|
|
 |
 |
Okunma |
|
994 |
Akkad Çağı Sanatı (Tahminen M.Ö. 2350-2150) Mezopotamya’nın
sanat hayatında, dağ kavimlerinin göçleri, her defasında kabarıntılı
formlu, görüntüye uygun hareketli, anatomiye düşkün bir sanatın ortaya
çıkmasına sebep olmuştur. Bu sanat, derinliği olan bir heykel anlayışı
olup, her yeni kavmin Mezopotamya’ya gelişi ile ortaya çıkan bir
anlatım biçimi yaratmıştır. İşte biz, Eski Sümer
çağının üzerine Akad’ların gelmesi ile, kahramanlığı anlatan bir
üslûbun, yeniden Mezopotamya sanatına girdiğine tanık oluyoruz. Bu çağ,
Mısır da Narmer’ in tuvalet tablolarının realist heykel anlayışını
izleyen 3. Sülaleden Diyoser ‘in zamanıdır. Bu çağda Mısır’da büyük
arazi sahiplerinin hayatlarını tasvir eden realist görüşlü heykeller
yapılmıştır. İnsanlaştırılmış tanrılar, yemek yerken gösterilmişlerdir.
Aile tasvirleri ile, üç boyutlu heykellerin Ur’da bulunmuş olan hayvan
rölyeflerine etki yapmış olabileceği kabul edilmektedir. Tarihi
olarak tesbit edilmiş olan ilk Sami halkı Akkad’lardır. Akkad’ların
Mezopotamya’ya egemen oluşu ile Sümer yönetimi son bulmuştur. Akkad
devletinin başında, tanrılaştırılmış mutlak bir kral bulunurdu. Bu
çağda ilk kez, bütün kent devletleri Akkadlar’ın yönetimi altında
birleştirilmiştir. Akkad kralları gene ilk kez “dünyanın dört bir
tarafına egemen kral” ünvanını almışlardır. Bunun anlamı Sümer, Akkad,
Elam, Amurru ve Suhartu’ya egemen demektir. Sümer dili kullanılmamış,
ancak Sümer kültürü olduğu gibi Akkad kültürü ile bir araya gelmiş ve
değerlendirilmiştir. Akkad dili bu çağda, önem kazanan ve bütün
Önasya’da konuşulan dil olur. I. Sargon, Maniştusu ve Naramsin
zamanlarında Akkadlar’ın istila orduları Anadolu ve Mısır’a kadar
uzanırlar. Naram-sin zamanı, Akkadların en yüksek dönemidir. Akkadlar
zamanında ülkenin yönetim merkezi, kuzeye doğru kayar. 1. Sargon ve
Naram-sin, bütün Mezopotamya’yı yönetimlerinde birleştirirler. Başkent
Akkad’dır. Sanat, süsleyici bir ihtişama önem verdiği gibi, insanı
şaşırtan plastik anlatımıyla da dikkati çeker. Bu, Cemdet-Nasr’ın
biçimlendirme şekline bağlanabilen ya da hiç olmazsa Cemdet-Nasr’a
içten bir akrabalık gösteren bir sanattır. Heykel
anlayışının, form ve heykel anlatımı bakımından da Cemdet Nasr’a
benzeyen yanları vardır. Kahramanca konuları, bu akrabalığı akla
getirmektedir. Üzerinde, daima karşı karşıya iki kişinin çarpışmasını
gösteren fetih anıtları yapılmıştır. Anıtlardaki ikili çarpışmaların
anlatım şekli, Gebel-el Arak Bıçağı’ndaki gibidir. Fetih
anıtlarından biri, çok tanınmış “Naramsin Dikili Taşı”dır. Biz bu
anlatıma benzeyen eserler arasında “Akbaba Dikili Taşı” ile “Ur
Sancağı”nı sayabiliriz. Naramsin Dikili Taşı’ndaki askerler, bir
kumandanın komutasında uygun adım ve birerle kolda yürürler. Bu
merasim, dini bir kutlamayı göstermektedir. Bu anlatıma benzer bir
eseri Cemdet Nasr’da da görüyoruz. Esasen
bu şekildeki kutlamalar, Cemdet Nasr’da büyük rol oynuyordu. Naramsin
Dikili Taşı’nda tanrılar ve prenslerin yemeğini değil, tanrılar
oturumunun sembolik bir tasvirini görüyoruz. Tanrı huzuru, burada konu
olup, bir tepe ve üzerindeki yıldızla anlatılmıştır. Bu tepe ve
yıldızların önüne kral, kazanılmış bir zaferden sonra gelmektedir.
Kral, yürüyen askerlerin başında ve tek olarak gösterilmiştir. Düz bir
yüzey üzerinde görünen figürler, yuvarlaklaştırılmış vücutlar
halindedir. Yani yüksek rölyef olarak
şekillendirilmişlerdir. Komutanın vücudu hemen hemen çıplaktır.
Üzerinde kısa bir eteklik vardır. Başındaki miğfer ile hakim bir tavır
içinde yürümektedir. Aşağı doğru, dik ve katı olarak uzanan sakalı,
elinde oku ve yayı ile kahraman kralın önünde bir düşman askeri,
boynuna yediği okla sırt üstü yıkılırken gösterilmektedir. Rölyefte yer
alan bütün askerlerde, kraldaki aynı asil tavırları ve savaşçıların
disiplinli duruşu görülmektedir. Rölyefteki
figürlerin vücutlarını belirten çıkıntılılık ve yuvarlaklık aynen
Gebel-el Arak Bıçağı’nı hatırlatmaktadır. Ancak bu rölyefde Gebel el
Arak Bıçağı’ndaki figürlerin, üzerine bastığı zemin çizgisi yoktur,
Askerlerin üzerine bastığı dalgalı bir arazi dikkati çekmektedir.
Anlamı, Mezopotamya sanatçısının bu devirde mekan duygusuna yer
verdiğini göstermesidir. Akkad devrine ait bulunan
bütün rölyeflerde, esirlere yapılan işkence, önem kazanan bir konu
olmuştur. Savaş sahneleri, Mezopotamyalı için çok önemlidir. Bu
eserlerin Sümer kültürü ile doğduğu, ancak Akkad çağında yapıldığı
kabul edilmektedir. Savaş, zafer, esirler, şehit düşmüş askerler, hep
iki kişi halinde karşı karşıya ve yan yana olarak anlatılmışlardır.
Figürler üst üste getirilmediğinden, vücutlar bağımsız olarak ifade
edilmişlerdir. Sanatın ilk gelişim basamağında rölyeflerdeki bu husus,
hep böyle olmuştur. Eserlerdeki elbise kumaşının altından vücudun
formları belli olmaktadır. Ayak, bacak ve başın
profilden, vücudun cepheden oluşu, bütün rölyeflerde korunan bir
anlatım şeklidir. Arkaik heykellerin kukla sertliğine benzeyen anlatımı
ile Mısır’ın alçak rölyeflerindeki biçimlendirme anlayışı, bu devir
eserlerinde hiç görülmez. Figürlerin vücut anatomilerinin idraki
sonucunda, sanatçının yaratabileceği heykel anlatımı, bu devre
eserlerinin, arkaik bir anlatımdan klasik olgunluğa doğru yöneldiğini
gösteriyor. Eserlerde, arka plandan ayrılmış, kuvvetli ifadeli, yüksek
rölyef çıkıntılarına sahip bir anlatıma varıldığına tanık oluyoruz.
Rölyeflerdeki figürlerin vücut ölçüleri, Grek sanatında görülen klasik,
olgun, araştırılmış ölçülere doğru yönelmiştir. Grek sanatında
göreceğimiz gibi, vücut anatomisi. ve ölçüleri, doğa formlarına uygun
olarak sağlam bir şekilde gözlemlenmiş ve ifade edilmiştir.  Figür
olarak çevresiyle bağımsız, ayakta duran bir heykel, bu çağda
Mezopotamya’da çok az görülmektedir. Ancak böyle, tam baş heykeli
olarak kimi parçaların, bugüne dek kaldığını görüyoruz. Bu heykel ve
başlar, yer yer klasik bir olgunluğa da varmışlardır. Ninive’de
bulunmuş olan bir bronz baş, muhtemel olarak enerji dolu, kendinden
emin bakışlı bir imparatoru ifade etmektedir.  Halen
Irak müzesinde olan bu baş, uzun sakallı, dar çehreli, yani uzun yüzlü
bir adama aittir. Şehvetli, kuvvetli keskin hatlara sahip olan yüzde,
bir din adamında görülen inanç dolu tavır vardır. Çehre, sağlam ve
kesin bir kontura sahiptir. Mantıki ve inşai bir düzen içinde olan
sakal yanında yüz. belirgin bir simetriye ve cepheden duruşa sahiptir.
Bu duruş ve anlatım, tam arkaik bir görüşü yansıtmaktadır. Arkaik
anlatım yanında klasik bir ölçü ve anatomi görüşü de dikkati çekiyor.
Bu anlatım şeklinde, Asurlu kralların baş heykellerindeki ifade vardır.
Ancak burada Asurlu kralların kabartmalı, vahşiyane ve iç dünyasını
ifade için modle etme aşırılığı yoktur. Akkad
sanatının, Sümer sanatının bir devamı olduğunu düşünmek yanlıştır.
Sümer sanatçılarının ulaştıkları plastik anlatım seviyesi üstüne Akkad
sanatının kurulduğunu ve bu noktadan itibaren Akkad sanatının
geliştiğini iddia etmek mümkün değildir. Sümer sanatında, herşey bir
yüzey üzerinde dekoratif olarak biçimlendiriliyor. Kıvırcık sakal ve
bıyık düzen içinde ve düz-alçak bir rölyef anlatımda görülüyorsa da,
yüzdeki plastik ve yuvarlak anlatım, ayrı bir özelliktedir ve içlemin
enerjik, monarşik kudretin sarsılmaz ifadesini vermektedir. İrade ve
enerji, yüzden taştığı gibi, lokal ırk tipini de göstermektedir. Bu
anıtsal anlatım, bu özellikleri içinde, ilk kez ancak Akkad çağında
gözlemlenebilmektedir.
Zengin bir şekilde
stilize edilmiş olan sakal ve saçın kıvırcık ifadesi, Akkadlar
tarafından Sümerlerden alınmış bir biçimlendirme şeklidir. Fakat
herşeye rağmen Akkad heykellerindeki ruh tamamen başkadır. Akkad
sanatı, derinliğe, hacime ve forma önem veren, imparatorluk ihtişamını
düşünen bir niteliğe sahiptir. Ninive’de bulunan başda, sakalın düzgün,
kıvırcık ve birbirinden ayrı dalgalar halinde olduğu görülmektedir.
Baştaki saç bölümü, önceki çağların küre halindeki başlarına oranla,
başı uzuvlara ayırır ve zenginleştirir. Öteki zamanların patlak
gözleri, bu başta gayet belirgin, optik ve enerjik bir anlatım
içindedir. Bu başta dar, fakat asil bir ifade çehreye egemendir ve
bundan önceki çağların o ablak şekillendirilişi yoktur. Enerjik
anlatımın bu yeni görünüşü, kitlenin içten dışa doğru canlandırılışı,
vücudun organik olarak teşkili ve uzuvlandırılması, bu çağ sanatını
yeni bir anlatım düzeyine götürmekte gecikmedi. Arkaik sanatın, kitle
halindeki “bütün” anlayışından, uzuvların anlamlandırılmasına yönelen
Akkad sanatı, klasik bir anlatıma yaklaşıyordu. Bu, yeni anlatım
biçimi, bilhassa mühürlerde açık olarak görülmektedir. Hayvanların
boğuşma sahneleri, adale zenginliği ile yüzeysel bir biçimlendirme
içinde gösterilmektedir. Mühürlerin dışındaki heykellerde de biz, çizgi
egemenliğini ve adale formlarının düz yüzeyler halinde
biçimlendirildiğini görüyoruz. Adnan Turani, Dünya Sanat Tarihi
|