|
|
 |
 |
Okunma |
|
887 |
Bizans Anıtları
Gotlar Sütunu (Eminönü)
Sarayburnun’da, Gülhane Parkı’nın
içerisinde bulunan Gotlar Sütunu’nun ne zaman ve kimin adına dikildiği kesinlik
kazanamamıştır. Bizans tarihçilerinden Nikeforos Giegoras, kentin kurucusu
Byzans’ın heykelinden söz etmişse de kaidesindeki Latince yazı, onların
yazdıkları ile çelişkilidir. Bu yazıtta “mağlup olan Gotlardan dolayı bu sütun
dikildi.” Sözleri bulunmaktadır. Prof. Dr. Semavi Eyice, yazıtın Latince
olduğunu belirttikten sonra, sütunun Romalı bir imparatorun Gotlara karşı
kazandığı zaferin ardından dikildiği düşüncesindedir. Sonraki yıllarda anıtın
üzerine Byzans’ın heykelinin konulmuş olabileceği gibi, zamanla gerçek kimliği
unutulmuş bir heykelin halk arasında Byzans sanılması da olasıdır .
Got Kıran unvanı almış Roma İmparatoru II. Claudius’un (268 - 270) Gotlara karşı
Sırbistan’ın Niş Şehri yakınında kazandığı zafer anısına dikildiği de
düşünülmelidir; ancak II. Claudies’ İstanbul’a hiç gelmemiş, kent ile de hiçbir
bağlantısı olmamıştır.
Bu bakımdan sütunun O’nun adına dikildiği düşünülmemelidir. Prof.Dr. Semavi
Eyice, bu sütunun Gotlara karşı savaşan I. Theodosius’a (379 - 395) ait ve
yazıttaki harf şekillerinin I. Constantinus (324 - 337) dönemi ile bağlantılı
olabileceğini sözlerine eklemektedir.
IV. yüzyılda yapıldığı sanılan sütun üç basamaklı bir kaide üzerinde yekpare
gövdelidir. Korint üslubunda bir başlıkla sonuçlanan sütun 15 m.
yüksekliğindedir. Ayrıca başlığın
üzerinde bir kartala ait izler de görülmektedir. Kaidenin üzerinde bazı
kabartmalar olduğu ve taşçı kalemi ile kazındığı izlerden anlaşılmaktadır.

Hipodrom Dikilitaşı (Theodosius Dikilitaşı) (Eminönü)
İstanbul’un en eski dikilitaşı Hippodrom’daki spinanın üzerindedir.
Yekpare mermerden olan bu anıt M.Ö. 1500 yıllarında III. Tutmosis adına aşağı
Mısır’da Hiyeropolis’deki bir mabedin önüne dikilmişti. Bu anıtı I.
Constantinus’un (337-361) İskenderiyelilere yazdığı mektupla bu taşın İstanbul’a
gönderilmesini istemiştir.
“Gemileriniz Karadeniz’e çıkarken sizleri cömertçe karşılayan ve beslenmesine
yardımcı olduğunuz bu şehrin güzelleşmesine katkınız olması için bu yekpare taşı
yollamanız yerinde olur”
Obeliskin İskenderiye’den ne zaman getirildiği kesin olmamakla beraber, büyük
olasılıkla 390 yılı üzerinde durulabilir. İmparator Iulianus’un ölümünden sonra,
uzun süre yerde kalmış ve kenti yeni baştan imar eden I. Theodosius zamanında
(379-395) İstanbul’a getirilerek Portus Novus (Kadırga Limanı) veya Vlanga (Langa)
limanlarından birisine bırakılmıştır. Bizanslı ustalar limandan Hippodroma kadar
bir yol hazırladılar ve üç günlük bir çalışma ile obelisk getirildi, 32 günde
bugünkü yerine dikildi. İmparator I. Theodosius’un (379-395) hazırlattığı 2.75 x
2.20 m. ölçüsünde, dört yüzünde de kabartmalar olan kaide üzerindeki dört bronz
ayak üzerine obelisk oturtulmuştur. Bugün 19.59 m. yüksekliğinde olan taşın eski
halinden daha uzun olduğu sanılmaktadır. Obeliskin alt kısmı düzeltilirken
hiyorogliflerden biri tam ortasından kesilmiştir. Günümüze gelemeyen bu parçanın
taşıma sırasında veya yerine dikilirken kırıldığı düşünülebilir. Ayrıca
tepesindeki çam kozalağı şeklindeki tepeliği 869 depreminde düşmüştür.
Eski Mısır’ın milli kahramanı olarak nitelenen, 18. sülale firavunlarından III.
Tutmosis kazandığı zaferlerin bir bölümünü obeliske şiirsel bir dille kazıtarak
ölümsüz olmayı istemiştir.
Kuzey cephe: ”Gizli ve mukaddes ismin her tecellisini her feyzini mazhar olan
Amor mabuduna nezrini büyük bir aciz içinde sunarak ve ondan yardımlar dilenerek
güneyin dostu, dinin nuru, iki kutrun sahibi kudretli, melik memleketinin
hududunu Mezopotamya’ya kadar götürmeyi azmetti.”
Güney-Batı cephe: ”Güneşin doğduğu sırada malik olduğu altın renkleri aleme
yayan Horis’in verdiği kuvveti, serveti, şiddetli, mehabeti taşıyan yukarı ve
aşağı Mısır hükümetlerinin tacına sahip olan ve bizzat güneş tarafından seçilmiş
bulunan Melik bu eseri babası Ra için yaptırdı.”
Güney cephe: ”Mabud Horis’in lütfuna mazhar olan ve güneşin oğlu lakabını
taşıyan aşağı ve yukarı Mısır’ın hükümdarı bulunan Melik kudret ve adaletle
bütün ufuklara nur saçtı. Ordusunun önüne geçti. Akdeniz’de dolaştı, bütün
dünyayı mağlup etti. Hudut memleketi Naharin’e kadar tevsi etti. Mezopotamya’ya
azimle gitti, büyük savaşlar yaptı.”
Kuzey-Batı cephe: “XVIII. sülaleden III. Tutmasis Amon mabuduna nezrini takdim
ettikten sonra Horis’in yardımı ile bütün denizleri, nehirleri hükmü altına
alarak saltanatının 30. yılı bayramında bu sütunu daha nice zamanlara ve
bayramlara vasıl olması için yaptırıp diktirdi”.
Obeliskin mermer kaidesinin iki yüzünde, o dönemde Roma imparatorluğunun doğu
eyaletlerinde adet olduğu gibi Grekçe ve Latince kitabeler yazılmıştır. Grekçe
kitabede konuşan üçüncü bir kişi olup “Devamlı bir suretle yerde duran bu taşı
dikme cesaretini imparator Theodosius gösterdi ve yardımına da Proclus çağırıldı
ve bu şekilde otuz iki günde yerine dikildi.” denilmektedir. Latince kitabe ise
diğerinden biraz farklı olarak obeliskin kendisi konuşmaktadır: “Önceleri
direnmiştim; fakat yüce efendimizin emirlerine itaat ederek, yenilen tiranlar
üzerinde zafer çelengini taşımam gerekti, her şey Theodosius ve onun kesintisiz
sülalesine boyun eğiyor, bana da galip geldiler ve reis Proclus’un idaresi
altında, otuz günde yükselmeye mecbur oldum.”
Obeliskin kuzeybatı cephesindeki kabartmalar
Kuzeybatı
cephe: İmprator Theodosius’un, eşi ve oğullarıyla birlikte elçileri kabulünü
gösteren sahne bir parmaklıkla ikiye bölünmüştür. Üst kısımda bir kemer
içerisinde imparator ailesi uzun kollu giysiler içerisinde olup üzerlerindeki
pelerinler sağ omuzlarından tutturulmuştur. Buradaki figürlerin saç kesimleri
birbirinin benzeri olup düz kesilmiş ve kulakları açıkta bırakacak şekilde başı
çevrelemiştir. Kemerin sağında iki figür ile dört asker görülmektedir, sol
tarafta da yine iki figür ile arkasında üç asker bulunmaktadır.
Alt kısımda ise simetrik görünümde elçiler diz çökerek imparatora hediyelerini
sunmaktadır. Bunlardan soldan üçü uzun kollu kürk mantolar içerisinde olup uzun
pantolonları ve uzun kollu elbiseler içerisindedir. Sol yandan da yine hediyeler
sunan üç Asyalı ile uzun saçlı iki figür görülmektedir. Bu kişilerin hangi
toplumdan oldukları konusunda Bizans sanat tarihçileri tam bir yargıya
varamamışlardır. Ayrıca imparatora hediye mi yoksa vergi mi verdikleri de
aydınlığa kavuşamamıştır.
Kuzeydoğu cephesi: Hippodromdaki imparator locası olan katizma burada
gösterilmiştir. Locanın ortasında İmparator Arkadios ile eşi Theodosya Gaynas,
bazı figürler ve askerler görülmektedir. Ayrıca saray halkının buradan
hippodromdaki oyunları izledikleri sanılmaktadır. Bu kompozisyonunun altında ise
obeliskin dikilişi tasvir edilmiştir.
Güneybatı cephesi: İmparator I. Theodosius yanında II. Valentianus, Arkadios ve
Honorios ile birlikte (Hippodromda) araba yarışlarını izlemektedir. Buradaki
kompozisyon yine bir korkuluk ile ikiye ayrılmıştır. İmparator locasının
kendisine özgü baklava motifli parmaklıkları, yuvarlak kemeri ilk bakışta
dikkati çekmektedir. Ayrıca özel Bizans saray giysileri içerisinde figürler ve
askerler kompozisyonu tamamlamaktadır. Kaidenin diğer bölümünde araba
yarışlarına yer verilmiştir.Yarışların yapıldığı alan, spina, üzerindeki
dikilitaşlar, arabaların önünde kısa pelerinli, sağ elinde kırbaç, sol elinde
bir çelenk tutan bir kişi koşmaktadır. Diğer bir figür de yarışın başlama
işaretini vermek üzeredir. Ayrıca bir kenarda da yarışı kazananlara zafer
çelengi veren, ellerinde palmiye dalları tutanlar görülmektedir.
Güneydoğu cephesi: Bu bölümde diğerlerinde yer alan imparator locası yerine
saraydan bir mekana yer verilmiştir. İmparatorun bulunduğu kısım korkuluk
levhası ile üçe bölünmüştür. İmparator I. Theodosius elindeki çelenk ile
kazananlara mükafatlarını vermektedir. Kompozisyonun boş kalan yerleri askerler
ve gruplar halindeki saray halkı ile doldurulmuştur. Bunun altındaki bölümün ana
noktası dans sahneleridir. Seyirciler, çalgıcılar ve dansözler gruplar halinde
sıralanmışlardır.
Osmanlı döneminde, Sultanahmet Camisi’nin yapımından sonra Hippodromun zemini
yükseltilmiş ve spinadaki dikili taşların alt kısımları toprağa gömülmüştür.
İngiliz araştırmacı C. T. Newton burasını temizlemiş, ardından da sütunlar demir
parmaklıklarla koruma altına alınmıştır. Bu arada Ceride-i Havadis gazetesi bu
eserlerin değerli olduklarını, koruma altına alınmalarının önemini halka
duyurmuştur.
Türkiye’deki ilk müzecilik hareketi olarak nitelenen bu çalışmalardan sonra eski
eserlere olan ilgi gün geçtikçe önem kazanmıştır.
Burmalı Sütun (Yılanlı Sütun) (Eminönü)
I.Constantinus
(324-227) imparatorluğun çeşitli yerlerinden ve diğer ülkelerdeki bazı anıtları
sökerek İstanbul’a getirmiştir. Bunlardan biri olan Burmalı sütun (Yılanlı
sütun) Hippodromun spinası üzerinde günümüze ulaşmıştır.
Yunanistan’daki küçük krallıklar, memleketlerini istila eden Perslere karşı
birleşerek Salamis (M.Ö. 480) ve Platea‘da (M:Ö: 479) kazandıkları zaferlerden
sonra ellerine geçirdikleri savaş ganimetleri eriterek bir zafer anıtı yapmış ve
bunu Delphi’deki Apollon mabedi önüne dikmişlerdir. Bu anıtta birbirine sarılmış
üç büyük yılan başları üzerinde altından bir kazanı taşıyordu. Birbirlerine
sarılmış, 8 metre yüksekliğinde, 29 boğumlu, içi boş anıtta yılanların başları
36-32 kıvrımdan sonra birbirlerinden ayrılarak üç ayrı yöne
bakıyorlardı.Gövdeleri üzerine de savaşa katılan Yunan krallıklarının isimleri
yazılı olup bugün bunlar yılanların kıvrımları üzerinde okunabilmektedir. Platea
savaşı kahramanı Sparta Kralı Pausanias önce buraya kendisinden söz ettiren bir
kitabe yazdırmışsa da karşılaştığı tepki üzerine bunu sildirerek yerine
krallıkların ismini yazdırmak zorunda kalmıştır.
İmparator I. Constantinos tarafından bu anıt İstanbul’a taşınırken üzerindeki üç
ayaklı tütsü kazanı kaybolmuştur. Günümüze yalnızca 5.30 m’lik kısmı ulaşan
anıt, 6.50 m. çapında 3 m. derinliğinde, yanları duvarla örülmüş bir çukurun
içerisindedir.
Evliya Çelebi, bu anıtın İstanbul’u yılan, çıyan ve akreplerden koruma gibi bir
özelliği olduğunu yazmıştır. Söylentiye göre bir yeniçeri bu yılanlardan
birisinin başını koparmış ve o günden sonra da İstanbul’da bu tür hayvanlar
çoğalmıştır. Kanuni Sultan Süleyman’ın nakkaşbaşısı Osman’ın Hünername
(1550-1590) isimli eserindeki minyatürlerde XVI. yüzyılda yılan başlarının ok
hedefi olduğu da görülmektedir.
Ayasofya’nın onarımını yapan G. Fossati, toprak hafriyatı sırasında bu
yılanlardan birisine ait üst çene parçası bulunmuş olup günümüzde İstanbul
Arkeoloji Müzeleri’ndedir.
Constantininus Porphyrogenes Sütunu (Örme Sütun) (Eminönü)
Constantinus
Porphyrogenes sütunu (Örme Sütun), her ne kadar bir imparatorun ismini taşıyorsa
da kimin tarafından yaptırıldığı açıklık kazanamamıştır. Hippodromun ortasındaki
spina üzerinde yer alan 32 m. yüksekliğindeki bu sütun değişik ölçülerdeki
taşların yontulmasıyla yapılmıştır. VII. Constantinus (911-959) bu sütunu tamir
ettirmiş, üzerine de babası I. Basileios’un (867-886) savaştaki başarılarını
tasvir eden kabartmalarla kaplamıştır. Mermer kaidesinin bir yüzünde “VII.
Constantinus Rodos şehrindeki dev abideyle rekabet edecek bir harika yaratmak
istedi.” yazılıdır. Mermer kaidenin diğer yüzünde de altı mısralık bir başka
Grekçe kitabe daha bulunmaktadır:
“Bu dört köşeli heybetli ve harika anıt, zamanla harap olmuşken, şimdi imparator
Constantinus ile devletin şanı olan oğlu Romanos tarafından önceki görüntüsüne
nispetle daha iyi duruma getirildi. Rodos Kolosu harikulade idi, bu bronz anıt
ise hayranlık yaratmaktadır.”
Günümüzde kesme taştan kütlevi bir görünümü olan dikilitaşın üzerindeki
kabartmaların İstanbul’a Latinlerin yapmış olduğu istila sırasında söküldüğü,
para basmak amacıyla eritildiği ileri sürülmüştür. Aşağıdan yukarıya doğru
daralan, bir zamanlar üzerindeki tunç küreyi taşıyan taşın üzerinde çivi ve
kenet izleri açıkça görülmektedir.Taşlar üzerinde burada yapılan müsabakaları
izleyenleri güneşten koruyan tente ve çadırların makara ipleri de dikkati
çekmektedir.
Anıtın üzerindeki yazıtlardan, dikilitaşın M.Ö. IV-V. Yüzyıllara tarihlendiği,
zamanla harap olduğu ve imparator Constantinus ve sonra babasının yerine
imparator olan II. Romanos (959-963) tarafından onarıldığı anlaşılmaktadır.
Prof. Dr. Semavi Eyice, dikilitaş ile ilgili farklı bir görüşü dile getirmiştir:
“Örme sütunun yüzeyine çakıldıkları anlaşılan kabartmalı tunç levhaların bu
onarım sırasında konulduğu tahmin edilir. Gerçek kaynağa dayanmayan bir
söylentiye göre bu levhalar VII. Contantinus’un dedesi Makedonyalılar sülalesi
kurucusu I. Basileios’un (867-886) başarılı iş ve savaşlarını tasvir eden
kabartmalar vardı. Yüzeyleri kabartmalı olsun veya olmasın altın kaplamalı bu
levhalar, bilinmeyen bir dönemde sökülmüştür. Yine bir söylenti levhaların
şehrin IV. Haçlı seferlerini düzenleyen batılı şövalyeler tarafından 1204-1261
arasındaki işgalleri sırasında söküldüklerini iddia eder; ancak hiç bir kaynak
bu iddiayı kanıtlamaz”.
Osmanlı döneminde Pierre Gilles örme sütunun detaylı bir tasvirini yapmıştır.
Ayrıca Beyan-ı Menazil-i Sefer-i İrakeyn-i Sultan Süleyman, Hünername ve Surname
isimli minyatürlü yazmalarda da bu sütun görülmektedir.
Sultanahmet Camisi’nin yapımından sonra yükselen toprak sevi yerinden ötürü bu
dikilitaşın üç basamaklı, mermer kaidesi toprak altında kalmış ve 1856’da
Charles Newton tarafından çevresi kazılarak parmaklıkla çevrilmiştir. Bu arada
da düşen taşların yerleri yenileri ile doldurulmuştur.
Constantinus Sütunu (Çemberlitaş) (Eminönü)
İmparator
Contantinus, kenti yeni baştan kurarken yaptırmış olduğu Constantinus Forumu’nun
ortasına ismini taşıyan bir dikilitaş koydurmuştur. Bu meydanı 328’de
yaptırırken orada bulunan daha önceki dönemlere ait nekropolü toprakla doldurmuş
ve zemini 15 m. yükseltmiştir.
İstanbul’un 1919-1923 Yıllarındaki işgali sırasında burada kaçak bir kazı
yapılmıştır. Bunun ardından C.Vett ile E.Mamboury tarafından yapılan araştırmada
forumun döşemesi ile onun 5 m. altında nekropolle karşılaşılmıştır.
Dikilitaşın gövdesini oluşturan porfirden yontulmuş, silindirik, vişne çürüğü
rengindeki taşlar Roma’dan getirilmiştir. Sütun parçalarının uçları kabartma
çelenkler biçiminde işlenmiş ve ek yerleri gizlenmiştir. Yüksekliğinin 50 m.yi
bulduğu iddia edilmişse de bugün 35x37 m. arasında olup dört basamaklı bir kaide
üzerine oturtulmuştur. Bu sütunun Romalılar tarafından Frygia’dan getirilerek
Roma’daki Apollon Mabedi önünde olduğu ve üzerinde de güneşi selamlar konumda
Apollon’un heykelinin bulunduğu kaynaklarda yer almıştır. İmparator Constantinus,
taşın üzerine Güneş tanrısı Helios’u anımsatan kendi heykelini koydurmuş,
başının etrafına da yedi sembolik çivi yerleştirmiştir. Heykelin sol elinde
üzerinde haç bulunan altın bir küre, sağ elinde de bir mızrak tutuyordu.
Heykelin Hıristiyanlığı vurgulaması için daha geç devirlerde üzerine bir kitabe
konulmuştur:
“İsa, sen ki, dünyanın yaratıcısı ve sahibisin, senin olan bu şehre onunla
birlikte Roma’nın asasını ve gücünü de sundum. Onu bütün saldırılardan koru ve
tehlikelerden kurtar.”
Bizans tarihçilerinden Kedrenos, bu heykelin Fidyas’ın Apollon heykeline
benzediğini ileri sürmektedir. Th. Reinach ile R. Janin, Hz. İsa’nın heykelinde
imparatorun halka hitap ettiği görüşündedir.
İstanbul’u sarsan deprem ve yangınlardan bu dikilitaş büyük ölçüde
etkilenmiştir. Örneğin 418’de alttaki parçalardan biri yerinden düşmüş ve
yıkılmasını önlemek amacıyla demir çemberler içerisine alınmıştır. Ardından peş
peşe gelen yangınlar taşları yakmış, heykelin elindeki mızrak 542 depreminde,
diğer parçaları ile kürre 869 depreminde düşmüştür. III. Nikeforos Botaniates
döneminde (1078-1081) yıldırım düşmüş, I. Aleksios döneminde de (1081-1118)
şiddetli bir fırtına heykel ile birlikte dikilitaşın üst bölümlerini devirmiş ve
pek çok kişinin ölümüne neden olmuştur. İmparator I. Manuel Komnenos (1143-1180)
anıtı yeniden tamir ettirmiş ve üzerine de korint üslubunda bir başlık ile
tunçtan bir haç koydurmuştur. Üzerine de “Zamanın sakatladığı bu kutsal eseri,
dindar İmparator Manuel ihya etti.” Kitabesini dikilitaşın çevresine çepeçevre
yazdırmıştır. Bizans’ın son dönemlerinde “Haçlı Anıt” olarak tanınan bu anıt ile
ilgili olarak Semavi Eyice bir de Bizans inanışından söz etmektedir:
“Halkın inanışına göre, Türkler şehre girdiklerinde gökten bir melek inecek,
anıtın dibindeki aciz bir adama bir kılıç vererek ona, bu kılıcı al ve
Kurtarıcı’nın halkının intikamını al diyecek. Bizanslılarda bunun üzerine
Türkleri yalnız İstanbul önünden değil, tüm Anadolu’dan ta İran içlerine kadar
püskürteceklerdi. Bu hurafe halkı o derece inandırmıştı ki, Haçlı Anıt’ın
ötesine geçtiklerinde her tehlikeyi atlatmış olduklarını sanıyorlardı.”.
Osmanlı döneminde yangın ve depremlerden yine zarar görmüş ve çevresindeki demir
çemberler yenilenmiştir. Ayrıca sütunun kaidesi kesme taşlarla örülerek,
yüksekliği 11.m.yi bulan bir kılıf içerisine alınmıştır. Sultan II. Mustafa
(1695-1703) yeni bir yangın geçiren taşı tamir ettirmişse de taşın kararmasından
ötürü de halkın söylediği “Yanık Taş” tabiri kaynaklara geçmiştir. Bu nedenle
günümüzde taş kaide üzerinde, silindirik porfir parçalarından yalnızca 6’sı ile
korint başlığının bir parçası görülebilmektedir. Yakın tarihlerde kaide
içerisinde kutsal eşyaların saklandığı küçük bir odadan söz edilmiş ve
Hz.İsa’nın çarmıhının bir parçasının burada olduğu iddia edilmiştir.
Marcianus Anıtı (Kıztaşı) (Fatih)
Bizans
devri İstanbul’unda dördüncü tepenin batısında, onuncu mıntıkada bulunan
Marcianus Anıtı Fatih’te Kıztaşı olarak isimlendirilen küçük bir meydanın
ortasında günümüze ulaşabilmiştir. İstanbul’un fethinden sonra kurulan ilk
Osmanlı mahalleleri arasında “Kıztaşı Mahallesi” olarak ismi geçmiştir. Uzun
süre Saraçhanebaşı’nda Yeniçeri odalarında bir evin bahçesinde kalan bu anıt
bütün çevreyi yakan Çırçır yangınından (23 Ağustos 1908) sonra yeniden yapılan
düzenleme sonunda ortaya çıkarılmıştır.
Bizans kaynaklarının yeterince değinmediği bu anıtı şehir valisi Tatianus Decius,
İmparator Marcianus (450-457) onuruna 450-452 yıllarında diktirmiştir. Anıtın
kitabesinde yalnızca Tatianus’un ismi bulunuyorsa da tarihi belirtilmemiştir.
Ancak Sanat Tarihçisi J. Kollwitz 452 tarihi üzerinde durmuştur.
Marcianus Anıtı’nın kaidesinde Nike heykelinin bulunuşundan ötürü halk arasında
Kıztaşı olarak tanınmıştır. Ancak Bizans devrinde Beşinci Tepe’ye dikilen ve
Süleymaniye Camisi’nin yapımında yıkılan, bir başka anıta da bu isim
verilmiştir.
Marcianus Anıtı üç kademeli Aphrodite’nin heykelinin bulunduğu bir platformdaki
mermer kaidenin üzerindedir. Bugün kaidenin altındaki kademeler toprak altında
kalmıştır. Korint mermerinden, 2,35 m. yüksekliğindeki kaide mermer
kabartmalarla süslenmiştir. Üç cephede de birbirinin eşi olan kabartmalarda
defne yapraklarından oluşmuş bir çelenk içerisinde Hz. İsa’nın monogramı olan
“I” ve “X” harfleri bulunmaktadır. Kaidenin kuzey cephesinde de simetrik konumda
iki Nike figürü yuvarlak bir madalyonu taşımaktadır. Bugün yalnızca harflerinin
yuvaları kalmış Latince bir kitabede sütunun Marcianus için Tatianus Decius
tarafından dikildiği belirtilmiştir. Sütun 8.75 m. yüksekliğinde olup Roma-Korint
üslubunda bir başlıkla sonuçlanırsa da, bu kısım 1894 depreminde hasara
uğramıştır. Marcianus’un heykelinin ne zaman yıkıldığı bilinmemektedir.
Salzanberg ve Kondakoff gibi sanat tarihçiler korint başlığının üzerinde
gördükleri bir heykel kaidesine değinmişlerdir. Prof. Dr. Semavi Eyice, İtalya
kıyılarında bulunan Barletta heykelinin buraya ait olacağına işaret etmektedir.
Ayrıca R. Delbrueck’de bu heykelin İmparator Marcianus’a ait olduğunu ileri
sürmektedir. Üslup ve teknik olarak V. yüzyıla tarihlenen 5 m. yüksekliğindeki
bu heykel Bari’de St. Scpolone’dedir.
|