdı. Heykel, temsil ettiği
kişinin canlı bir varlığıydı. Bu yüzden kimin heykeli olduğunu ve o
kişinin özelliklerini heykel üzerine yazmak önemliydi. Hiyeroglifle
yeterli açıklamalardan yoksun anonim bir heykel gücünü yitirirdi.
Canlılığını kaybeder, madde boyutuna indirgenirdi. Mısırlı
heykelciler genelde granit veya porfir gibi sert taşlarla çalışırlardı.
Tutkuyla ortaya konulan biçimlerdeki amaç, sonsuzluğa ulaşmaktı. 3 000
yıl boyunca üslup hiç değişmedi. Cepheden görüntü kuralına sıkı sıkıya
bağlı kalındı. Baş, gövdenin üst bölümünün ekseninde, kollar bedene
yapışık konumdaydı. Bu da kişiliklere kutsal bir boyut kazandırıyordu.Mısır
sanatı çoğu zaman bir alçak kabartma sanatı olarak karşımıza çıkar.
Çıkıntılar azdır. Yılan-Kral Steli’nde olduğu gibi (M.Ö 2900’e doğru)
kişiler profilden resimlenir. Bu eserdeki şahin-yılan karışımı figür,
boş bir fon üzerinde en sade haliyle belirir. Tahta, seramik veya cam
hamurundan yapılmış heykelciklerin yanı sıra dev heykeller de
bulunmuştur. Büyük kaya parçalarına oyulmuş sfenksleri bu dev
heykellerin en güzel örneğidir. Akıl almaz büyüklükte bir kayadan
yontulmuş insan başlı dev aslan heykeli Gize Sfenksi (M.Ö. 2500’e
doğru, Kahire yakınlarında) hem kültesellik, hem de bütünlük görüntüsü
açısından değer taşır. Pençeler ise taşınıp getirilen ekleme taşlarla
yapılmıştır. Katı kurallar üzerine kurulmuş olsa da, Mısır
heykelciliği gerçekçilikten uzaklaşmaz. Louvre Müzesi’nde bulunan
Bağdaş Kurmuş Yazıcı (M.Ö. 2700’e doğru) bu açıdan çarpıcı bir eserdir.
Duruştaki simetri yüzdeki güçlü ifadeyi etkilemez. Gövdeye uygulanan
renkler ve göz çukurlarına kakılan siyah beyaz mine, figürden taşan
canlılığı daha da vurgular. Heykel Günümüze
ulaşan heykellerin büyük bölümü mezarlara, geri kalanların çoğu da
tapınaklara konmak üzere hazırlanmıştır. Firavunların büyük boy
heykelini yapmak, onların gücünü simgelemek açısından önem taşımıştır.
Bunların hangi firavuna alt olduğu üstlerindeki hiyeroglif yazılardan
anlaşılır. Mısır heykellerinde bir adımı ileri atıp ayakta durmak ya da
kolları dizler üstüne koyup oturmak gibi sürekli kullanılan duruşlar
vardır. En eski oturan firavun heykelleri 2. sülaleden
Hasekhemui’ninkilerdir (Mısır Müzesi, Kahire ve Ashmolean Müzesi,
Oxford). Bunlar küçük olmalarına karşın daha ilerideki anıtsallığın ilk
belirtilerini taşır. Mısır heykeli çok hızlı gelişmiştir. Firavun
Coser’in gerçek boydaki ilkel, ama çok etkileyici heykeli (Mısır
Müzesi) 4. sülalenin el-Gize piramitlerindeki anıtsal heykellerinin
habercisi olmuştur. Firavun Kefren’in diyoritten yapılmış heykeli
(Mısır Müzesi) ince işçiliği ve ağırbaşlı havasıyla en başarılı
örneklerden biridir. Mikerinos ile karısını gösteren heykel ise (Boston
Güzel Sanatlar Müzesi) Mısırlıların arduvaz gibi sert taşları
işlemedeki büyük ustalıklarını gösteren bir başka örnektir. Eski Krallık
döneminde firavun heykellerinde ulaşılan bu düzey, o dönemde başka
kişilerin heykellerinde ve ahşap ya da kireçtaşından yapılıp üstlerinin
boyandığı heykel örneklerinde de sürmüştür. Prens Rahotep ile karısı
Nofret’in oturan heykelleri (Mısır Müzesi) ve yönetici Kaaper’in
Şeyhü’l-Beled adıyla bilinen heykeli (Mısır Müzesi) bunlar arasındadır.
Louvre ya da öteki müzelerde örnekleri bulunan katip heykelleri de bir
elinde fırça, ötekinde bir yaprak papirüs tutarak söylenenleri dikkatle
izleyen bürokrat tipini canlandırır. Bunlar portre olmamakla birlikte,
belli bir kişilik taşıyan heykellerdir.
Orta Krallık
döneminden kalan III. Sesostris ve III. Amenemhet heykelleri (British
Museum, Londra) neredeyse portre sayılacak kadar gerçekçi biçimde
işlenmiştir. Et-Gize’deki Sfenks sayılmazsa, tapınaklarda firavunların
büyük boyutlu heykellerine ilk kez 12. sülale döneminde rastlanır.
İnsan
figürünü elden geldiğince yalın bir biçime indirme çalışmaları tümüyle
Mısır’a özgü bir oturan insan heykelinin ortaya çıkmasına yol açmıştır.
Dizlerini göğsüne doğru çekmiş ve kollarıyla da onları sarmış olan bu
heykellerde insan figürü, başı dışında neredeyse bir küp biçimini alır.
12. sülale döneminden kalan Sihathor heykeli (British Museum) bu türün
tarihlenmiş en eski örneğidir. Yeni Krallık,
özellikle de 18. sülale döneminde heykel sanatının yeniden canlandığı
gözlenir. Kraliçe Hatşepsut ile Firavun III. Tutmosis’in son derece
duyumsal heykelleri vardır. II.
Ramses’le yeniden canlanan büyük boyutlu heykel geleneği III. Amenofis
zamanında en yetkin düzeyine ulaşmıştır. II. Amenofis’in mezar tapınağı
için yapılan dev heykeller aynı adı taşıyan yapı ustası tarafından
tasarlanmıştır. Çok olağandışı bir uygulamayla önemli, ama halktan biri
olan bu ustanın da bir mezar tapınağı ve onu bazen otoriter bir
yönetici, bazen de uysal bir katip olarak gösteren heykelleri vardır III.
Amenofis’in heykellerinde gözlenen gerçekçi yaklaşım onu izleyen
Ahenaton döneminde geliştirilmiş ve onun Orta Mısır’da kurduğu yeni
başkentin adıyla “Amarna üslubu” diye anılmıştır. Mısır Müzesi’ndeki
bazı heykellerde Ahenaton uzun yüzlü, iri göğüslü, yuvarlak kalçalı
olarak gösterilir. Karısı Nefertiti’nin heykelleri de, Louvre
Müzesi’ndeki bir örneğinde olduğu gibi, büyük bir duyumsallık taşır.
Nefertiti’nin üstü boyalı ünlü büstü ise Kahire’deki Mısır
Müzesi’ndedir. II.Ramses döneminden sonra heykelde sürekli denebilecek
bir gerileme yaşanmıştır.Bununla birlikte 25. sülale heykelde bir
yenilenme dönemi olmuştur. Kabartma.
Mısır’da mezar ya da tapınak duvarlarının resimlerle, kabartmalarla
bezenmesi törelerin ve dinsel törenlerin sonsuza değin yaşaması
amacıyla yapılan bir uygulamadır. Sülaleler döneminden en eski örnekler
3. sülaleye değin iner. Sakkara’daki
Hesire mezarında duvar resimleri ile ahşap üstüne yapılmış alçak
kabartmalar (Mısır Müzesi) bulunmuştur. Bu tür süslemeler, kerpiç ya da
niteliksiz bir taştan yapılmış duvarlarda resim, nitelikli taştan
yapılmış duvarlarda kabartma olarak işlenirdi. Kabartmalar önce
çizilir, sonra boyanır, ondan sonra da alçak ya da yüksek kabartma
biçimine getirilirdi. Mezarlarda bu tür işlerin bitirilmediği de
olurdu. Böyle yarım kalmış çalışmalar yöntem konusunda bilgi verir.
Bu tür çalışmalardan, önce duvarın üstüne kırmızı kılavuz çizgileri
çekildiği, önemli kişileri anlatacak figürler için kareler
hazırlandığı, resimlere dış çizgilerden başlanıp düzeltmelerin de
boyama sırasında yapıldığı öğrenilmiştir. Eski Krallık döneminin
en iyi resimleri 4. sülale zamanından kalan ve Meydum’da, Nefermaat ile
Atet’in mezannda bulunan Karlı sahnedir. 5. ve 6. sülale dönemlerinden
de çok başarılı alçak kabartmalar kalmıştır. Ebu Cirab’da Firavun
Neuserre’nin yaptırdığı Güneş Tapınağı’ndaki kabartmalar ile (Mısır
Müzesi, Doğu ve Batı Beriin) Sakkara’da Ptahhotep ve Ti’nin
mezarlarında günlük yaşamı konu alan kabartmalar en iyi örnekler
arasındadır. Orta Krallık döneminde de iyi resim yapma geleneği
sürmüştür. Beni Hasan mezar odalarında pek çok duvar resmi bulunmuştur.
Teb’de Deyrü’l-Bahri’deki II. Mentuhotep mezarında, Karnak’ta 1.
Sesostris’in yaptırdığı sunakta yüksek düzeyli kabartmalar vardır.
|