|
|
 |
 |
Okunma |
|
874 |
ASUR Asurlular
tarihte askeri teşebbüsleri ile savaşçı bir millet olarak
görülmektedirler. M.Ö. XIV. yüzyılda Asur İmparatorluğunun ve
kültürünün geliştiği görülür. Öyle ki, Mısır uygarlığı yanında yer
alacak eserler yapılmağa başlar. Büyük fetih teşebbüsleriyle ve geniş
ticaretleriyle dünyaya egemen olma siyaseti gütmüşlerdir. Toprak
bakımından bağımsız olma ve komşularına karşı yabancı tutumlarıyla
Asurlular, aynen Cemdet Nasr ve Naram-Sin zamanını hatırlatırlar. Orta Asur Dönemi Hamurabi
zamanında ve sonra gelen hükümdarlar, hep dünyaya egemen olma
düşüncesindeydiler. Asurlular, Mısır’ı bile kendi yönetimleri altına
almak istemişlerdir. Bu yüzden Asur sanatı, askeri ifadeyi esas olarak
kabul etmiş görünür. Kahraman tipli asker motifi, aynen Cemdet-Nasr ve
Naram-Sin zamanında olduğu gibi önem kazanır. Krallar erkek tipli,
kuvvetli ve kudretli olarak gösterilirler. Şişkin adaleli, bir atlet
vücuduna sahiptirler. Ninive’deki ideal kral başı, burada yeniden önem
kazanır. Gene büyük gözler, kalın kaşlar, merhametsiz bir ağız,
kuvvetli bir burun, omuzlara düşmüş saçlar ve uzun sakal anlatım konusu
olur. Üstlerinde taşıdıkları silahlar, uzun bir kılıç, balta ve ok’tan
ibarettir. Bu asker-kralların işi savaş, istilâ kale kuşatma, vahşi
hayvan avı, zafer ziyafetleri ve tanrılara kurban adamaktır. Buyrukları
altında silahlı yüksek memurlar, müzisyenler tutan bu krallar gösteriş
ve tantanayı sevmektedirler. Bu gösterişli, muhteşem hayata uygun saray
ve duvarlarında gösterişli hayatı anlatan rölyefler yer alır. Konuları
daha çok kralın savaşları ve av sahneleridir. Asurluların savaşları
hakkında bu rölyeflerden çok şey öğreniyoruz. Ellerinde kalkanlar,
mızraklar, müzik yaparak giden askerler, savaş arabaları, disiplinli
asil kanlı atlar bu rölyeflerde dikkatle ifade edilmişlerdir.
Atların koşumları bütün ayrıntılarıyla belli edilmiş olup,
biçimlendirmede kesin bir çevre çizgisi dikkati çeker. Atlar zarif
vücutları, güzel hareketli adaleleri ile dikkatle modle edilmiştir.
At’ın, Küçük Asya’ya Şurri’ler tarafından sokulduğu tahmin
edilmektedir. Şurriler rölyeflerde kalın kumaşlardan uzun elbiseleri ile bir dağ halkı olarak ayırdedilmektedir. Asurbanipal’in
bir kaleyi nasıl kuşattığını gösteren rölyefden, Asurluların savaş
tekniklerini ayrıntıları ile anlıyoruz. Esirler ikişer ikişer
bileklerinden bağlanıyor; esir kadın ve çocuklar erkeklerin yanında,
fakat bağlanmamış olarak yürüyorlar. Kadın ve çocuklar bazan at üzerine
bindiriliyorlar. Hemen bütün kadın ve erkek esirlerin ellerinde su
tulumları görülüyor. Buradan, bunların çölden geçirilecek bir başka
yere götürüldükleri anlaşılıyor. Berlin’de Devlet Müzesi’nde
bulunan rölyefte, bir Asur askeri karargah tasvir edilmiş. Rölyefde
yanyana kurulmuş olan iki çadırdan birinde genç bir uşak, içeri
girmekte olan kumandanın, yüksek bir sedir üzerinde kurulmuş dinlenme
yerini hazırlıyor. Bir başka hizmetçi, ayakta duran kumandana su
veriyor. Kumandanın başında miğferi ve üzerinde silahları görülmekte.
Öteki çadırda ise, bir direğe asılı, henüz yeni kesilmiş bir sığırı
parçalara ayıran bir adam görülüyor. Bu rölyef bir savaş sırasındaki
durumu anlatıyor. Demek ki, bu konu o zamanlar büyük önem kazanmakta
idi. Vücut adaleleri ve kemikleri dikkatle modle edilmiştir. Rölyef
anlatımı alçak, yüzeysel bir modle ile yapılmıştır. Ayrıntılar, sağlam
ve mantıki bir görüş ile halledilmiştir. Bu biçimlendirme
özelliklerinden, arkaik bir anlatımın söz konusu olduğu anlaşılıyor.
İnsanların yüzleri durgun; fakat gerek atların, gerekse aslan gibi
hayvanların yüzleri, içinde bulundukları durumla ilgili bir
anlatımdadır. İnsana heyecan veren av sahnelerinde, beynine ok
yemiş, duyduğu acı ve vücudunun gerilmiş adalelerinden belli olan
aslanlar gene önem kazanmış konulardandır. Sevilen diğer konulardan
biri, kralın vurduğu aslanı kulağından tutarak arka ayakları üzerine
kaldırmasıdır. Konular eski mühürlerdeki hayvan ve canavar
motiflerinden alınmıştır. Bu rölyeflerdeki hayvan motifleri, arkaik
üsluplu insan biçimlendirmesine oranla, plastik anlatım bakımından daha
canlı ve optik hareketli olarak gösterilmiştir. Özellikle, atlı
bir savaş arabasına karşı saldıran aslan, ayrıntılı çizgiye dayanan
alçak rölyefli bir eserdir. Burada atların son derece dikkatli, temiz
bir işçiliği vardır. Ava çıkmış kralın arabası da, bütün süslü
ayrıntılarıyla görülmektedir. Savaş yapan askerler ve bilhassa
krallar, resmi ve savaş elbiseleriyle gösterilmişlerdir. Her halde
savaş elbisesi içinde gösterilmek, bu ülkede çok önem kazanmakta idi.
Ayrıca, rölyeflerde savaşların nasıl yapıldığı ve savaş tekniklerine
verilen önem, dikkati çekmektedir. Savaşa ait aletlerin ve bunların
kullanılışlarını gösteren sahneler, insanın ifadesinden fazla değer
bulur. Demek ki, bu ülkede askerlik birinci planda yer alıyordu. Savaş
arabaları, kale kuşatma araçları, sudan geçmek için yüzdürme tulumları,
çadırlar, sandalyeler, askerin yemek ihtiyacının karşılandığı pişirme
fırınları, kapkacak, kral arabasının şemsiyeleri, hep belirgin
karakterleri ile tasvir edilmişlerdir. Bu rölyeflerdeki anlatım, Akad
anlatımında değil, Sümer biçimlendirilişindedir. Adalelerin
anlatımında, vücut uzuvlarının yuvarlak bir çıkıntılılıkta gösterilmesi
yerine, alçak ve düz yüzeyli bir rölyef biçimlendirmesi, çizgi
egemenliği ile dikkati çekiyor. Rölyefte, yüzeyin boş kalan kısımlarına
gayet iyi işçiliği olan çivi yazısı bloklar yapılmıştır. Bütün bu
çalışmalarda plastik sanat anlatımı yerine, grafik görünüşlü bir
anlatım kullanılmıştır. Grafik anlatım ile birlikte, kral elbiselerinin
muhteşem süslemeleri çizgilerle belirtilmiştir. Bu grafik anlatımdaki
süslemeler ile, Önasya sanatında ilk olarak bir bezeme zenginliğine
önem verilmiş oluyor. Sanatta dekoratif anlayış, elbiseler,
canavarların, efsanevi hayvanların kanatları, saç süslemeleri ve
bukleleri, kıvrımlı sakallar, hep bezeme öğeleri olmuştur. Sakal ve saç
motifi inşa? ve yüzeysel olarak gösteriliyor. Şeritler, güller, inci
dizileri, kralın muhteşem elbisesinde daima yer alıyor. Ağaçlar,
palmiyeler, bilhassa hayat ağacı, stilize edilmiş sarmaşık biçimini ve
zengin bezenmiş halini bu rölyeflerde kazanıyor. Bu motif, Hindu’larda
Hititlerde ve Selçuklularda da görülecektir. Asurluların sanatı
daha çok halka hitap eden, yaşama telkin eden, örnek olucu, süsleyici
bir fatih sanatıdır. Bu anlayıştaki eserler yanında, başka bir anlayışı
gözlemliyoruz. Bu, bir çiftçi tabakasının anlayışıdır. Korsabad Sarayı İki
anlayışın birbirlerine etkileri ile Asurda, donmuş kukla suniliği
içinde biçimlendirilmiş figürlerin ortaya çıktığı görülür. Bu
anlayıştaki eserlerde, gergin insan vücutlarını ve dört nala giden şaha
kalkmış atları bir kuklanın hareketleri içinde görüyoruz. Bunlardaki
çizgiler gayet kesin görünüştedir. Tanrılar ve şeytanlar da bu
anlayışta ve atletik anlatım içinde, ancak bir çizgi kesinliği ile
gösterilmişlerdir. İyi ve kötü ruhlar arasında geçen savaş, bu
rölyeflerde anlatılmıştır. Rölyeflerdeki vücutlar sanki içleri boş,
şişirilmiş gibidir. Böylece bir çeşit maniyerizm Asur sanatında yer
almış oluyor. Bu sıralarda önem kazanan motif, tanrı tara fından
bitkilerin bol ürünlü olmalarını sağlamasıdır. Elinde su bakracı olan
kuş başlı, insan vücutlu ve kanatlı bir tanrıdır bu. Biz esasen
Mezolitik Çağ ile Yeni Taş Çağının toprağa yerleşen insanlarının da,
çiftçilikle birlikte iyi ürün almak, doğa felaketlerine karşı korumak
için çeşitli şeytan, tanrı ve efsane yaratıklarını tasarlandığını
biliyoruz. Gelenekçi Mezopotamya sanatı, yani Sümer sanat
anlayışı, daha Naramsin ve ondan sonraki Hamurabi zamanında, etkisini
devam ettirmiş ve Akad-Babil sanatının fizyonomisini Hamurabi’den sonra
da tayin etmiştir. Asur sanatında da bu gelenek devam etmiştir. Asur,
Sümer sanatı için çeşitli sebeplerle iyi bir zemin olmuştur. Tamamen
samileşmesi ve Akad kültürü ile etkilenmesine rağmen ilk zamanlardan
itibaren Sümer kültürü Asur’da yer edinmiş ve hatta arasıra Sümer
egemenliği altına girmiştir. En eski Asur kültürü, renkli keramikli ve
saf dekoratif anlayıştadır. Dağlık bölgeye yakın oluşları ve dağ
halklarının Sümer’e akraba olmaları, burada Sümer etkilerine uygun bir
ortam hazırlamış Olduğunu akla getiriyor. Burada, eğer geçmiş
incelemelerimizi hatırlayacak olursak, Mezopotamya’ya gelen dağ
halkları, her gelişlerinde sanata dekoratif bir anlayış değil, arkaik
plastik bir biçimlendiriş getirmişlerdir. Şimdi Asur sanatının bu
devresini geçmişteki Yeni Sümer sanatı ile karşılaştırırsak bunun, Yeni
Sümer sanatının bir devamı olmadığını anlarız. Asur’un şimdiki
rölyeflerinde düz bir rölyef biçimlendirilişi, çizgi halinde bir desen
ve süs öğeleri vardır. Bu çizgi halindeki desen ve yüzeysel
süslemelerinde yabancı kavimlerin etkileri olduğunu söyleyen ve bunları
Hurri ve Mitanni’lere bağlayan sanat tarihçileri vardır. Ancak
Hitit’lerden ve Mitanni’lerden, binaların dış alt yüzeyini rölyef
plaklarla kaplamayı aldıkları kabul edilmektedir. Bunların yanında
yapıların kapılarına konulan sfenksler ve kapı figürleri Boğazköy
anlayışındadır. Dağ kavimlerinden aldıkları öteki etkiler,
rölyeflerde bulunan ortadaki figürlerin frontal gösterilmesi ve onların
yanlarına gelenlerin birbirlerine simetrik olmalarıdır. Dağ halklarının
Akad-Sümer sanatının devamı üzerine olan etkisi yüzünden, Asur
sanatına, Mezopotamya sanatının gençleşmesi olarak bakılmaktadır.
Esasen biz dağ halklarının Mezopotamya’ya her gelişlerinde, bura
sanatını etkilediklerini ve sanatın bir çeşit arkaizme döndüğünü
gözlemlemiştik. Fakat bundan kısa bir zaman sonra yeniden Akad ve
Sümer’lerin gelişmiş, olgun sanatına bir bağlanma dikkatimizi çekiyor.
Böylece teknik olarak en üstün eserlerin ortaya çıktığına tanık
oluyoruz. Bütün etkilenmelere rağmen, arkaik öğelerin eserlerde
yerlerini korudukları görülüyor. Bu görüş ve anlayış ile; Asur’un M. Ö.
2.000 yıllarındaki savaşçı anlatımı olan sanatla ilgilendiği
anlaşılıyor. Asurnasirpal’in zamanında, IX. yüzyılda, açıkladığımız
anlamdaki eserler en yüksek ifadesini bulur. Asur sanatının son çağı
olarak kabul edilen M.Ö. VII. yüzyılda, Asurbanipal’in (Sardanapal)
zamanında yaşanan çağı anlatan rölyeflerde, formlar kuvvetsiz geveze
bir hikayecilik içindedir. Bir
çeşit janr (genre) resmi olan bu tasvirlerde askeri karargâh ile
halkların nakledilişleri gösterilmiştir. Tasvirlerde peyzaj öğeleri
çoğalıyor ve mekan belirten perspektif görünüşlü figürler ortaya
çıkıyor. Rölyef yüzeyindeki figürler küçülüyor. Resimde olayı gösteren
kısımlar fazla yer tutuyor. Lüks hayat anlatımı önem kazanıyor.
Askerlik, savaş konuları, ciddilik ve titizlik kalkıyor. Giysilerin
süslü dekoratif anlatımı itibar görüyor. Bu anlayışta yapılmış eserler
arasında sürek aylarını, kralın avlanmalarında onun önüne sürülen vahşi
hayvanların beslendiği hayvanat bahçelerini görüyoruz. İlk
zamanların sembolik olarak resmedilmiş olan hayvanları, bu eserlerde
daha gerçekçi bir gözleme dayanmaktadır. Buna örnek olarak
Asurbanipal’in sarayındaki rölyefler arasında bir okla ağır yaralanmış
erkek aslan ile gene yaralı bir dişi arslanı görüyoruz. İşte Asur’un ünlü asma bahçeleri
bu zamanlarda yapılmıştır. Asurbanipal’i bir asma bahçesinde, yüksek
bir divan üzerinde uzanmış. içkisini içerken görüyoruz. Asma ve
palmiyeler altında oturan kralın ayak ucunda da, kraliçe tahtına
oturmuş içkisini içiyor. Kalabalık bir hizmetçi grubu yelpazeleri
sallıyor. Bu eserde natüralist öğelere rağmen dekoratif, süslü, alçak
rölyef ile dağ halklarının plastik, yüksek rölyef anlatımlı arkaizmi
bir araya gelmiş görünüyor.
|