|
|
 |
 |
Okunma |
|
1017 |
Hamurabi Devri (Babil’in 1. Sülalesi- M. Ö. 1850-1550) Ur’daki
III. Sülâleden sonra Sümer ve Akkad devleti küçük devletlere
bölünmüştü. Örneğin Larsa, İsin, Uruk ve Eşunnak gibi. Ur’un 1
Sülâle’si ile Babil’in, yani Hamurabi devrinin 1. Sülâle’si arasındaki
zamana, İsin-Larsa devri denir. Sümer devleti çöldeki Sami kavimlerinin
saldırıları ile sarsılmıştı. Mezopotamya’yı da doğudan Elâm saldırıları
ile zayıflatıyorlardı. Böylece çöl kavimleri olan Batı Sami kavimleri
ile Elâm Mezopotamya’da Sümer egemenliğini ortadan kaldırdılar. Tüm
Mezopotamya egemenliği için bu iki kavim çarpışmaya başladılar. İ. Ö.
1700 yılında, Batı Sami kavminden bir kral olan Hamurabi, Elam, Larsa
ve Asur’a karşı yaptığı savaşlar sonucu Mezopotamya’yı egemenliği
altına aldı. Babil kenti Mezopotamya’nın ve Marduk dininin merkezi
oldu. Hamurabi, kendi adı altında ün yapan kanunlarını ortaya koydu. Genel
olarak Mezopotamya sanatının gelişimini göz önüne alırsak, Mezopotamya
uygarlığı içinde Sümer kültürü, Yeni Sümer çağı’nda incelmiş ve
mükemmel bir bütünlük göstermiştir. Yani Sümer çağından önceki Akkad
sanat gelenekleri oturmuş ve Akkad kültüründen önceki devirlerin arkaik
özellikleri de Mezopotamya kültürünün esaslı özelliği olarak devam
etmiştir. Sami kavimlerinin Mezopotamya kültüründeki hisseleri,
buluşların çoğaltılması ve eski geleneklerin daha canlandırılması idi.
İhtişam sevgisi de Sami ırklarının bıraktıkları özelliklerdendir. Sami
olmayan kavimlerin sanatları ise, dekoratif zenginlik ve arkakik
eğilimlerin kuvvetlendirilmesini sağlamıştır. Sümer egemenliği
ile Babil egemenliği arasındaki İsin-Larsa devrini, göçebe bir kavim
olan (muhtemel olarak Batı Sami kavimlerinden) Amurru’ların doldurduğu
sanılmaktadır. Fakat Mezopotamya kültürü içinde bu kavim bir varlık
gösterememiş ve Babil halkı içinde erimiştir. Babil
sülâlesi içinde tarih bakımdan büyük önemi olan ilk kişi Hamurabi’dir.
Onun kanunlarını belirten ünlü dikili taş da bugüne kalmıştır. Dikili
taşın en üstünde, tahta oturmuş güneş tanrısının ön dua eden bir kral
vardır. Bu motif bir Sümer konusudur. Kral, tanrıdan aldığı esinle
taşın üzerinde yazılı kanunu meydana getirmektedir.  Güneş
Tanrısı Şamaş’ın önünde bulunan Hamurabi, başı üstünde kenarları köşeli
bir başlık ya da peruka taşımakta, üstünde de bir omuzunu açıkta
bırakan bir elbise bulunmaktadır. Tanrının üstünde enlemesine pileli
bir eteklik, belden yukarısında gene bir omuzunu açıkta bırakan bir
elbise vardır. Başında da bir külah üzerine sucuk biçiminde sargısı
bulunan kavuk görülüyor. Hamurabi Dikili Taş’ı üzerinde görülen bu
sahne, heykel icrası bakımından ifadeli ve yumuşak bir modleye
sahiptir. Ancak bu rölyefte biz savaş ya da zafer sahnesi görmüyoruz.
Fakat Hammurabi, Tanrı önünde tapınma hareketinde bulunan bir kral da
değildir. Burada Hamurabi’nin Tanrı önündeki hali, krala bilgi veren
bir başbakanın duruşu gibidir. Her iki figürün üzerindeki elbise,
vücutlarına toplu bir bütünlük ifadesi veriyor. Kralın elbisesi,
enerjik bir hareketin hatlarını kuvvetlendirmektedir. Yüzdeki ifade
arkaik değil, ayrıntılara gidilmiş kişisel bir portre incelemesidir.
Rölyefin bir çerçeve içine yerleştirilmemesi ve figürlerin serbest
olarak düzenlenmesi, aynen Naramsin’in Dikili Taş’ındaki düzen ile
Cemdet-Nasr’ın yüksek çıkıntılı anlatımını ansıtır. Hamurabi kanununun
yazılı olduğu taşın üzerindeki bu rölyef, derinlik duygusuna, doğa
gözlemine dayanılarak yapılmış bir çalışmadır ve kişisel bir anlatım
içindedir. Sami istil anlatımı dışında kalan bu çalışma tarzı, gelenek
ile bağlantılı görülmektedir. Bu gelenek yani arkaik olmayan çehre
modlesi, bilhassa gözlerde, burunda ve aşağı doğru uzanan sakaldadır.
Hamurabi
çağında, Sümer anlayışının alçak rölyef geleneğini, kasabalarda yapılan
işlerde görüyoruz. Daha çok kasabalarda yapılan işlerden büyük
merkezler dışında kalan yerlerde Sümer geleneklerinin devam ettiği
anlaşılmaktadır... Hamurabi
çağından sonra, istilâ devrinde oluşan karışıklıkların bu ülkeye huzur
vermediği görülüyor. Bu bakımdan, Mezopotamya kültürünün bir parçası
olan ve ihtişama önem veren Asur sanatı, ancak M.Ö. 1363’den sonra
Mezopotamya’daki uygarlıkta yenilik yapmayan, geleneksel bilgileri
içinde hareket eden karışık bir devreye giriyor. Hamurabi zamanında
Anadolu’ya yeni kavimlerin aktığını görülüyor. Ana Metin: Adnan Turani, Dünya Sanat Tarihi
|