|
|
 |
 |
Okunma |
|
738 |
Yeni (Son) Babil Sanatı M.Ö.
1100 yıllarında Kassit egemenliğinin sonunda ve 600 yıllarında Asur
İmparatorluğu’nun ortadan kalkması sırasında Babil, ikinci derecede bir
rol oynamaktadır. Asur’la sürekli savaşlara girişir. M.Ö. 1100
yıllarında ikinci bir Sami akını başlar. Bu Sami halkı, Arami’ler olup
Babilonya’yı istilâ ederler ve oraya yerleşirler. Halk, Aramice
konuşmağa başlar. Bu dil, İsa zamanında konuşulmakta idi. Ancak sonra
tümüyle unutulmuş ve ortadan kalkmıştır. Babil dili ise, yalnız bilim
dili olarak bilim adamlarınca konuşulmağa devam eder. Asur devleti
çöktükten kısa bir zaman sonra Babil, Arami krallarından Nabolpolassar
(M.Ö.. 625-605) Nabonid ( M.Ö. 604-562) ve II. Nebukadnezar (1.0.
555-538) zamanlarında bir kez daha siyasal bir önem kazanır. M.Ö.
539’da Babilonya, Pers kralı Kyros tarafından tamamen ortadan
kaldırılır. Babil sanatında da dağ halklarının etkisi, Asur’da
olduğu gibi kendini göstermiştir. Kral Marduknadişe’nin anıt taşında,
Asur eserlerindeki ayni düz rölyefi, çizgilerle elde edilmiş ayni
zengin süslemeyi, ayni kitleli figürü, çehrelerdeki patlak gözleri
gözlemliyoruz. Fakat artık kol ve bacaklardaki o abartmalı adale
anlatımını bulamıyoruz. Kol ve bacaklar daha yuvarlak çıkıntılarla
ifade edilmiştir. Kitle, daha az sert görünüşlü, kral gene oku ve yay’ı
ile resmedilmiştir. Fakat artık o, yayını tutup germiyor, yay elde bir
değnek gibi tutuluyor. Bu Geç-Asur sanatında, henüz Asur etkileri devam
etmektedir. Fakat bu etkiler yanında biz, dağ halklarının da etkilerini
açık olarak görüyoruz. Asur sanatı ile Babil sanatı arasındaki
fark da açık olarak görülmektedir. Babil sanatı zarif, sakin ve
düşünceli bir anlatımdır. Eski ve zengin kültürleri yüzünden,
Asurlular, Babil’e kıskançlıkla bakmışlardır. Bu yüzden bu kenti
zaptettikleri zaman bile dikkatle korumuşlardır. Sanherib’in Babil’i
zaptından ve tahribinden sonra bile yeniden inşa etmişler ve
Babillileri yeniden eski artistik gelenekleri içinde bulmuşlardır. II.
Mardunapalidin’in bilgi veren taşında, Hamurabi kanunun belirtildiği
taşa olan benzetme eğilimi, ayni eser anlayışının benimsendiğini
göstermektedir. Bu benzetme, yalnız motif benzerliği bakımından değil,
ayni zamanda iki kişinin canlı diyaloğu, her ikisinin de uzun sakal,,
zeki tavır ve el hareketlerindeki yapılış sitilleri bakımından da
ortaya çıkmaktadır. Rölyef artık alçak değildir. Uzuvların gittikçe
yuvarlak olması yüzünden çıkıntılı bir kabartma olmak tadır. Bilhassa
kollar kuvvetle modle edilmektedir. Vücutta frontal anlatım
görülmektedir. Burada yandan biçimlendirilen figürlerde, bir noktadan
görüşün perspektifi gözlemleniyor. Yüz de derinliğine modle edilmiştir.
Gözler heyecansız, normal, kendine egemen insanlar gibi bakmaktadır.
Eller de derinliğine gösterilmiştir. Bu yüzden figürler, Asur
rölyeflerindeki modleden çok daha kuvvetle biçimlendirilmişlerdir.
Bütün bu biçimlendirmelere göre, Hamurabi’nin anıt taşındaki ince
anlatımdan, II. Marduknapalid’in in taşının, farklı bir görünüşü
vardır. Bu fark, yüzeyin katılaşmış sert anlatımıdır. Örneğin
Hamurabi’nin hareketli elbisesindeki doğasal yumuşaklığa oranla,
buradaki anlatım katılaşmıştır. İlgi çeken noktalardan biri, bu
çağdan bize çok az insan tasvirlerinin kalmasıdır. Bu, bu çağ
eserlerinin bugüne dek kalanlarının az olmasından değil, Geç-Babil
sanatındaki özelliğin insan figürüne önem vermemesidir. Çünkü bu
sıralarda süsleme sanatı önem kazanmış ve figür hayranlığı azalmıştı. 
Fakat
bu zamanda şehircilik bakımından Babil’in en muhteşem binaları
yapılmıştır. Babil’de II. Nabukadnezar’a ait sarayın önünden geçen
caddenin her iki tarafındaki duvarların alt kısımları çini ile
kaplanmıştır. Halen Berlin’de olan bu muazzam cadde, o devrin bütün
inceliğini göstermektedir. Saray duvarlarının öteki kısımlarında çinko
kaplı kuleler vardı. Bu caddedeki duvarlarda bir band halinde olan
çiniler üzerine, aslan ve silahlı askerler yapılmıştı: Bu caddelerden
geçen yabancıların üzerinde bu muhteşem dekorların, korkutucu bir etki
yapacağı düşünülüyordu. Koyu mavi üzerine açık mavi ve sarı renkte
rölyefler yerleştirilmişti. Bu muhteşem dekorasyon, Sümer anlamında bir
dekorasyondur. Renkli fayans-giyim üzerindeki figürlerin rölyefi,
yuvarlak ve çıkıntılı olup kuvvetle modle edilmişlerdir. Kale kapıları
ve yan bölümler, üst kısımlara kadar fayans ile kaplanmıştı. Bu
kısımlara ayrıca gene renkli rölyefler halinde boğalar, efsane
canavarları birer bekçi gibi yerleştirilmişlerdir. Renkli giydirmede
kudret ve hak, kuvvet ve zevk yanyana ifadesini bulmaktadır. Bu
nitelik, Geç-Babil sanatı için karakteristiktir. Adnan Turani, Dünya Sanat Tarihi
|