|
|
 |
 |
Okunma |
|
1305 |
Rokoko Rokoko
bir üslup değildir. Çünkü mimariyi kapsamaz. Yalnız bir dekorasyon
anlayışı olarak kalmıştır. 1720-1760 yıllarında yaygınlaşmış olan bu
süs anlayışı, Avrupa’nın merkezi idare olarak en zengin ve müsrif
olduğu bir dönemi kapsar. Bu çağda Avrupa’da birçok karşıt görüşler
çarpışıyordu. Rokoko sanatını tutan merkezi yönetimin asilleri, neşeli
bir zarafeti, aşk hayatının heyecanını konu edinen biçimlendirmeyi
seviyorlardı. Asiller yanında gittikçe gelişmeğe başlayan ve çalışma
iradesini herşeyden üstün tutan bir burjuva vardı. Burjuva titiz bir
disipline, akla ve keşfe önem veriyordu. Bunlarla birlikte akla önem
veren Deist’ler (Deisme—yaradancılık) ve ateistler de vardı. Ayrıca
mistik bir dindarlık da gittikçe yayılıyordu. Çağ bu fikirlere paralel
olarak, Voltaire’in hür düşüncesini, Bach’ın dini müziğini, Watteau’nun
aşk bayramlarıyla ilgili resimlerini, Magnascos’un insana korku veren
keşiş resimlerini, porselenden çıplak kadın heykellerini,
Gainsborough’un tablolarındaki İngiliz leydilerinin kibar ve zarif
hareketlerini benimsiyor, paylaşıyordu.  Her
ne kadar Rokoko, bir süsleme anlayışını anlatıyorsa da, özellikle
Fransa’da başka adlar altında tanınmakta ve Louis üslup olarak
gösterilmektedir. Hatta bundan önceki sanatı da, XIV. Louis üslubu adı
altında sanat tarihine geçmiştir. Bunun gibi “Régence” devri denilen
döneme, XV. Louis Üslubu (1723-1774) denir. Sonra XVI. Louis Üslubu
(1774-1 792) ve Napolyon döneminin “Empire” sanatı gelir. XIV.
Louis zamanındaki süslemede, özellikle tavan dekorasyonunda bir akantus
yaprağı kompozisyonu hüküm sürer. Bu, Yüksek-barok’a paralel dalgalı
bir hareketin heyecanını yansıtır. Regence döneminde kalabalık, dalgalı
süsleme zayıflar, ve soyut şeritler bunların yerlerini alırlar. XV.
Louis döneminde ise, bütün bu unsurlar yerine “rocaille” denilen yeni
bir öğe ortaya çıkar. Bu öğe, palmiye’den çıkmış ve sonra üç boyutlu
biçimde midye kabuğuna dönüşmüştür. Rocai
sözcüğünün (Fransızca “roc” kaya) bahçelerde yapılan sun’i mağaralara
atfen türetilmiş olduğu sanılmaktadır. Bu anlamda XVI. LOUİS üslubunda
kullanılmıştır. Alman Rokoko’su da, bu rocaille motifini benimsemiştir
Ancak buna çiçekler, hayvanlar, Çinvart unsurlar katarak, bütün
duvarları kaplamışlardır. Böylece bütün düzenler, sistemler dağılmış ve
mantıksız bir süs ihtirası, bütün aklı ölçüleri ve mimari espriyi
yıkmıştır. Rokoko’nun resimle ilgili olan özellikleri ise, Barok’un ağır, kitleli, dev resimlerine karşılık, zarif, dalgalı, neşeli ve küçük figürlerle ilgilidir. Zarif
hareketli danslara uygun menuett ve gawotte’lar’a katılan çiftler,
aşıkane kadınca bir havayı yaratıyorlardı. Artık Barok’un muhteşem
salonlarındaki büyük balolar değil, özel hayatın, kırlardaki başbaşa,
aşkla ilgili anlar, tercih ediliyordu. Kırların yalnızlığı seviliyordu. Barok’un
saray ihtişamından, kırın yalnızlığına dönüşte, XIV. Louis’nin ölümü
ile devleti idare eden Regent Philipp d’Orleans’ın saraya aşk hayatını
sokmasının büyük rolü vardı. Rokoko döneminde, sosyete hayatında kimi
ilginç değişiklikler de görülür. Buna, sanat tarihçisi Hildebrandt da
değiniyor. Şöyle ki, XIV. Louis döneminde çağ, erkekçe ve kahramanca
idi. Rokoko’da ise kadınca bir ifade dikkati çekiyor. Fransız
ihtilalinden sonra Napolyon döneminde ise, gene erkekçe ve kahramanca
bir ifade önem kazanıyor. 1720-1750 yılları arası kadınlar her şeye
hakimdirler. XV. Louis’nin sarayında, asiller arasında metres tutmak
moda halinde idi ve bu metresler her şeye hakim durumdaydılar. XV.
Louis’nin metresi de ünlü Marquise de Pompadour idi. Zarafet, bayramlar
ve serüven, resim sanatının başlıca konularıdır. Watteau, Boucher ve
Fragonard Rokoko ressamlarıdır. Bütün bu sanatçılar aşık çiftlerin
kırlarda, kuş sesleri arasında, gizli köşelerdeki aşklarını
resimlemişlerdir. Bu çağın ahlaki çöküntüyü, çapkınlıkları şiddetle
yermişlerdir. Herhalde her çağda insanlar birbirlerini sevmişler, aşık
olmuşlardır. Ancak bu dönemde aşk, ilk kez sanatın konusu olmuştur.
Ünlü Fransız politikacısı ve din adamı Tayllerand : “Yalnız 1789’dan
önce yaşayan insan, hayatın ne olduğunu bilir” diyordu. Bu hayatın bir
diğer anlamı, “Apres nous le déluge” “bizden sonra tufan” idi. Zevk ve
hayatın tadını çıkarma, esas idi ve hiçbir dönemde böyle bir şey
görülmemişti. İşte bu hayatın gerekli süsünü Rokoko sanatçıları
yapıyordu. Duvarlar, tavanlar, bahçeler, eğlenceyi, sevişmeyi, zevki,
kışkırtan bir renkliliğe bürünüyordu.
|