|
|
 |
 |
Okunma |
|
1043 |
(Batıda) XIX. Yüzyılda Yeniden Geçmişe Yönelme 1830
ve 1848 ihtilâlleri Fransa’da halk yönünden olan istekleri gittikçe
birinci plana koymuş ve parlamenter rejim kendini kabul ettirmişti.
İngiltere’de ekonomik ve politik bakımdan yönetim de burjuvazinin
yerini kabul etmişti. Ancak Almanya, bu yönde bir kıpırdamaya sahne
olmadı. Ve monarşik, disiplinli bir Prusya haline geldi. Bu nedenle,
Goethe ve Hegel’in idealizmasına önem verdi. Dolayısıyla, estetik
yönden aristokrat ideale yakışan Yunan sanatının, yeniden
değerlendirilmesine önem verildi. İtalyan Rönesans’ı, esas kaynak
olarak Roma’yı ele almıştı. Oysa, Johann Joachim Winckelmann
(1717-1768) adlı bir arkeolog, Yunan sanatını incelemiş ve onu “asil
sadelik, yüce büyüklük” diye nitelemişti. Winckelmann Barok sanat’ı
suçlamış, onu formsuz ve ölçüsüz addetmişti. İşte bu ilim adamı’nın
Barok sanata karşı, Grek sanatını ortaya atması, XIX. yy.’da
Almanya’nın içine düştüğü, geriye doğru bir akım haline gelmişti.
Winckelmann, derin denizlerin dış yüzeyinin hareketli, içinin ise sakin
olduğunu söylüyor, sathi sanatın hareketliliğini, asil sanatını ise
sakin olgun değerlere önem verdiğini, Yunan klasik sanatını örnek
göstererek açıklıyordu. l764’de “Geschichte der Kunst des Altertums”
adlı eserinde Vasari’nin, van Mander’in ve Sandrart’ın bol hikayeli
biyografilerini yayınladı. Bu yazıları ile Winckelmann, XIX. yy.’ın
içine değin sanatın gösterdiği grafiği çizdi. Ancak o, özellikle
historizme dayanan bir kopyacılığı savunuyordu. Roma Antikitesi’nin
değil, Yunan eserlerinin ele alınmasını istiyordu. l766’da Lessing
“Laokoon” adlı eserinde, bu hareketi bir bakıma kuvvetlendiriyordu.
Winckelmmann, Apollonvari sakin bir ideal güzelliği önerirken,
Nietzsche “Geburt der Tragödie” adlı eserinde Dionysosvari bir
hareketin önemine değiniyordu. Bu hareket, aristokratik, ideal, tarihi
bir sanatın çalışmalarını ortaya çıkardı. Renksiz, çizgiye dayanan,
Barok’un aksi anlamda bir anlatış tarzı doğdu. Çevre çizgilerinin
eğrilerle ilgili çıplak anlatımı, bir çeşit soyutlama geliştirdi. Winckelmann,
gerçekçileri, “bayağı doğanın maymunları” diye niteliyordu. Ancak bu
çizgisel anlatım, yalnız kartonlar üzerinde kaldı. Hatta İngiltere ve
Almanya’da resim, renge gittikçe daha çok bağlanıyordu. Desenle ilgili
çizimlerini, David’in atölyesinde çalışmış olan John Flaxman(1755-1826)
“Aischylos ve Homer” adlı kitabıyla bütün Avrupa’ya yaydı. “Güneş
Arabası Üzerinde Apollo” adlı baskı resmi, adaleleri boş, içsiz, bayağı
bir Yunan tanrı tasviri oldu. Ve o oranda da Antik anlayıştan uzak bir
çizimi yansıttı. Aynı
anlatım güçsüzlüğüne, İsviçreli Johann Heinrich FüssIi (1748-I825) de
düştü. Bu, Grek sanatının yenilenmesi hareketi, diğer yönden politik
olarak Yunan bağımsızlığını da amaç ediniyordu. l830’da gerçekleşen
Yunan devletinin kuruluşu, Bavyera kırallığının sarayından
yönetiliyordu. Yunan sanatının bu özenti taklidinin, XVIII.yy.’ın
sonu ile XIX. yy.’ın başı sıralarında, heykel alanında da yansımaları
görüldü. İtalyan Antonio Canova (1757 ile Danimarkalı BerteI
Thorvaldsen (1770-1844) Yunan klasik sanatının savunucuları tarafından
göklere çıkarıldılar. Tarihi res min
tekniği kuvvetli konu ressamları gibi, heykelciler de, taklidi, tatlı
sakin ifadeler olarak anladılar. Canova, Napolyon’u heroik bir
çıplaklık, kız kardeşi Paullne’i de Venüs tipinde yonttu. Thorvaldsen ise, Barok anlayışa bir protesto olarak Doryphoros ve Belvedere Apollonu tipinde eserler yaptı. Barok
heykelin her taraftan görünüşünün aksine, tek cephe güzelliğine önem
verildi. Stockholm doğumlu Johann Tobias Sergel, naiv bir şehvet
duygululuğu ile antik örneklere paralel eğilim gösterdi. Klassisist
Rokoko anlayışı ile Venüs’ler yonttu. Figura serpentita denilen (S)
formu, Sergel’in figürlerinde yer aldı. Heykel değerlerinden çok, güzel
bir kadın vücudunun amaç olduğu bu heykellerde, dolayısıyle, doğa
gözleminin yorumu değil, itibari değerler ele alınmış ve ortak bir
güzelliğe özenilmişti. Barok,
klasik, maniyerist ve Yunan idealizması anlayışlarının birbirine
karıştığı bu heykellerde, sonraları, ince bir heykel tekniği ile sahte
bir duygululuktan başka bir şey görülmedi. Adnan Turani, Dünya Sanat tarihi
|