|
|
 |
 |
Okunma |
|
1682 |
Bizans Mimarisi
Bizans
Mimarisinin en iyi görüldüğü yer başkent İstanbul'dur. Bizans Mimarisi,
başlangıçta ilk Şam mimarisinden faydalanmış ve bunları yeni amaçlarına
uydurmasını bilmiştir. Esası bir bir toplantı yeri olan bazilikayla,ufak ticari
anlaşmazlıkları halleden hakimin yerine İsa mefhumunun alınması ile
Hıristiyanlaştırarak bir kilise haline getirmişlerdir. Bazilika şeklindeki
kilise, uzun bir yapıdır. Doğu ucunda yarım yuvarlak bir şekilde dışarı taşan
bir apsis, batı ucunda ise, narteks adı verilen bir hol bulunur. Narteksin iki
yanındaki merdivenlerden yan neflerin üzerinde uzanan ve kadınlara ait olan
galerilere çıkılır. Bir bazilikanın üstü çift meyilli ve kiremit kaplı ahşap bir
çatı ile örtülü olurdu. Bu basit ve sade kilise tipi: Hıristiyanlığın ilk
yüzyıllarında ve Bizans Sanatının özellikle ilk devrinde hayret verici bir
derecede tutulmuş ve sayısız denecek kadar çok örnek meydana getirilmiştir.
Bu tipin en karakteristik
örneklerinden biri, başkent İstanbul'dadır. 461 'de kurulan Studios Manastırının
Aziz Hagios Loannes ' e ithaf edilen kilisesi olan bu bina, İmrahor İlyas Bey
Cami adını alarak, zamanımıza kadar gelmiştir. Harap bir halde olan bu bina,
Bazilika tipinin en saf çekli ile karşımıza çıkmaktadır. Binanın iç mekanı bütün
normal bazilikalarda olduğu gibi, iki sütun dizisi ile üç nefe ayrılmıştır.
Fakat 18. yüzyıldaki yangından sonra sütunlardan sağ taraftaki nef
kaldırılmıştır. Yapım üzerine örten ahşap çatıdan ise, artık hiçbir iz
kalmamıştır. Henüz ayakta duran sol taraftaki sütun dizisinin yangından
süslemelerini tamamen kaybetmiş olan başlıklarının üstünde, zengin bir şekilde
işlenmiş mermer bloklardan meydana getirilmiş bir arşitrav uzanmaktadır.Bir
gereksinmenin en basit şekilde cevaplandırılmasını yansıtan bazilikanın yanında
revaç bulan ikinci bir yapı tipi ise,merkezi plan şemasıdır. Yuvarlak bir mekan
esas oluşturacak şekilde kurulan bu binalarda, mekanın üstü yapının bütününü
kaplayan bir kubbe ile belirtilmiştir.
Bu tipin gayet güzel bir
örneği, İstanbul' da bugün K. Ayasofya Cami adını taşıyan eski Sergio ve Bakkhos
Kilisesi'nde karşımıza çıkar. İmparator I. Justinianos tarafından 526-530
yılları arasında yapılan bu binada dış duvarların düzgün olmayan bir kare
meydana getirdikleri görülür. Batıya bakan cephede uzanan sütunlu son cemaat
yeri Türk döneminde yapılmıştır. İçeride sekiz kuvvetli paye, ortada sekiz
köşeli bir saha meydana getirdikleri basık, dilimli bir kubbe örtmektedir. Bu
orta mekan, doğu yönüne ileri doğru uzanan ve dışarı taşan bir apsise sahiptir.
Payeler ve bunların arasındaki sütunlar ile orta mekandan ayrılan dehliz kısmı,
bir at nalı gibi burayı kuşatmaktadır.
Bizans Mimarisi, Bazilika
ve merkezi plan tipini birleşerek, yeni bir mekan çekli bulmak yolunda
çalışmaktan geri kalmamış ve bunun sonunda, 5. yüzyıl sonlarında kubbeli
Bazilika denen tip doğmuştur. Bu tipin en görkemli örneği 6. yüzyılda
İstanbul'da yapılmış olan Ayasofya'dır.Trallesli Anthemios ve Miletos'lu
Isidoros'un, yani Anadolulu iki mimarın Justinianos'un emri ile 532 - 537
yılları arasında yanmış daha eski bir kilisenin yerinde yaptıkları Ayasofya,
kubbeli Bazilika tipini en güzel şekilde verir. Burada, merkezi planlı binalarda
görülen mimari sistemin esası, orta nefin üst mimarisinde ve ana mekanda bulmak
mümkün olduğu gibi, klasik Bazilika mekanının karakteristik özelliklerinden
sayılan, yan neflerin yardımcı, adeta orta mekanın görkemi ve genişliği uğruna
"harcanmış" mekanlar olmalarında da görmek olasıdır.Yapının iç kısmı, adeta
çatlı bir Bazilika gibi paye ve sütün dizileri ile üç nefe ayrılmıştır.
Bunlardan ortadakine, esas ağırlığı dört payeye binen 31 m. çapındaki büyük bir
kubbenin hakim olduğu görülür. Orta nem, esas aks üzerinde düzenlenmiş, ana
kubbeye doğu ve batı yönden birleştirilen iki yana kubbe ile daha
örttürülmüştür. Bu kubbeler vasıtasıyla aynı zamanda, ana kubbenin iki yönden
basıncı karşılanarak, alttaki duvarlara geçişi sağlanmıştır. 77 m. uzunluğundaki
orta nefin doğu ucu, dışarı ve üstü yarım kubbeli bir apsis ile sonuçlanmaktadır
.
Bizans Sanatının ilk
devresi siyasi ve askeri gerilemelerle beraber 726'da ortaya çıkan ve
kiliselerin dini resimlerle süslenmesini yasak eden bir cereyan ile sarsıntı
geçirmiş ve bu durum, kısa bir ara ile 842 tarihine kadar sürmüştür. Bu döneme
ikonaklasma denir .
İkonaklasmanın 842'de
ortadan kalkması ile gerçek anlamı ile başlayan Orta Bizans devri sanatı,
ı204'de Bizans'a karşı yapılan Haçlı seferlerinin sonunda İstanbul'u 'u ele
geçiren Latinlerin burada bir Latin İmparatorluğu kurmalarına değin sürmüştür.
Bu devirde Bizans Sanatı,
kilisenin İkonaklasmaya karşı kazandığı zaferle yeni bir yön almış ve sanat,
önceki devrindeki özgünlüğünü yitirerek, kilisenin günden güne kuvvetlenerek
hakimiyeti altında belki de sert ölçülere bağlanmak zorunda kalmıştır.
Orta Bizans devrinde ufak
ölçüler hakim olmakla beraber dış çizgilerin zarif, ölçülerinse uyumlu olmasına
önem verilmiştir. Yunan Haçı plan bu devirde mimari tiplerin başında gelmekte,
hatta uzun süre tek mimari tipi teşkil etmektedir. Bu tipte binanın orta
kısmının bir Yunan haçı biçimindedir ve tam ortada bir kubbe bulunmaktadır .
Başlangıçta hayli kaba ve ağır bir görünüşe sahip olan Yunan haçı planı sonradan
geliştirilerek iç çizgilerin incelmesi ile daha hafif bir görünüş almıştır.
Bu ikinci safhada kubbe
Kalenderhane Caminde olduğu gibi ağır masif köşe duvarlarına değil,
paye ve sütunlara bindirilmiş ( Bu tip yapılardan biri olan Bodrum Cami yüksek
bir kripto üzerinde kurulmuştur. Dört sütunlu Yunan haçı planı bütün
özelliklerini burada gayet açık bir biçimde görmek mümkündür. Bir narteksi takip
eden naos dört ince payenin yardımı ile taksim edilen bir Yunan haçı
çeklindedir. Binanın dış cephelerine konulan birtakım yan yuvarlak payeler ve
bunların arasına yerleştirilen kor kemerlerle hareket ve plastik bir ifade
kazandığı görülmektedir.
10. yüzyılda inşa edilen
Lips Manastırı kilisesi olan Fenari İsa Cami'nin kuzey kanadı da aynı tipin
gayet karakteristik bir örneğidir. Yalnız burada 17. yüzyıldaki bir tamir
esnasında dört sütun kaldırılarak yerlerine iki büyük kemer inşa edilmiş ve 13.
yüzyılda güney tarafına ikinci bir kilise eklenmiştir . Eski adı bilinmeyen ve
10. veya 11. yüzyılda. yapıldığı tahmin edilen Vefa Kilise Cami adıyla da
bilinen Molla Gürani Cami ise, 14. yüzyılda eklenen büyük Theotokos ton
diakonissa Kilisesi (Akataleptos) = Kalenderhane Cami ve anıtsal dış narteksi
bir tarafa bırakacak olursa dört sütunlu Yunan haçı planı veren bir Orta Bizans
devri kilisesidir .
Komnenos sülalesi
zamanında 1081 - 1118 yılları arasında yapılan ve Pantepoptes Manastırının
kilisesi olan Eski imaret Cami ise. aynı tipin en güzel örneğidir. Komnenos
sülalesi tarafından kurulan ve esası 1136.da yapılan Pantakrator Manastırının
kilisesi olan Zeyrek Kilise Cami, bu devirde büyük kiliselerin ancak ufak
kiliselerin birleşmesiyle meydana getirildiğini gösteren karakteristik bir örnek
olarak dikkati çeker.
Yunan hacı planlı
kiliselerin en büyük örneklerinden biri olan Zeyrek Cami güney kanadı ancak 16
m. uzunluğundadır. Orta Bizans devrinde daha az uygulama alanı bulmuş plan
tipine sahip yapılara da rastlanmaktadır. Bu yapılardan biri, Kariye Cami olarak
tanınan Khora Manastırının kiborium planlı naos kısmıdır. Son Bizans devrinde,
İstanbul'da yeni bir mimari tipin doğduğunu ve bunun 12841294 yılları arasında
yapıldıkları bilinen üç kilisede uygulandığını görüyoruz. Bunlar, fetihten
sonraki isimleri ile Koca Mustafa paşa Cami, Fenari İsa Cami ve Fethiye Cami
esas binasıdır.
Bu tip binalarda görülen
plan şemasının, Orta Bizans devrinde görülen Yunan haçı planıyla hiç bir suretle
ilgisi yoktur. Zira, bu plan şemasında naos kısmında dört kemer üstünde yükselen
bir kubbe bulunmakta ve orta mekan bu kare alanın altında kalmaktadır. Bu orta
kısmın etrafında, üç taraftan onu bir at nalı gibi saran basık tonozlu dehlizler
uzanmakta ve bu yüzden de bu plan tipine kısaca Dehlizli tip adı verilmektedir .
|