|
|
 |
 |
Okunma |
|
5233 |
Neolitik Dönem
Anadolu, tarihöncesi dönemden yakın çağlara kadar her dönemde uygarlık tarihinin önemli bir merkezi olmuş, çok sayıda kültürü barındırmıştır.
Ancak Anadolu’nun uygarlığın oluşumuna en belirgin katkıyı yaptığı
dönem, bu sergiyle yansıtmaya çalıştığımız süreçtir; bu aynı zamanda
uygarlık tarihinin en heyecan verici ve renkli dönemlerinden biridir. Karlsruhe
sergisi Güneydoğu Anadolu’da ortaya çıkan kültürün, Orta Anadolu ve
Marmara Bölgesi üzerinden Avrupa’ya aktarımını ele almıştır. Bu
serginin kurgusu ise Güneydoğu Anadolu’da izlediğimiz köklerin tanıtımı
ile sınırlı tutulmuştur. Serginin içeriğinin bu şekilde sınırlı
tutulması ile, ülkemizde henüz hiç tanıtılmamış olan “ilkler”i içeren
bu dönemi, sıradan buluntularla değil, kültürü oluşturan diğer öğelerle
birlikte daha kapsamlı ve çok yönlü olarak tanıtabileceğimizi düşündük.
Bu şekilde Güneydoğu Anadolu’da başlayan kültürel sürecin İç ve
Kuzeybatı Anadolu bölgelerine yansıması ve bu dönem insanının yaşamını
nasıl sürdürdüğü tanıtılmaktadır.
 Neolitik Dönemin Değişen Tanımları Yukarıda
da kısaca değinildiği gibi, dar anlamıyla Neolitik dönem, beslenme,
teknoloji ve yaşamı belirleyen öğelerin yeniden biçimlenme sürecini
yansıtmaktadır. Sonuçları bakımından devrim niteliğindeki bu değişimin
oldukça uzun bir süre içinde gerçekleştiği, yaklaşık olarak M.Ö. 12000
yılları ile 6000 yılları arasındaki bir döneme yayıldığı bilinmektedir.
Bu sürecin başlangıcı Son Buzul Çağı’nın yarattığı koşulların ortadan
kalkması, bugünkü iklim kuşaklarının yerleşmesiyle ilişkilidir.
Dünyanın her yerinde insanlar, değişen doğal çevre koşullarına,
bildikleri teknoloji ve sosyal alışkanlıklarıyla uyum sağlamışlardır.
Ancak Yakındoğu’nun belirli bir bölgesinde bu dönüşüm dünyanın diğer
yerlerinden farklı olmuş ve daha sonra tüm dünyayı etkileyecek olan
yeni yaşam biçimini ortaya çıkarmıştır. 6000 yıl gibi, oldukça uzun bir
zaman dilimini kapsayan bu oluşum sürecini, konunun uzmanları olan
arkeologlar Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ, Çanak Çömlekli Neolitik Çağ
gibi farklı kültür basamaklarına ayırarak tanımlamaktadırlar. Ancak
ilginç olan, bu sürecin ilk aşaması olan Çanak Çömleksiz Neolitik
dönemin, sonrakilerden daha görkemli kalıntılara sahip olmasıdır. Bu
ilk dönemin görkeminin, anıtsallığının en iyi izlendiği bölge de
Güneydoğu Anadolu’dur. Yakındoğu Neolitik
kültürünün oluşum bölgesi olarak tanımladığımız coğrafya güneyde
Filistin’den başlayarak İsrail, Suriye, Lübnan, Ürdün, Kuzey Irak, Batı
İran, Güneydoğu ve İç Anadolu ve hatta son araştırmalar ışığında
Kıbrıs’ı da içine alan çok geniş ve geniş olduğu kadar ekolojik
çeşitliliği de olan bir bölgedir. Tüm bu bölge içinde yaşayan
toplulukların birbirleriyle bilgi ve teknoloji paylaşarak 6000 yıl
boyunca söz konusu kültürü geliştirdiği ve dönemin sonunda kelimenin
tam anlamıyla “çiftçi” durumuna geldikleri anlaşılmaktadır. Bu oluşum,
başlangıcından gelişimini tamamlama aşamasına kadar aynı coğrafya
içinde kalmış, ancak tam olarak gelişimini tamamladıktan sonra farklı
coğrafyalara yayılmıştır.
Daha önce de değinildiği gibi, tahıla
dayalı bir yaşam biçiminin, avcılığın ve toplayıcılığın yerini alması
çok güç bir dönüşümdür. Bu nedenle bilim insanları bu dönemin ilk
basamaklarını doğal çevrenin kısıtlı olduğu, insanların yaşamlarını
sürdürmek için tahıl tanelerini toplamak zorunda olacakları kurak ve
yarı kurak bölgelerde, özellikle Filistin, İsrail ve Güney Suriye’de
aramışlardır. Söz konusu araştırmalar ilk başlarda Filistin çevresinde
yoğunlaşmıştır; Güney Filistin’de Natuf ve Kebaran gibi Neolitik
dönemin öncülü olabilecek kültürel oluşumlara rastlanması uzun bir süre
arkeologların ilgisini Güney Levant olarak tanımladığımız bölgeye
odaklamıştır. Bu bağlamda 1952 yılında K. Kenyon tarafından kazılmakta
olan Eriha (Jericho) kazılarında, gerçek anlamıyla
Neolitik bir yerleşimin bulunması, daha sonraki araştırmaları
yönlendiren önemli bir gelişme olmuştur. Eriha kazıları, Neolitik
kültürün başlangıcında çanak çömleğin bilinmediği bir evre olduğunu ve
daha önemlisi bu evrede öylesine eski bir tarih için görkemli
sayılabilecek büyük yapıların bulunduğunu açık olarak ortaya koymuştur.
Bugün hâlâ kullanmakta olduğumuz, Neolitik kültürün gelişim
basamaklarını yansıtan Çanak Çömleksiz Neolitik A, Çanak Çömleksiz
Neolitik B ve Çanak Çömlekli Neolitik ayrımı da ilk kez bu kazıda
ortaya atılmıştır. Eriha kazılarıyla hemen hemen aynı yıllarda, R.J.
Braidwood ve ekibi Kuzey Irak Zagros bölgesinde, doğabilimcilerle
birlikte araştırmalara başlamış ve özellikle Jarmo kazılarıyla ilk kez,
çiftçiliğin başlangıç aşamasındaki basit bir köy toplumunu ortaya
çıkarmıştır. Neolitik dönem araştırmalarının
başladığı 1948 yılından 1970 yıllarına kadar geçen süre içinde söz
konusu bölgelerde yapılan Neolitik dönem kazılarının sayısı 100’ü
aşmış, arkeolojik kazı yöntemlerinin gelişmesi, arkeometrinin sağladığı
olanaklarla çok farklı konularda geniş bir bilgi birikimi oluşmuştu. Bu
bağlamda yakın zamanlara kadar doğal çevre ortamının çok daha zengin
olduğu, insanların yaşamlarını tahıl tanesi toplamaya bağlamak zorunda
olmadığı Anadolu’nun, ilk çiftçi topluluklarının oluşum bölgesinin
dışında kaldığı öngörülmekteydi. Bilim insanları, tarım, hayvancılık ve
yerleşik yaşamın ilk olarak Güney Levant olarak tanımlanan Filistin ve
çevresinde başladığını ve belirli bir aşamadan sonra bu yeni yaşam
biçiminin Kuzey Suriye de dahil olmak üzere Anadolu’ya aktarıldığını
düşünmekteydi. Bu nedenle Güneydoğu Anadolu da dahil olmak üzere
Anadolu Platosu uzun yıllar Neolitik dönem açısından hemen hemen hiç
araştırılmadan kalmıştı. Anadolu’da başlayan ilk Neolitik kazılar olan
Urfa Bozova yakınlarındaki Biris Mezarlığı ve Söğüt Tarlası ile Diyarbakır Ergani yakınındaki Çayönü,
kuzeydeki farklı bir Neolitik çekirdeğin ilk izlerini daha 1964 yılında
vermiş, ancak elde edilen sonuçlar başka kazılarla desteklenmediği için
yeterince yankı bulmamıştı.
Aynı süreç içinde Orta Anadolu’da J. Mellaart tarafından kazılmış olan Hacılar ve Çatalhöyük, J. Garstang tarafından kazılan Yumuktepe, D. French tarafından kazılan Can Hasan ile J. Bordaz’ın kazdığı Süberde ve Erbaba
da, Neolitik yaşam biçiminin oluşumuyla ilgili süreçte, Anadolu
Platosu’nun yerinin tam olarak anlaşılması sağlanamamıştı. Bunlardan
özellikle Çatalhöyük görkemli ve şaşırtıcı buluntularıyla her ne kadar
ilgiyi çekmişse de, o dönem için geçerli olan kuramlarla
bağdaştırılamamıştır. Bu nedenle yakın zamanlara kadar, tarım ve
çiftçiliğe dayalı olan yaşam biçiminin Yakındoğu’nun kurak ve yarı
kurak bölgelerinde ortaya çıktığı, geliştiği ve daha sonra Anadolu
Platosu’na aktarıldığı görüşü kabul edilegelmiştir. Anadolu
Yarımadası’nın Neolitik kültür oluşum süreci içindeki yeri, 1970’li
yıllardan sonra, kazı ve araştırmaların artmasıyla tam olarak
anlaşılabilmiştir. Fırat ve Dicle nehirleri ile bunlara bağlı kolların
üzerinde kurulan baraj gölleri nedeniyle başlayan kurtarma kazıları,
yeni birçok Neolitik yerleşimi de ortaya çıkarmıştır. Bunların arasında
ilk çarpıcı örnek Urfa bölgesinde H. Hauptmann tarafından kazılmış olan
Nevali Çori ile Batman’da M. Rosenberg tarafından kazılan Hallan Çemi’den gelmiş ve bunu izleyen, K. Schmidt tarafından kazılmakta olan Göbekli Tepe, V. Özkaya tarafından kazılmakta olan Körtik Tepe
gibi yerleşimler, beklenmedik şaşırtıcı sonuçlar vermişlerdir. Anadolu
Platosu’nun Akdeniz Havzası’yla, Neolitik dönemdeki ilişkilerinin daha
iyi anlaşılabilmesi Yumuktepe’de kazıların I. Caneva tarafından yeniden
başlatılmasıyla sağlanmıştır. Benzer bir gelişme önceleri Orta Anadolu
ve hemen ardından İç Batı, Batı ve Kuzeybatı Anadolu’da da
gerçekleşmiştir. U. Esin tarafından kazılan Aşıklı Höyük ile D. Baird’in kazmış olduğu Pınarbaşı
gibi yerleşimler, Orta Anadolu Platosu’ndaki Neolitik kültürün Güney
Levant’taki kadar eski olduğunu, M. Özbaşaran tarafından kazılan Musular, A. Öztan’ın kazmakta olduğu Köşk Höyük ile E. Bıçakçı’nın kazmakta olduğu Tepecik-Çiftlik bu
kültürün ileri aşamalardaki gelişimini çarpıcı buluntularla
yansıtmıştır. Aynı bölgedeki N. Balkan Atlı tarafından kazılmakta olan
Kaletepe’de ortaya çıkan obsidyen işliği, Filistin’e kadar uzanan
Neolitik dönem ticaret ağının ne kadar kapsamlı olduğunu göstermiş;
Çatalhöyük’te I. Hodder tarafından başlatılmış olan yeni kazılar bu
yerleşimin uygarlık tarihi açısından taşıdığı önemi arkeolojinin yeni
yöntemlerinden de yararlanarak farklı bir şekilde sergilemiştir.
Anadolu Yarımadası’nın daha batısında R. Duru’nun çalışmış olduğu
Kuruçay, Höyücek ile Bademağacı ve son yıllarda Ege Bölgesi’nde A.
Çilingiroğlu tarafından kazılan Ulucak, Z. Derin tarafından kazılan Yeşilova,
H. Sağlamtimur tarafından kazılan Ege Gübre yerleşimleri ve A.
Peschlow’un Beşparmak Dağı’ndaki buluntuları ile Kuzeybatı Anadolu’da
N. Karul’un kazdığı Aktopraklık, J. Roodenberg’in Ilıpınar, Menteşe ve Barçın kazıları bu yaşam biçiminin batıya yayılım sürecinin izlerini çok açık bir şekilde sergilemiştir.
Anadolu
Yarımadası’nın hemen her yerindeki kazıların ortaya çıkardığı sonuçlar
öylesine önemlidir ki, bugün bilim dünyası Neolitik kültürün nasıl
oluştuğu ile ilgili yüzyılı aşkın bir süredir tartışılan kuramları
yeniden gözden geçirmek ve bu dönemi yeniden tanımlamak durumunda
kalmıştır. Burada sıraladığımız Hallan Çemi, Nevali Çori, Çayönü,
Göbekli Tepe ve Körtik Tepe kazılarında geniş alanlar açılabilmiş
olduğu için, ortaya çıkan buluntular ve bunların yansıttığı buluntu
düzeni, bilim dünyasının dikkatini bunların üzerinde odaklamıştır;
ancak bunların yanı sıra daha sınırlı alanlarda açılmış olan başka
Neolitik dönem kazıları da vardır. Bunların arasında Bruce Howe
tarafından kazılan Söğüt Tarlası ve Biris Mezarlığı
Proto-Neolitik olarak tanımladığımız bu sergiyle tanıtılan Neolitik
kültürün öncüsünü vermiş; M. Rosenberg tarafından kazılan Batman
yakınlarındaki Demirköy, R. Harris tarafından kazılmış olan Adıyaman-Gritille, J. Roodenberg tarafından kazılmış olan Hayaz Höyük, Adıyaman Müzesi’nin kurtarma kazısı yaptığı Levzin Höyük ve Malatya yakınlarındaki J. Cauvin tarafından kazılmış olan Cafer Höyük,
Çanak Çömleksiz Neolitik dönem kültürlerinin çeşitli ayrıntılarını bize
zengin buluntularla yansıtmıştır. Aynı şekilde Batman’da Y. Miyake
tarafından kazılmakta olan Salat Camii Yanı, Diyarbakır Ergani’de I.
Caneva tarafından kazılmış olan Yayvantepe-Tilhuzur, Urfa Bozova çevresinde J. Roodenberg’in kazmış olduğu Kumartepe, Elazığ yakınında U. Esin tarafından kazılmış olan Tepecik ile Malatya yakınındaki İkiz Höyük,
İlk Çanak Çömlekli Neolitik dönemi bize tanıtmış; Urfa Birecik
çevresinde M. Özbaşaran tarafından kazılan Akarçay Tepe ile M. Özdoğan
tarafından kazılan Mezraa-Teleilat, Fırat
Havzası’ndaki Neolitik kültürün gelişim aşamalarını bize vermiştir. Bu
kazıların yanı sıra bölgede yapılan yüzey araştırmaları, Neolitik
dönemin hemen hemen bütün aşamalarının bölgede ne kadar yaygın olduğunu
göstermiştir; kazı yapılmadığı halde, yüzey buluntularıyla bilim
dünyasında önemli yankı yapmış olan en önemli buluntu yerlerinin
arasında, Elazığ Boytepe ile Ergani yakınındaki Papazgölü ve Kurtalan yakınındaki Ain Germ’i
sayabiliriz. Gerek bu katalog, gerekse sergi kapsamında; Güneydoğu
Anadolu’da şimdiye kadar ortaya çıkmış olan ve uygarlık tarihi
açısından yenilerle dolu olan kültürü tam olarak yansıtmaya olanak
yoktur. Gene de bu sergi özellikle son yıllarda Güneydoğu Anadolu’daki
kazılarda ortaya çıkan ve yüzyılı aşkın bir geçmişi olan Neolitik dönem
araştırmalarına yeni bir boyut kazandıracak kadar önemli sonuçları
ortaya koymaktadır. Güneydoğu Anadolu’daki
Neolitik dönemin başlangıç aşaması, yaşam mücadelesi veren, zorluk
içinde yaşayan ve yiyecek bir şey bulamadığı için tahılları toplayan
insan topluluklarıyla değerlendirilemeyecek kadar gelişkin bir düzeyi
yansıtmaktadır. Dört metreyi geçen boyutlarda dikilitaşları
kabartmalarla süsleyebilen, en sert taşları biçimlendirerek takı
yapabilen, çanak çömlek yapımından önce bakırı ısıtarak işleyebilen bu
toplumun bulguları şaşırtıcı olduğu kadar heyecan vericidir. Buradaki
toplulukların, Güneydoğu Anadolu coğrafyasının sağladığı zengin doğal
çevre ortamının besin üretimine, tahıl ve hayvan evcilleştirmeye gerek
kalmadan sabit yerleşmeleri kurabildiğini ve bir üst kültürel düzeye
yalnızca avcılık ve toplayıcılıkla eriştiğini görmekteyiz. Bu sergide
MÖ 12000 yıldan 6000 yıla kadar olan süreç, seçilmiş bazı buluntular,
maketler ve grafik anlatımla yansıtılmaktadır. Tüm bilim dünyasını
heyecanlandıran bu bulguların, çok geniş Anadolu coğrafyasında sayısı
10’u geçmeyen kazılardan geldiğini gözardı etmememiz gerekir. Neolitik
olarak tanımladığımız yaşam biçiminin görüldüğü, Anadolu’nun güneyinde
kalan bölgelerde son yarım yüzyıl içinde gerçekleşmiş olan kazıların
sayısı 300’ü geçmiştir. Buna karşılık şimdiye kadar Güneydoğu
Anadolu’da yapılan arkeolojik kazılar iki elin parmaklarıyla sayılacak
kadar az, Türkiye’nin genelinde ise, sondaj niteliğindeki küçük kazılar
da dahil olmak üzere 36 tanedir. Gene de ortaya çıkan sonuçlar, bilim
dünyasını sarsmış ve günümüz uygarlığının temel taşlarının bu bölgede
olduğunu açık bir şekilde ortaya koymuştur. Mimari kalıntılarıyla Güneydoğu Anadolu’dan bildiğimiz en eski yerleşim Hallan Çemi’dir. Bunu izleyen Çayönü
yerleşimi Neolitik kültürün 3000 yıllık gelişimini tabaka tabaka
eksiksiz olarak yansıtmış, Çayönü kazısında açılan alanın genişliği ilk
kez yerleşme düzeninin beslenme kadar ilginç bir seyir izlediğini
ortaya koymuştur. Çayönü kazılarıyla, barınak niteliğindeki kulübenin,
yeni işlevler yüklenmiş konuta nasıl dönüştüğü, yuvarlak planlı bir
yapının köşeleri, temelleri, düz dam ve çatısı olan bir yapı haline
geliş sürecini tüm aşamalarıyla adım adım görebilmekteyiz. Daha da
ilginç olanı, en eski Neolitik yerleşmelerin önceden belirlenmiş plana
göre yapılmış olmaları, yerleşim içinde yapı planları ve dağılımları
bakımından katı bir şekilde uygulanan bir planın olduğu, ancak bu
planın dönem içinde ortaya çıkan gelişmelere göre yeniden düzenlendiği
görülmüştür. Çayönü, Nevali Çori ve Göbekli Tepe, ilk Neolitik
toplulukların, konutların yanı sıra tapınak olarak adlandırabileceğimiz
özel yapılara da sahip olduklarını ortaya koymuştur. Gerek bu
tapınakların yapımı ve gerekse bunların barındırdığı dikilitaş,
kabartma, heykel, duvar resmi gibi betimlemelerin yalnızca özel
seçilmiş sanatkârları değil, çok büyük ve organize bir işgücünü de
gerektirdiği açıkça görülmektedir. Söz konusu yerleşmelerde gördüğümüz
teknoloji, daha çanak çömleğin yapımından önce madenin kullanılması,
kirecin yakılması gibi uygulamalarla şaşırtıcı ve daha önceleri ancak
M.Ö. 3000 uygarlıklarında erişildiği sanılan düzeyi yansıtmaktadır. Çok
zengin ve çeşitli betimlemelerin yanı sıra, Neolitik dönemde gelişen
inanç sisteminin en çarpıcı göstergelerinin arasında ölü gömme ile
ilgili uygulamaları sayabiliriz. Toplu gömülerin yanı sıra
gövdelerinden ayrılan kafataslarının bazen bezenerek saklanması,
üzerlerine alçı maskeler yapılması ve özellikle Körtik Tepe taş
kaplarıyla birlikte gördüğümüz zengin ölü armağanları, o dönemin
sanatını, toplumsal düzeyini ve inanç sistemini yansıtmaktadır.
Yerleşimlerin çok uzağında, dağlık bölgenin kuzeylerindeki volkanik
bölgelerden getirilmiş olan doğal cam-obsidyen ticaretinin eriştiği
hacim, günümüz için bile şaşırtıcı miktarlardadır. Halen hiçbir binek
hayvanının evcilleştirilmediği bu dönemde dağların ardından elde edilen
obsidyen 6000 yıl hiç kesintiye uğramadan yüzlerce kilometre öteye
aktarılmış, obsidyenin yanı sıra Kızıldeniz ve Akdeniz kökenli deniz
kabukları ve yarı değerli bazı taşlar da bölgeye getirilmiştir. Henüz
bu sistemin, artı ürün ve artı değerin oluşmadığı İlk Neolitik Çağ’da
nasıl işlediğini tam olarak bilemiyoruz. Ancak Göbekli Tepe
betimlemeleriyle giderek daha iyi görmeye başladığımız ve bir anlamda
“resim yazısı” olarak da yorumlayabileceğimiz işaret ve sembollerin
sayısının artması ve bu sembollere Kuzey Suriye de dahil olmak üzere
çok geniş bir alanda birbirlerine benzer şekilde rastlanması, yazı
olmasa bile bir aktarım dilinin oluştuğunu düşündürmektedir. Güneydoğu
Anadolu İlk Neolitik Çağ kültürleri, burada kısaca özetlediğimizden çok
daha fazla konuyu içermektedir. Bu döneme ait başlayan her kazı,
konunun uzmanları olan bizleri şaşırtan beklenmedik sonuçlar vermekte;
her kazı döneminin sonunda bütün bildiklerimizi yeniden gözden
geçirmekteyiz. Kuşkusuz bu serginin içerdiği kültürlerin uygarlık
tarihi için taşıdığı anlamı gösterebilmek için, buradan kaynaklanan
Avrupa, Akdeniz, Asya’nın içleri ve Nil boylarına kadar yayılan
yansımalarını da unutmamak gerekir. Bu nedenle bu sergi, günümüz
uygarlığının temel taşları olarak tanımlanmıştır. Kaynakça Braidwood, Robert J.,1995 Tarih Öncesi İnsan, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul.
Hauptmann,
H. ve M. Özdoğan,2007 “Anadolu’da Neolitik Devrim”, C. Lichter (yay.)
Vor 12000 Jahren in Anatolien. Die ältesten Monumente der Menschheit.
12000 Yıl Önce Anadolu. İnsanlığın En Eski Anıtları: 404-410. Badisches
Landesmuseum, Karlsruhe.
Karul, N. (yay.)2002 Arkeoatlas I. Doğan&Burda Yayıncılık, İstanbul.
Lichter,
C. (yay.)2007 Vor 12.000 Jahren in Anatolien. Die ältesten Monumente
der Menschheit. 12.000 Yıl Önce Anadolu. İnsanlığın En Eski Anıtları.
Badisches Landesmuseum, Karlsruhe.
Özdoğan, M.1999 “The
Transition from Sedentary Hunter Gatherers to Agricultural Villages in
Anatolia-Some Considerations”, A. Dinçol (yay.) Çağlar Boyunca
Anadolu’da Yerleşim ve Konut Uluslararası Sempozyumu (Bildiriler):
311-319. Ege Yayınları, İstanbul.
Özdoğan, M. ve N. Başgelen (yay.)1999 Neolithic in Turkey. Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul.
2007
Türkiye’de Neolitik Dönem. Anadolu’da Uygarlığın Doğuşu ve Avrupa’ya
Yayılımı. Yeni Kazılar, Yeni Bulgular, Arkeoloji ve Sanat Yayınları,
İstanbul.
Sey, Y. (yay.)1999 Tarihten Günümüze Anadolu’da Konut ve Yerleşme. Tepe Mimarlık Kültür Merkezi, İstanbul.
12.000 Yıl Önce “Uygarlığın Anadolu’dan Avrupa’ya Yolculuğunun Başlangıcı” Neolitik Dönem sergisi tanıtım metninden alınmıştır.
|