|
|
 |
 |
Okunma |
|
5128 |
Mezopotamya Avcılıktan
çobanlığa ve tarıma geçiş, 5. bin ile 4. bin yılları arasında Asya’nın
geniş toprakları üzerinde cereyan etmiş olmalıdır (Herbert Kühn, “Der
Aufstieg der Menschheit, S. 82). Bu kültür değişimi, Akdeniz ile Basra
Körfezi arasındaki yörelerde ve İran’da görülüyor. Böylece avcılıktan
çobanlığa ve tarıma geçişin yalnız bir yörede olduğunu düşünmek
yanlıştır. Bu kültür değişiminin birçok çağları içine aldığı son
incelemelerden anlaşılmaktadır. Mezopotamya’nın genel görünüşünde en eski olanı Sakçegözü kültürüdür.
İ.Ö. 5.000 ile 3.700 yılları arasında bu kültürün eserleri doğmuştur.
Sakçegözü kültürünün eserlerine Suriye’de de rastlanmıştır. Daha 4.000
ile 3.000 yılları arasında yüksek bir kültürün ölçüsü olarak kabul
edilen köyler, kentler ve kent devletlerinin kurulduğunu ve büyük
buluşlar arasında sayılan sabanın yapıldığını, şimdiki Arabistan
hurmasının ve hatta üzüm bağlarının yetiştirildiğini yapılan kazılardan
anlıyoruz. Tel Halaf’in
kültürü (5500- 4500) yayılır ve bütün Yakın-doğu’da etkisini gösterir.
Bu dönemde Irak’ın güneyine insanlar yerleşmeye (Eridu) başlar. Daire
planlı ve tonozlu, bazen uzun bir düz koridorla girilen, duvarları
pişmemiş tuğladan yeni bir yapı mimarisi ortaya çıkar; kasabalarda bazı
yollar taşlarla döşelidir. Çok çeşitli biçimlerde seramik eşya yapılır;
kırmızı, siyah veya çok renkli geometrik süslemeler eşyanın neredeyse
her yanını kaplamıştır.
|
|---|
M.Ö. 3.700? ile 3.300? arasında açık özellikleri olan Tell - Halaf kültürü’nün
yer aldığını görüyoruz. Tell - Halaf kültürü erken bir taş-bakır
çağıdır. İ.Ö. 4.000 yıllarında bakır kullanılmış, fakat demir ve bronz
görülmemiştir. Ayrıca bu çağdaki kazı eşyalarının üzerinde gamalı haç
motifi de vardır. Mezopotamya’nın bu
çağdaki resimlerinde, avcılık kültürünün sembolleri kullanılmıştır.
Oysa bu çağın süslemeleri tamamen soyuttur. Bu soyut biçimler arasında
çift baka, boynuzlu boğa ve yatan sığırlar gibi motifler
izlenebilmektedir. Kadın idoller de kare biçiminde stilize edilmiştir. Bu
çağ içinde, tarım kültürünün en eski sembolleri de görülmektedir.
Bunlar: Ana tanrıça, kutsal sığır olup bunların yanında ender olarak ilk silindir mühürler vardır. Bu
silindir mühürler mülk damgaları, işaretli muskalar ve nazarlıklardır.
Bu kültüre Mezopotamya’nın güneyinde hiç rastlanmamıştır. El-Obeyd
kültürü (4500-3750), basit geometrik desenli, standartlaştırılmış ve
seri üretim halindeki çömleğin yayılmasıyla dikkat çekmektedir. Aynı
dönemde ev ve ambarların yanında, tapınak veya seçkin tabakalara ait
olabilecek geniş bir yapı görülmeye başlar. Geometrik desenli taş veya
pişmiş kil mühürlerin sayısı gitgide artar.
|
|---|
Tell-Halaf kültürünü El Obeyd
kültürü izler. (3.300 - 3.100), Bu çağda bakırdan yapılmış hayvan
heykelleri yanında, tarımın o sıralarda yapılmakta olduğunu iyice
açıklayan kilden yapılmış orak, taştan balta, gene taştan yapılmış
aletler, bakırdan iğneler ve düz baltalar görülmektedir. Bu çalışmalar
sırasında, toprak tanrısının sık sık yılan biçiminde
sembolleştirildiğini görüyoruz. El Obeid kültürü içinde en ilgi çeken
yeni buluş, kapların turnike denilen dönen çömlekçi tezgâhlarında imal
edilmesidir. Turnikede
yapılan bu kapların biçim güzelliği ilgi çekmektedir. Bu çağın
kültürel, politik ve dini görüşleri üzerinde yeteri kadar bilgi mevcut
değildir. Uruk dönemi
(3750-3200), bu dönemden sonra gelir. Kentleşme hızlanır. Dokuz
kilometrelik çevresiyle Uruk şehrinin nüfusunun 10 000’i bulduğu
sanılmaktadır. Anıt mimari, pişmiş tuğlalardan yapılmış yüksek bir
teras üzerinde yükselir; binaların önyüzleri, çok renkli taş
parçalarıyla süslenmiştir: bunlar, en eski mozaiklerdir. Fırat
kıyısında, 20 ha üzerine kurulu Hububa-Kabira sitesi, konut ve din
merkezi, sokaklar boyunca sıralanmış evleri, kare biçimi kulelerle
tahkim edilmiş surlarıyla, yeni bir kültürün ışıltısını yansıtmaktadır.
|
|---|
El Obeid kültürünü Uruk kültürü
izler (3l00-2900). Bu ad, kazı yeri olan Uruk’a atfen verilmiştir.
Bugün buraya Varka denilmektedir. Yeri Mezopotamya’nın güneyindedır.
Ur’a yakındır. Bu çağda evler, henüz güneşte kurutulmuş tuğlalar ile
inşa ediliyordu. Evlerin döşemesi ise, balçık çamurunun yerlere
yayılarak dövülmesi ve kurutulması ile sertleştirilerek yapılıyordu.
Damlar, hasır ve kamıştandı. Bu çağda toprak kapların pişirilmesi için,
ayarlanabilen fırınlar imal edilmişti. Mezopotamya’nın yüksek kültürü, kent, ve yazının icadı ile ticaretin başladığı Cemdet-Nasr çağıdır
(2900-2600)(3300-2900). Yazılı levhalar ve turnikede imal edilerek
pişirilmiş kaplar, hep bu çağın eserleri arasında görülür. Turnike’nin
Avrupa’da Latöne kültürü (M.Ö. 400-50) çağında görüldüğü dikkate
alınırsa, hemen anlaşılır ki Asya, kültür bakımından ne kadar önce
uygarlık yoluna girmiştir. Cemdet-Nasr kültürünün en ilgi çekici
özelliği, renkli keramiğin ilk olarak bu zamanda yapılmasıdır. Madenlerden,
altın, gümüş ve bakırdan döğme işleri de yapılmıştır. Çinko ve nikel bu
çağda henüz görülmemektedir. Ticaret geliştiği gibi, ticari kayıtların
yapıldığı da yazılı levhalardan anlaşılmaktadır. ibadet, kurban
adamakla yapılıyordu. Eski Sümer Çağı (Mesilim Çağı) (2600-2500 M. Ö.) Cemdet – Nasr ile Akkad kültürü arasındaki dönemi kapsar. Krallık ilk olarak 2600 ile 2350 arasında görülüyor. 1. Sülâle Ur’da
(2500-2400) yaşamıştır. Kralların listesi çivi yazısı ile yazılmış
levhalarda okunmuştur. Sümer kültürü ilk olarak bu tarihlerde
görülüyor. Cemdet- Nasr kültüründe bütün sanat, doğanın ölümü ve
dirilişi üzerine kurulmuştur. ‘Bu birbirine zıt iki kavram, ayrı ayrı
sembollerle anlatılmıştır. Dinin esas figürü, Ana Tanrıça İnnin ve onun
kocası Tammuz’dur. Bunların yanında sayısız denecek kadar çok evren
tanrıları vardır. Mezopotamyalıya göre insan, büyük bir tanrının
hizmetindedir. Ve bu tanrı, hayatı ve verimliliği temin eden evren
tanrısıdır. Keramik kaplar Mezopotamya’nın
ilk sanat hareketi, muhtemel olarak M.Ö. 4000 yıllarında bir keramik
özelliğinde açık olarak görülür. Keramik kaplarda geometrik motiflere
olan derin sevgi açıkça belirir. Bu çağın kaplarında değindiğimiz
geometrik süsleme yanında, hayvan ve bitkilerin geometrik bir biçimle
modle edilerek kap yüzeyinde düzenlendiğini görüyoruz. Bu kaplar ayrıca
renkli olarak yapılmış ve bu renkli keramiklere “Tell-Halaf kültürü
renkli keramiği” denmiştir. Yani bu keramikler bu adla
sınıflandırılmıştır. Bu çeşit dekorasyonlu keramik, Samarra’da en olgun
seviyesini bulur. Bitki motiflerinin stilize edilerek gayet açık ve
katı formlar halinde, yüzey doldurucu bir karakterde, bilhassa dokuma
motiflerinde görülmektedir. Samarra’daki motifler, buna karşılık,
uzunluğuna, ip ya da band biçimindeki süslemelerdir. Bu çağın Susa’daki
keramik motifleri de geometriktir. Erken Hanedanlar Dönemi Bir
sarayın veya bir tapınağın bulunduğu her yerde, bir düşünce veya sanat
hareketi başlıyor ve gelişiyordu Mimari ve plastik sanatlar benzer
ölçütlere göre gelişiyor, ve zamanın, güneyde Sümer Ur, Nippur ve Lagaş çevresinde ve kuzeyde Sami (Kiş, Man, Ebla
çevresi ve Diyale Vadisi) olmak üzere çift karakterli uygarlığına bir
birlik karakteri kazandırıyordu. Bu döneme genellikle Arkaik Hanedan
(2900-2300) adı verilir. Mimari,
dışbükey tuğla planının kullanılmasıyla kendini gösterir. Tapınaklarda,
heryerde aynı iç düzenleme tarzı görülür. Cella adı verilen iç mekân
bir birine bitişik odalarla çevrilmiştir; buraya hemen hemen her zaman
bir sunağın bulunduğu bir avludan geçilerek girilir. Kutsal mekanın
çevresi Haface ve Lagaş’ta olduğu gibi, oval bir biçim alır. Saraylar
(Man ve Ebla’dakiler), merkezinde avlusu bulunan özel konutlara
benzemekle birlikte, çok daha büyük ölçekte yapılmıştır. Uruk ve Kiş’teyse, sütunlara geri dönüldüğü görülmektedir. Ur’ daki kral mezarları, cumbalı tonozun ilk örneğini oluşturur. Seramiklere
gelince, en azından 2600’lere kadar, özellikle de “lal rengi vazolar”ın
imali dikkati çeker. Tam veya alçak kabartma biçimindeki heykel
sanatının niteliği, ekolden ekole değişir. Diyale sitelerinde vücutları
boru gibi, kasları belli belirsiz, kocaman oyuk gözlü heykelcikler
yapılmıştır. Mari’deki eserler daha yumuşak ve daha
gerçekçi bir üslubu yansıtır. Ortası delinmiş kare levhalar üzerinde,
özellikle büyük şölenleri gösteren sahneler temsil edilmiştir. Oymacılık
sanatı zenginleşmiş, süslemelerin yerini savaş veya büyük şölen
sahneleri almıştır. Madencilik teknikleri, dökme eserlerin üretimiyle
sır olmaktan çıkmıştır. Ur kral mezarlarında bulunan mücevher vb
eserler, kuyumculuğun doruğa ulaştığını göstermektedir. Telkari işi,
pütürleme, bölümleme, oymacılık ve kaynakçılık çok gelişmiştir. Bir
sitenin hayatı, Ur’da bulunmuş olan ünlü iki pano (bugün British
Museum’dadır) üzerinde, hayranlık uyandıracak şekilde, birkaç çarpıcı
çizgiyle özetlenmiş durumdadır; deniz kabuklarından mozaikle kaplı
tahta çekmece üzerinde, sırasıyla savaş ve barış adına yapılan işleri
göstermektedir. Sahneler
yaşamdaki sırayla işlenmiştir. Savaş yanında, savaş arabaları ve
silahlı adamlar, yendikleri düşmanın cesetlerini ezip geçerken, çıplak
esirler kralın huzuruna çıkarılmıştır. Barış tarafındaysa bazı insanlar
yük taşırken, diğerleri, bir orkestranın eşlik ettiği bir şölen için
kesilecek hayvanları gütmektedir.
|