|
|
 |
 |
Okunma |
|
2099 |
Eski Hitit Sanatı Hitit
sanatını önceleyiniz Hatti sanatının buluntularını ayırt etmek, dönemi
anlamak açısından önemlidir. Hattileri izleyen Hatti-Hitit Beylikler
dönemi, bu dönemde yer alan Asur Ticaret kolonileri ve daha sonraki
İmparatorluk aşamalarını gözden geçirmek, aynı coğrafyada yer alan
yerleşimlerde bulunan sanat yapıtları arasındaki ilişkileri kurmaya
yardımcı olacaktır. F.E. Hititler 
Eski Hitit Krallığı’nın askeri sivil ve dini mimarlık
örneklerine, bu devletin başkenti olan Hattuşaş’ın (aslı
“Hattuşa”dır) [Boğazköy] yanı sıra Alişar, Alacahöyük, Eskiyapar ve
İnandık Höyüğü gibi önemli merkezlerde rastlanır. Bu yerleşmelerin
hepsi surlarla çevrilidir. Ağaç dikmeler ve hatıllarla güçlendirilmiş
kerpiçten yapılan sur duvarları, genellikle çokgen biçimindeki iri
taşlarla örülmüş bir döşeğin üzerine oturur. Arası molozla doldurulmuş
bir iç ve bir dış duvardan oluşan « sandık duvar» biçimindeki sur
bedenleri ya testere dişi gibi çıkıntılıdır (Alişar) veya dışa doğru
taşan dikdörtgen planlı kuleler ve burçlarla tahkim edilmiştir
(Hattuşaş). İki yanında kuleler bulunan ana giriş kapılarından başka,
sur bedeninin altındaki dar geçitler de şehre giriş çıkışı sağlamak
amacıyla kullanılmıştır. Potern adı verilen bu bindirme tonozlu
geçitlere özellikle Alişar ve Hattuşaş surlarında rastlanmaktadır. Alişar,
Alacahöyük ve başkent Hattuşaş’da bu dönemden kalma yerleşimlerin
(Büyükkale’deki IVc yapı katı) genel şeması eski Anadolu geleneğini
yansıtır. Yapıların konumu, bütün Hitit mimarlığında görüleceği gibi,
arazinin topografik özelliklerine en uygun biçimde tasarlanmıştır.
Konutların planı ve yapı tekniği daha önceki dönemin örneklerinden pek
farklı değildir. Bu çağdan günümüze ulaşabilmiş en önemli anıtsal
mimari örneği ise İnandık Höyüğü’nün IV. yapı katında ortaya çıkarılan
dikdörtgen planlı tapınaktır. Eski Hitit Çağı seramik sanatında
kabartma bezemeli vazolar özel bir yer tutmaktadır. Bunlar arasında en
dikkate değer örnekler Bitik, İnandık ve Eskiyapar’da bulunan tören
amforalarıdır. 
Genellikle
toprak kırmızısı bir astada kaplanmış olan bu vazoların yüzeyi oldukça
özenli bir şekilde açkılanmış, dış yüzleri de Eski Doğu ve Mezopotamya
geleneğine uygun olarak yatay kesimlere bölünmüştür. Üçgen dizileriyle
veya çapraz taramalarla doldurulmuş bantlarla birbirinden ayrılan bu
frizlerde, alçak kabartma tekniğiyle işlenmiş, çok sayıda figürün yer
aldığı dini sahneler (kutsal evlilik sahneleri, tören alayları vb)
görülmektedir. Bu vazoların kabartma bölümleri genellikle zeminden daha
açık bir renge boyanmış, ayrıntıları da yer yer soluk siyah çizgilerle
belirtilmiştir. Bu tören kaplarında tasvir edilen sahneler Hitit
dinindeki ayin düzeninin daha iyi anlaşılmasını sağlarken, bezemeler
arasında görülen bazı yapı tasvirleri, özellikle tapınaklar da o
dönemin mimarlığına ışık tutmaktadır. Çorum’daki Boğazköy,
Alacahöyük ve Eskiyapar, Yozgat’taki Alişar, Çankırı’daki İnandık
Höyüğü, Tokat’taki Maşat Höyük ve Elazığ’daki İmikuşağı Höyüğü gibi
çeşitli merkezlerin Eski Hitit dönemi katlarında ele geçen daha yaygın
bir seramik türüyse çömlekçi çarkında yapılmış, genellikle tek renkli
ve padak açkılı kaplardan oluşur. Bu türün en sık karşılaşılan biçimi,
bir önceki dönemde de yaygın olan gaga ağızlı ve bazıları omurgalı
testilerdir. Gövdesi kama biçiminde olan kaplar, halka gövdeli testiler
ve matara biçimli kaplar da bu seramiğin ilgi çekici biçimleri arasında
yer alır. Eski Hitit heykel sanatı daha çok
pişmiş topraktan veya metalden yapılmış heykelciklerle tanınır.
Kabartmalı vazolara paralel bir gelişme gösteren bu heykelciklerde,
vazoların aksine insan figürlerinden çok hayvan figürleri ağır
basmaktadır. Asur
ticaret kolonileri sanatının devamı olan ve kült eşyası olarak
kullanıldığı sanılan bu heykelciklerde oldukça gerçekçi bir üslupla ve
büyük bir ustalıkla aslan, boğa gibi hayvanlar tasvir edilmiştir. Aynı
üslubun metale uygulanmış örnekleri olan, gümüşten geyik ve boğa
ritonlarıysa Hitit maden işlemeciliğinin ulaştığı ustalık derecesini
yansıtır. Tunçtan yapılmış tanrı heykelcikleri ile kötü ruhları koymak
için kraliyet yapılarının ve tapınakların temeline çakılan insan
biçimindeki adak çivileri de bu sanatın ilgi çekici örnekleridir. T.L. İmparatorluk Sanatı Başta
başkent Hattuşaş olmak üzere birçok önemli merkezde, imparatorluk
dönemi Hitit sanatının, özellikle mimarinin ve anıtsal heykelin
gelişmesine ışık tutan çok değerli kalıntılar bulunmuştur. M.Ö. III.
binyılda da önemli bir merkez olan Alacahöyük’teki Hitit yapı katı,
buradaki tapınak-saray kompleksinin ana gitişi olan Sfenksli Kapı ve
çevresindeki kabartmalarla ünlüdür. Hattuşaş’daki Sfenksli Kapı’da
olduğu gibi buradaki sfenksler de kapı ayaklarını oluşturan dev taş
bloklara oyulmuştur, ama plastik etkisi çok daha zayıftır. Kapının iki
yanındaki çevre duvarının dış yüzüne yapılmış kabartmalarda da
düzyüzeyler geniş yer tutar. Kült töreni sahnelerini çok özgün
bir kompozisyon anlayışıyla canlandıran bu kabartmalar M.Ö. XIII.
yy’dan daha eski bir döneme, büyük olasılıkla XV. yy. sonu ile XIV. yy.
başına tarihlendirilir. Yazılıkaya ve Gavurkale. Günümüze ulaşan
bütün kalıntılar, Hititlerin taşa, kayaya, kayalık tepelere ve dağlık
yerleşimlere özel bir ilgi duyduklarını ortaya koyar. Bu ilginin sadece
pratik kaygılarla değil, bazı dini inanışlarla da ilişkili olduğunu
düşünmek gerekir. Bu düşünceyi destekleyen en sağlam kanıt, başkent
Hattuşa’dan 2 km uzakta, kayalıkların arasındaki doğal galerilerden
yararlanılarak düzenlenmiş bir açık hava tapınağı olan Yazılıkaya’dır.
Buradaki iki galerinin duvarlarına, Hurri ve Hitit panteonundaki bütün
tanrı ve tanrıçaların kabartma figürleri işlenmiştir. Tapınağın
adytonunu oluşturan bu galerilerin önünde başkent tapınaklarıyla aynı
üslupta bir kapı, revaklı bir avlu ve ek binalar bulunur. Galerilerdeki
kabartmalar, imparatorluk dönemi Hitit sanatının en yetkin
örneklerindendir. Doğal yapının arasına değişik dönemlerde eklenmiş
kültyapılarıyla uyumlu bir bütün oluşturan bu açık hava tapınağı son
halini M.Ö 13. yy. sonlarında almıştır. Ankara’nın Haymana ilçesi
yakınlarındaki Gâvurkale ise, ölüler kültüyle ilgili metinlerde hekut
olarak geçen kayalık tepelerin veya insan eliyle biçimlendirilmiş
kayalıkların güzel bir örneğidir. Buradaki doğal tepenin üç yanı kiklop
örgülü taş duvarlarla çevrilmiş, dördüncü yandaki kayalıkların
düzleştirilen yüzeyine de tanrı ve tanrıçaları tasvir eden üç kabartma
sahne işlenmiştir.
İmparatorluk
çağında Anadolu’nun çeşitli yerlerine, genellikle ırmak kenarlarına ve
uzaktan görülebilecek yükseklikteki kaya kabartmalarınsa (Firaktin,
İmamkullu, Gezbeli, Sirkeli, Karabel) dini anlamlarının yanı sıra
siyasi bir işlevi de vardı. Büyük Kral ve Kraliçe’yi tanrı ve
tanrıçalarla birlikte gösteren bu kabartmalar hem hükümdarın tanrılara
duyduğu saygının bir ifadesi, hem de merkezi devletin gücünün
simgesiydi. Küçük sanatlar. Seramik alanında,
M.Ö. XIX. yy’ dan beri yaygın olarak görülen hayvan biçimli kaplar
imparatorluk döneminde de önemli bir yer tutar. Bazıları, Hattuşa’da
bulunan çift başlı ördek biçimindeki kapta olduğu gibi, karmaşık ve
fanteziyle yoğrulmuş bir tasarımın ürünüdür. İmparatorluk
döneminin küçük sanat ürünleri arasında dikkati çeken bir grup da
mühürlerdir. Bu mühürlerin merkezindeki yuvarlak bölümde, kanadı bir
güneş kursunun altında hiyeroglifle hükümdarın adı yazılıdır. İki
yanında da Büyük Kral’ın işareti yer alır. Bazı örneklerde bir tanrıyla
birlikte kralın da tasvir edildiği bu mühürler, birer sanat eseri
olmanın ötesinde, üzerlerindeki hükümdar adları sayesinde bazı
anıtların kesin olarak tarihlendirilmesine yardımcı olan önemli birer
belge niteliğindedir. Geç Hitit Sanatı Geç
Hitit yerleşmelerinde henüz çok kapsamlı kazılar yapılamadığı için,
kent tasarımı ve yapılar konusundaki bilgilerimiz oldukça kısıtlıdır.
Bununla birlikte, bu dönemin mimarisinde Anadolu etkisinin çok sınırlı
olduğu görülür. Samal Krallığı’nın merkezi Zincirli, Hattina
Krallığı’na bağlı tel Teynet ve hangi Geç Hitit krallığına ait olduğu
saptanamayan Sakçagözü’ndeki saraylar, daha önceleri Tilmen Höyük ve
tel Açana’da görülen saray mimarisi üslubunun devamı niteliğindedir.
Zincirli’de, çember biçiminde bir surla kuşatılmış kent alanının
merkezindeki krallık kalesi, avlularla birbirine bağlanan yapılarıyla
Hattuşa’nın Büyük kale’sindeki düzeni çağrıştırır. Kar ise kent alanını
birkaç bölüme ayıran iç surlar, Hititlerin tahkimat planıyla aynı
şemaya göre yapılmıştır.  Kargamış,
Malatya, Kahramanmaraş ve Zincirli gibi belli başlı Geç Hitit
merkezlerindeki figüratif sanatların gelişmesinde üç ana üslup görülür:
MÖ 850’ lerden önce Hitit geleneğinin ağır bastığı 1. üslup; M.Ö.
850-800 arası Asur etkisinin belirmeye başladığı II. üslup ve M.Ö.
VIII. yy’da tamamiyle Asur özelliklerinin ön plana çıktığı III. üslup.
Dönemin
merkezlerinde bu üsluplara bağlı olarak ortaya çıkan çeşitli okullar
birçok yönden farklılaşmakla birlikte bazı ortak özellikler de taşır.
Heykel sanatında en yaygın biçimler kapı aslanları ve ortostatları
bezeyen kabartma frizler olmuştur. Malatya kabartmalarında, teknik,
kompozisyon ve konu açısından imparatorluk dönemi Hitit sanatına
benzerlikler görülürse de, sahneler blokların çevresinin dışına taşmaz.
Kargamış’taki «Haberciler Duvarı »nın derinlikten ve canlılıktan yoksun
kabartmalarında ise daha çok Suriye ve Kuzey Mezopotamya etkisi ağır
basar. Buna karşılık kabartmanın daha
plastik bir değer kazandığı Büyük Duvar ve Büyük Merdiven
ortostatlarında Alacahöyük ve Yazılıkaya’yla belirgin bir yakınlık
vardır. Elbiselerin ve duruşların dönemin özelliklerini yansıtmasına
karşılık, eski geleneğin izleri hissedilir. Zincirli figüratif sanatı
da Kargamış okulunun etkisinde gelişmiş, ama onun düzeyine
erişememiştir. Kahramanmaraş’taki Gurgum merkezlerinde görülen yerel
üslubun anlatım gücü ve plastik değeri çok daha etkileyicidir.
|