|
|
 |
 |
Okunma |
|
9099 |
Urartu Sanatı  Urartu
sanatı hakkında Toprakkale, altıntepe ve Karmir blur kazılarında
meydana çıkarılmış olan eserler sayesinde fikir edinmemiz mümkündür.
Elimize geçen en eski Urartu eserleri I. Argisti ve II. Sardur’a ait
birer kalkanla birer miğferden ibarettir.bu miğferler ve kalkanlar
üzerinde ait oldukları kralın adı ile çeşitli insan ve hayvan
tasvirleri mevcuttur.
Toprakkale
kazılarında meydana çıkan insan büstü şeklindeki kazan kulpları M.Ö. 8.
yüzyılın sonundadır. Yine Toprakkale kazılarında elde edilen ve önemli
bir kısmı bir tanrı heykeline ait bir tahtın tezyinatını oluşturan
bronz heykelcikler ise, ense üzerinde dikey şekilde yer alan saç
topuzundan anlaşılacağı üzere 7. y.y Assur stilinde Urartu eserleridir.
Altıntepe’de bulunmuş olan ve kulp yerlerinde dört boğa başı bulunan
bronz kazan M.Ö. 7. yüzyılın başındadır. Toprakkale’de elde edilmiş
olup bugün Berlin müzesinde ve British museum’da bulunan kalkanların
büyük bir kısmı Urartu devletinin son devirlerinde yapılmışlardır.
Bunlardan british museumda saklı olanın üzerinde Erimena’nın oğlu III.
Rusas’ın, yani son Urartu kralının adı vardır. Bu kralın M.Ö. 7. yüzyıl
sonunda ya da 6.y.y başında yaşadığı anlaşılmaktadır. Saygı sunuş
sahnesini gösteren bir altın madalyon da aşağı yukarı kalkanların
devrinde işlenmiş olsa gerekir. Urartu
eserlerini tektik ettiğimizde onlara has olan bazı stil özellikleri
tespit etmek kabildir. Urartu bronz eserlerinde bilhassa halka şeklinde
stilizasyon göze çarpar. Aslan tasvirlerinde, boyun üzerindeki yele
buruşuğunun yukarı kısımda bir halka biçiminde son bularak kulağı
meydana getirmesi veya alt dudağın yine halka biçiminde çene altına
kıvrılması, kuyruğun bir çember gibi yuvarlak şekilde tasvir edilmesi,
ayak adalesinin üst kısımda bir küçük yuvarlakla süslenmesi bir nevi
halka stili meydana getirmektedir. Aynı halka şekilli tezyinatı boğa
tasvirlerinin buklelerinde, yelerlinde ve kuyruğu sıkan kurdelenin iki
yanında görürüz. Büyük bronz kazanların kenarlarında kulp vazifesi
gören kadın büstlerinin göğüslerindeki üçgenlerin tepelerinde görülen
küçük yuvarlak süslerde halka şeklinde stilize etme modasının birer
görüntüsüdür. Halka stili M.Ö. 8. y.y eserlerinde görüldüğü gibi 7.
yüzyılda da devam eder. Fakat 7. ve 6. yüzyıl aslanlarında halka
stilinin yerine bazı uzuvların şişkin bir şekilde stilize edildiğini
görüyoruz. Bu “yumru” stilde Urartu eserlerine ait bir özellik olarak
belermektedir. Urartu bronz eserlerine öz diğer bir çalışma biçiminde
insan başlarında yada hayvan vücutlarında iç kısımların noktalar,
halklar veya balık kılıcı şeklinde tezyinatla doldurulmuş, koşut
çizgilerle stilize edilmiştir.
Urartu
eserlerinde insan gözünün işlenmesi de bir özellik arz eder. Profilden
bakıldığı zaman göz kapak kenarlarının yanlara doğru abartmalı bir
şekilde sivri olarak uzandığı görülür. Fizyonomi bakımından da Urartu
insan tasvirlerinde çok önemli özellik saptamak olasıdır. Bronz
kazanlarındaki insan tasvirlerinin yada Adilcevaz’da bulunmuş bir taş
kabartmanın üstündeki tanrı kadın figürün profiline dikkat edilirse
burun alından itibaren kuvvetli bir şekilde öne çıktığını ve belirgin
bir eğrilikte olduğunu görürüz. Aynı burun altı madalyon üzerindeki
kadın tasvirlerinde de mevcuttur Van
bölgesinde meydana çıkan eserleri inceleyerek Urartu sanatının
özelliklerini ortaya koymuş bulunuyoruz. Böylece halka stil, kaş ve göz
kapağı kenarlarının işlenişi ile yüz profili bakımından Etrğsk
mezarlarında bulunmuş olan bronz insan tasvirlerinin Urartu ülkesinde
ihraç edilmiş olduğu kesin bir şekilde ifade etmek mümkündür.
Yunanistan’da bulunmuş bir grifon eserle bir boğa heykelciliğin yine
Urartulara öz süsleme tarzı göstermeleri bakımından birer Urartu eseri
olarak kabul etmemiz doğru olsa gerektir. Etrüsk
mezarlarında ve özellikle yunan kutsal mahallerinde bulunmuş olan ve
kenarları aslan yada grifon başlarıyla süslü kazanların da Hitit – Aram
tarzında bir stil göstermeleri bakımından kuzey Suriye’den veya
güneydoğu Anadolu’dan bir yerden ihraç edilmiş olmaları gerekmektedir.
Arkeoloji dünyasında bu grifonlar ve aslan eskiden beri yunan ürünü
olarak kabul edilmişlerdir. Çünkü kazanlara takılı aslan ve grifon
protomların Şark’ta meydana çıkmamış olması ilim adamlarının bu kanaate
götürmüş ve bugüne kadar onlara yunan eserleri gözüyle bakılmıştır.
Halbuki grifon tasvirleri veya kazanlar süsleyen grifon heykelcileri
yunan ve etrüsk merkezlerinde 7. yüzyılın başında ani olarak ortaya
çıkmaktadır. M.Ö.7. yüzyılın başında önce batı dünyasında hiçbir grifon
tasvirli mevcut değildir. Hesiodos’un Theogoniası’ndan anladığınıza
göre grifon ve chimaira gibi hayali figürler, yazılı vesikalıklarda
ancak 7. yüzyılın başlarından önce bilinmezler. Buna karşılık bu tip
kazanlar ve onların süslerini oluşturan grfionlar Şark Dünyası’nda eski
devirlerden beri biliniyordu. Geç Hitit bölümünde hellen grifonlarının
Hitit sanatından geldiğini göstermiş bulunuyoruz. Geç Hitit sanatının
en güzel örneklerini vermiş bulunan Sakçegözü eserleri arasındaki kuş
adamları ve aynı atölyenin etkisiyle meydana geldikleri şüphesiz olan
Ankara kabartmaları arasındaki grifonu, Yunanistan’da ve Etrüsk
merkezlerinde bulunmuş olan bronz grifonlarla karşılaştırdığımız
takdirde. Arada çok büyük bir bezerliğin mevcut olduğunu görürüz.
Hitit
kabartmalarındaki grifonların en mühim özelliği başını aslanla kuş
arası bir şekil göstermsidir. Alt çene bir aslan çenesidir. Boyun ve
ense yeleleri il göz altı buruşuğu ve kaş göz stilizasyonları da aslan
tasvirlerinden alınmalıdır. Buna karşılık gaga şeklindeki üst çene ve
boyunu süsleyen iki ucu helzyon şekilli tüy, kuş özeliklidir. Kulak ise
bir alt kulağını andırmaktadır. Anlıan bütün detaylar yunan ve Etrüsk
merkelerinde M.Ö.7. yüzyılın başında ani olarak ortaya çıkan grifon
tasvilreinde de mevcuttur.. bu sonucuların alıntıları üzerindeki bocuk
biçimli süs de SAkçegözü örneklerinin gösterdikleri helezonun bir
yuvarlağa dönüşmesinden meydana gelmiştir. Böylece bugüne kadar
düşünüldüğün tersine olarak yunan ve etrğsk örneklerin yunan ürünü
olmayıp Hitit merkezlerinden ithal edilmiş eserler olduğu belirmektedir.

Yunanistan’da
ve Etruria’da bulunmuş olup aynı çeşit kazanları süsleyen aslan
başlarıda grifonlar örneğinde olduğu gibi Hitit ürünüdürler. Etrüsk
prenslerinin mezarlarında bulunan kazanları süsleyen
aslanları,alın,gözaltı,burun üstü ve kaş göz stilizasyonları bakımından
olduğu kadar açık ağızları, kesici dişleri be genellikle baş şekilleri
yönünden sakçegözü aslanlarının yakın benzeridir. Aynı kazanın konik
şekildeki ayağın süsleyen sfenks tasvirli SAkçegözü kabartmalarındaki
sfenkslerin adeta bir kopyasıdır. Etrüsk mezarına bulunan kazan
ayağındaki sfenkslerin Aramlı başlıkları yuvarlak tepelikleri ve
boynuzlarıyla, saç ve sakalları da burmalı bukletiyle Sakçegözü
sfenkslerin tıpksıdır. Aynı Aramlı şapka boynuzları ve yuvarlak
tepeceği ile İvriz kabartmasının tanrı figüründe de görülmektedir.
Etruria’da bulunan kazandaki sfenkslerin yüz profili ve semitik tipdeki
burunları da İvriz kabartmasının tanrı ve kral figürlerinde mevcuttur.
Bu karşılaştırılmalar Etruria’da bulunan kazanın sfenks, aslan ve
grifon tasvirleriyle, Aramlaşmış bir Hitit eseri olduğun açık olarak
ortaya koymaktadır. Yunanistan’da
ve Etururia’da bulunmuş olup girfon ve aslan protomlarıyla süslü olan
geç Hitit-Aram tarzı kazanların tarihi M.Ö.7 yüzyılın başında tesadüf
etmektedir. Böyle olduğuna göre bu eserler Geç Hitit atölyelerinin Asur
idaresinde de çalışmış olmaları kabul etmek mümkün olduğu gibi, onların
Urartu Ülkesi’nde geçip orada yerleşmeleri de olasıdır. Nitekim geç
Hitit heykeltıraşlık atölyelerinden biri Ankara’ya kadar gelmiş ve 700
tarihlerinde Phryg prenslerinin yapılarını süsleyen kabartmları meydana
getirmiştir. Aynı şekilde bazı Hitit atölyelerinin Urartu
sanatkarlarıyla işbirliği yaparak grifon ve aslan başlarıyla süslü
kazanlar imal edip onları Yunanistan’a ve Erturia’ya sattıklarını
düşünmek akla yakın gelmektedir. Doğu
ve Güneydoğu Anadolu’da çalışan bu atölyelerin batı aleminde yaptıkları
bu sanat eserleri M.Ö.710-685 tarihlerinde olagelmiştir. Yunanistan’da
M.Ö.7 yüzyılın başında insan başlarıyla süslü kazanların güzel örnekler
halinde kopya edildiğini fakat kısa bir süre sonra bu modanın terk
edildiğini görüyoruz.
|