|
|
 |
 |
Okunma |
|
1269 |
Rönesans Olgun(Klasik) Dönem Roma’da
etkinlik göstermeye başlamadan önce ilk yapıtlarını Floransa’da
gerçekleştiren Leonardo da Vinci, bu dönem resimleriyle yüksek
Rönesans’ın habercisiydi. Leonardo, yaptığı anatomik çalışmalarla
insanı en doğru biçimde betimlemenin yollarını aradı. Onun 1490’larda
yaptığı “Son Akşam Yemeği”ni (Sta. Maria delle Grazie Manastırı,
Milano) bazı uzmanlar yüksek Rönesans’ın başlangıcı olarak kabul
ederler.  Yüksek
Rönesans 15. yüzyılın kişisel deneyim ve atılımlarının bir sonucu
olarak görülebilir. Bu dönemde amaç uyum ve denge idi. Ayrıca hareket
de önem kazanmıştı. Özellikle Michelangelo, Raffaello ve Tiziano’nun bu
dönem yapıtlarında görülen hareket, daha sonra maniyerizmin( temel
öğelerinden biri durumuna gelen abartılı hareket değildi. Çoğu kez
kompozisyon içinde dengeli bir biçimde dağılan, yumuşak ve dingin bir
salınmayı anımsatıyordu. Yüksek Rönesans’ta Roma-Floransa okulunun( en
önemli temsilcilerinden biri sayılan Raffaello özellikle yumuşak ve
şiirsel bir manzara içinde betimlediği Madonna resimleriyle ideal
güzelliği en üst noktasına çıkardı. Michelangelo ise fresk çalışmaları
ile heykellerinde insan gücünü ve anıtsallığı ün planda tuttu: onun
figüre verdiği hareket, daha sonraki maniyeristlere esin kaynağı oldu. Leonardo,
Raffaello ve Michelangelo’nun geliştirdikleri yüksek Rönesans ilkeleri,
Parma’da Correggio, Venedik’te de Giovanni Bellini, Giorgione ve
Tiziano tarafından uygulandı. Giorgione manzarayı pastoral şiir gibi lirik bir anlatıma dönüştürerek figürle birleştirdi. Tiziano
dünyevi konuları işlediği resimlerinde Giorgione’nin, dinsel
resimlerinde de Bellini’nin etkilerini yansıttı. İki Venedikli usta
onun üslubunu daha da ileriye götürdü. Bunlardan
Veronese, özellikle Tiziano’nun renkleri ile karmaşık, ama dengeli
kompozisyon anlayışını uygularken, Tintoretto da dramatik ışık
kullanımını ve yoğun duygusallığını benimsedi. A.B. Roma
olağanüstü bir yeniden doğuşun damgasını taşıyan XVI. yüzyılın başında,
İtalya’daki Sanat yaşamının ana merkezi haline gelecek ve Papa II.
Julius, X. Leo ve VII. Clemens tarafından girişilen çalışmalar kente,
ülkenin en iyi ressamlarını, heykelcilerini ve mimarlarını çekecektir.
Vatikan ve San Pietro Bazilikası, dehasını Milano’da ve Lombardia’da da
kanıtlamış, Antikçağ’ın büyük örneklerinden esinlenerek, ilk defa
Antikçağ’ın büyük örnekleriyle boy ölçüşen devasa bir mimari yaratan
ressam ve mimar Donato Bramante nin sürekli şantiyesi haline gelmiştir.
Bramante, değişik seviyelerde kurulacak ve
merdivenlerle birbirine bağlanacak avluların etrafını birbirine
paralel geniş galerilerle, Papalık Sarayı ile Papa’nın Beldevere
villasını birleştirmeyi düşündü. San Pietro için önerdiği projeyse,
imparatorluk devri Roma’sının binaları (özellikle de hamamlar) üzerine
derin bir bilgiye dayanmaktaydı; bu merkezi planda duvarlar, nişler ve
sütunlarla hareketlendirilmişti. Donato Bramante’nin ölümü, bu
projelerin büyük bir çoğunluğunun yarım kalmasına neden olmuştur; ama
usta, onu izleyenler üzerinde, özellikle de Farnese Sarayı’nın mimari,
genç Antonio da Sangallo üzerinde derin bir etki bırakmıştır. Ne yazık ki, Bramante’nin izinden gidenler arasında en yeteneklisi olan Raffaello Sanzio
bu yapıların ancak küçük bir bölümünü tamamlamayı başaracaktır; en
gösterişli projesi olan Villa Madama, (Papa X. Leo için) alışılmışın
dışında, yuvarlak bir avlu çevresinde sıralanmış odalarıyla şaşırtıcı
bir yeniliktir.  Resim
ve heykel konusundaki programlar da çok geniş kapsamlıdır.
Michelangelo , Sistina Şapeli’nin tonozunu Tekvin’den alınmış
sahnelerle resimler (1508-1512); bu figürlerde yer alan elbiselerin
kıvrımlarındaki plastik güç, vücutların eğilip bükülmedeki esnekliği,
çağdaşlarını şaşkınlığa düşürmüştür. Aynı güç, sanatçının heykellerinde
de göze çarpar. Floransa derebeyi için yaptığı mermerden Davud heykeli,
antik çıplaklık geleneğini yeniden başlatan ve herkesin görebileceği
bir yere dikilen ilk heykeldir; ama figürün kalça bölümünün
vurgulanması ve anatomisi, Michelangelo’nun, Antikçağ modellerine
oranla ne kadar özgür olduğunu göstermektedir. II. Julius’un mezan için
hazırladığı projeler Sistina’daki gibi çok büyük bir düşüncenin
eseridir.  Resim
söz konusu olduğunda Michelangelo ile boy ölçüşebilecek tek sanatçı,
Raffaello’dur. Önce Perugino’nun yanında yetişmiş olan Raffaello,
Floransa’da, klasikçiliğin bir başka öncüsü olan Leonardo da Vinci’den,
daha sonra da Michelangelo’dan etkilenmiştir. Fresk sunak arkalığı,
portre vb her türde çok başarılı çalışmalar olan sanatçının
kompozisyonlar ve çizgisi eşsiz bir mükemmelliktedir. Ama
klasikçilik yalnız Roma kentinde gelişmemiştir. Venedik bir dönemden
itibaren Roma ile rekabete girmiştir ve ayrıca Floransa’da da Andrea
del Sarto, (1486-1530) Fra Bartolomei (1472-1517) büyük bir dengeyle
yansıtan eserler yaratmışlardır. Emilia’daysa,
Parma kentinde son derece kendine özgü bir deha, Correggio olarak da
bilinen, Antonio Allegri ortaya çıkmıştır. Correggio’nuı sanatı, Roma
klasikçiliğinden çok uzaktır, ama maniyerist de değildir ve daha
sonraki barok modellere örnek olacaktır.
|