|
|
 |
 |
Okunma |
|
3892 |
III.Ur (Yeni Sümer) Sanatı- (M.Ö. 2050? – 1950?) Bir
İran halkı olan Guti’ler Mezopotamya’dan atıldıktan sonra, Akkad
çağından önceki Sümer geleneklerinin canlanmağa. başladığı görülür.
Yeni Sümer çağında halk aslında Akkadlaşmış durumdadır. Dilleri de
Akkadça’dır. Sümerce yalnız bilginlerin ve din adamlarının
kullandıkları bir dil olmuştur. Guti’lerin zamanında Lağaş’ta din adamı
ayni zamanda kral olan Gudea. Bu kralın yaptırdığı tapınaklar hakkında
ayrıntılı bilgilere sahibiz. Ur’un 3. Sülâle kralları, tanrılaştırılmış
kişilerdir. Bütün Mezopotamya’da bir inşaat sevgisi başlamıştır.
Krallar, barışçı ve tapınak yaptırıcısı olarak belirirler. Askeri
hareketleri hakkında bilgimiz yoktur. Çalışmalar yaratıcı değildir.
Bütün çalışmalar, Eski Sümer ve Akkad kültürünün buluşlarına dayanır.
Yaratıcı fikir kıtlığına rağmen, bugüne dek kalan birçok yazılar hep bu
Yeni Sümer Çağı’ndandır. Akkad egemenliğinin sona erişi, aynen
Cemdet-Nasr’ın sonuna benzemektedir. İmparatorluğa bağlı halkların
daimi isyanlarıyla zayıflayan Akkadlar, aynı zamanda birçok savaşlarla
askeri güçten düşmüşler ve barbar bir dağ halkı olan Guti’lerin
saldırısına uğramışlardır. Cemdet Nasr, Mezopotamya’ya gelen Sümer
kavimlerinin istilalarıyla ortadan kalkmıştır. Guti’ler geldikleri
zaman Mezopotamya’da Sümer ve Akkad kültürü kuvvetli olduğundan hiçbir
kültürel varlık gösterememişlerdir. Yalnız bu devirden kalma
beceriksizce yapılmış mühürlerin, Guti’lere ait olabileceği
düşünülmektedir. Bu mühürlerdeki tasvirler kaba ve primitiftir. Guti’lerin
ülkeden sürülüşünden sonra, Sümerlerin Mezopotamya’ya egemen
olduklarını ve dolayısıyla onlara ait kültürlerin özelliklerini
görüyoruz. Bu çağda Sümer sanatı belirli bir mükemmelliğe ulaşıyor. Sümerli ait olan özellikler:
ciddi, cepheden anlatım, elbisenin kitle halindeki vücut duruşunu,
verişi, blok biçimlendiriliş (bilhassa belden aşağı kısımlar), sakin
duruş, ifadesiz yüz, ve hiçbir saldırgan ifadenin heykellerde
görülmeyişidir. 
Biz
bütün bu özellikleri, Gudea’nın oturan ve ayakta duran heykellerinde
görüyoruz. Heykel anlatımında katılık, bilhassa yüz ve vücutda
görülmektedir. Figürlerin diyorit taşından elde edilmiş olan cilalı
yüzeyi, şişirilmiş form etkisi yapmaz. Ellerin göğsün altında
kavuşturulmuş biçimde gösterilmesi, bir tapınma duruşunu temin için
olduğu, kabul edilmektedir. Akkad heykel sanatına oranla bu figürler,
tahta gibi hareketsiz olup kukla etkisi yapmaktadırlar
|
|---|
Rölyeflerde
derinlik belli edilmemiştir. Ancak figürlerde üç buutlu heykel
özellikleri vardır. Sakallar blok görünüşlü olup aşağı doğru
uzamaktadır. Rölyef konuları da Akkad çağına oranla değişmektedir.
Savaş ve zafer sahneleri, hemen hemen tamamen ortadan kalkmıştır.
Egemen konu, eski bir Sümer motifi olan, “oturan tanrı” tipidir.
Lagaş’da bulunmuş bir dikili taş üzerinde, Eski Sümer rölyeflerinde
tanıdığımız, büyük bir harp (müzik aleti) çalan adam motifi
görülmektedir. Elinde vazo tutan tanrıçalar da rölyeflerde konu olur. Mühürlerde
de Yeni Sümer çağına kadar çok sevilmiş olan kuvvetli insan ve boğuşan
hayvan motifleri ortadan kalkar. Kahraman insan motifi
benimsenmediğinden, çıplak vücut anatomisi ile uzuvların ayrıntısına
inen parçalı görünüşü önemini kaybeder ve elbisenin blok formu ortaya
çıkar. Elbise, vücudu boyuna kadar örter. Ve yalnız bir kol ile bir
omuz açıkta kalır. Tanrılarda ve tanrıçalarda, gene eski bir Sümer
geleneği olan hayvan postu, elbise ya da manto görülür. Plastik heykel
anlatımı, kişisel karakter, heykellerde görülmez ve elbisenin altından
vücut kendini göstermez. Eteklerde, aynen Mısır heykellerinde olduğu
gibi yazı motifleri önem kazanır. Süslü ve dekoratif anlatım, Eski
Sümer Çağında (Ur’da) görülmüştü. Yeni Sümer Çağı’nda da ayni değerler
kullanılır. Mimari çalışmalar hızlanır. Heykellerde normal figür
ölçüleri araştırılır. Kralları mimar olarak gösteren heykeller ortaya
çıkar. Gudea iki kez mimar olarak gösterilmiştir.  Yapılan
binaların duvarlarına, tesisin yapılışını gösteren rölyef plaklar
yerleştirilmesi gelenek halini alır. İmar, hükümdarlara yakışan bir
görev olarak kabul edilir. Yazıt plaklarında görülen figürlerin
önündeki, üzeri yazılı çiviler, binaların temel atılışı ile ilgili
olarak kabul edilmektedir. Bu çivilerin başları çeşitli motifler
halinde gösterilmektedir. Örneğin, çivinin başı, bazı eserlerde iki
kolu yukarda, başının üzerinde bir çanak taşıyan kızlar haline sokulmuş
ve kızın etekleri aşağı doğru bu çivinin bünyesi ile kaynaştırılmıştır.
Tanrılar, bu çiviyi önlerinde tutmaktadırlar. Dekoratif bir
anlayış ile yılanlar, canavarlar ve köpek başları işlenmiştir. Bütün bu
özellikler, Sümer sanatının yeniden doğuşunu gösterir. Fakat biz Yeni
Sümer Çağı’nda bazı yeni anlayışların da önem kazandığını görüyoruz.
Arkaik duruş, bütün blok ifadesi ve sakin tavırların heykellerde aynen
kalmasına karşılık, tüm figürün yapılışında yeni bir atılım yapılır.
Bu, vücut oranlarında esas ölçülere olan önem veriştir. Bu özellik,
aslında Akkad çağının gözleme dayanan buluşudur. Normal vücut ölçüsü
görüşünü göz önünde tutarsak, Gudea’nın ayakta ve oturan heykellerinin
Eski Sümer Sanatı anlayışı içinde yapıldıklarını kabul etmemiz
gerekmektedir. Gudea’nın heykellerindeki kitle ve blok, tamamen bu
heykel anlayışını yansıtır. Fakat normal oran ve ölçülerde
heykeller de yapılmıştır. Naramsin zamanında yapılmış olan heykeller
arasında Urnungirsu’nun heykeli, ellerin ve ayakların işlenişi
bakımından, modelin iyice incelendiğini göstermektedir. Gudea ve
oğlu sakalsız şekillendirilmiştir. Saçları da kıvırcıktır. Bu devirde
saçlar tamamen kazınmakta ve başa peruka takılmakta idi. Gudea’ nın
başı enerjik bir anlatım içindedir. Kaşlar stilize olmakla beraber,
heykel genel havası içinde gözleme dayanan bir canlılık gösterir.
Saçların süs durumuna ve bazı stilize unsurlara rağmen sert anlatım
farkedilmektedir. Gudea’nın birkaç başı, bilhassa güzel
şekillendirilmiştir. Gözlerin biçimlendirilişi, bombeli göz kapakları,
ileri çıkıntılı ve güzelce taranmış kaşlar, etli şişkin dudaklar
dikkati çekmektedir. Genel duruşu içinde hiçbir iç ifadesi görülmeyen
başın üstünde, yuvarlak bir başlık vardır. Yüz cildi yumuşak bir
anlatım içindedir. Bu yumuşak anlatım Akkad sanatının özelliğidir. Yeni
Sümer Sanatının başındaki sert anlatım ile sonraki yumuşak anlatım
dikkate alınınca, Yeni Sümer Çağında hem sert, hem de yumuşak heykel
anlatımının ifade olanağı olarak değerlendirildiğini görürüz. Fakat bu
genel gelişi üzerinde, kaba kitle anla tımından ince form anlatımına
gidiş, ya da cansız ve ruhsuz kaba anlatımdan organik ayrıntıları veren
optik görüntülü bir anlatıma gidildiği görülmez.  “Gudea’nın
başı”nda da saç tuvaleti ayni olup, yuvarlak formdan köşeliliğe,
organik madde anlatımından kübik-blok anlatımına yönelmiştir.
Rölyeflerde Naram-sin sanatının etkisi görülüyor. Figürlerin fazla
çıkıntı yapılmadan anlatımı, kukla duruşunda oluşları ve öne doğru
uzanan sakallar, Sümer sanatının özelliklerini koruyor. Daha sonraları
Babilon-Asur sanatında büyük rol oynayarak heykel kaidelerinin önünde
şekillendirilen aslanlar, bu devirde yapılan tanrı heykellerinde de
görülmektedir. Susa’da bulunmuş olan Tanrıça “İnnin’in Oturan
Heykeli”nde Sümer-Akkad birleşimi bir hayvan motifi dikkati çekiyor. Bu
hayvanların, bundan önceki devirlerde gördüğümüz gibi, koruyucu bir
anlamları vardır ve düşmanın üzerine atlamağa hazır bir duruştadırlar. Adnan Turani, Dünya Sanat Tarihi
|