|
|
 |
 |
Okunma |
|
2230 |
Rönesans Dönemi Avrupa (15. ve 16.yy.lar)
Rönesans, tartışmalı ve -şüphesiz- tartışılabilecek bir kavramdır. Bu dönemin
tüm belirgin özellikleri Ortaçağ da mevcuttur. Yine de ressam ve sanat
eleştirmeni Giorgio Vasari nin izindeki çağdaşların, gerçek bir yenilenme
yaşandığı yönündeki düşüncelerini göz ardı etmemek gerekir. Bu dönemde Rönesans
yeni yapılara ilişkin bir duygu ve bunların gerçekleştirilmesi olarak
tanımlanabilirdi. 1450-1550 arasında, Avrupa ekonomik olduğu kadar siyasi
üstünlüğünün de temellerini atacaktır.
Nekahet döneminden kalkınmaya
Avrupa da Ortaçağ ın sonuna, üst üste gelen iki felaket damgasını vurdu:
kıtlıklar, savaşlar ve hortlayarak kıtayı sarsan veba. Dolayısıyla Rönesans
dönemi, nüfus açısından olduğu kadar ekonomik açıdan da bir canlanma dönemidir.
Sözgelimi Yüz Yıl Savaşları nın sonunu izleyen bu çağda on milyon kişiyi ancak
bulan Fransa nın nüfusu, iki katına çıktı ve bunalımlar öncesindeki yaşam
düzeyine kavuştu. 1485 te iki milyon kalan İngilizler 1550 de üç milyona ulaştı.
Nüfus bolluğu (Seyssel), bunalımlardan en fazla etkilenen
kırsal kesimde bir yeniden doğuşa yol açtı: işlenmeyen topraklar ve boşalmış
köyler eski canlılıklarına kavuştu. Bundan dolayı da tarımsal üretim arttı.
Geleneksel tahıl ekimi yine birinci sıradaydı ama yeni bir bitki olan mısır
dışında verimde bir artış söz konusu değildi. Amerika dan getirilmiş olan mısır,
bu dönemde ancak İspanya da ekiliyordu. Bununla birlikte bağcılık veya
hayvancılık gibi çiftçiliğe ilişkin tüm kesimler gelişiyordu. Danimarka dan
Hollanda ya birçok bölgede hayvancılık, çok önemli bir geçim kaynağıydı. Kıta
ölçeğinde, XIV. yy dan sonra et tüketimi belirgin bir biçimde arttı, ama kısa
süre sonra, nüfus patlaması dolayısıyla, beslenmede ağırlığın tahıllara
verilmesi yüzünden yeniden düştü. Artık nadas uygulamasının bile kalktığına
tanık olunan Flandre gibi kimi ileri bölgeler dışında, tarım teknikleri köklü
bir değişikliğe uğramadı.
Özellikle dokumacılık alanında giderek artan bir taleple birlikte, sanayide
de aynı atılım yaşandı. Ama bu alanda da henüz belirgin bir değişim yoktu. Yine
de tarımdakinden daha dikkate değer nitelikte birçok yenilik gerçekleştirildi.
Bu yeniliklerin simgesi, kuşkusuz dönemin büyük sanayi leri arasında yerini
alan matbaanın kullanılmaya başlanmasıydı.
Beyaz cam yapımının gelişmesiyle camcılık, yüksek fırınların
ortaya çıkışıyla metalürji ve daha birçok kesim, teknik
bakımdan belirgin bir gelişme gösterdi. Madencilikte
iskeletler, havalandırma ve pompalama düzenekleri yetkinleştirildi ve üretim
patladı: 1460 tan 1530 a değin Orta Avrupa da bakır ve gümüş üretimi beşe
katlandı.
Yatırımların giderek artan bir önem kazanması nedeniyle sanayi
alanında büyük sermaye sahipleri varlıklarını giderek daha fazla hissettirir
oldu. Yeni üretim biçimleri de onların öncülüğünde ortaya çıktı. Örneğin atılım
içindeki hafif kumaşçılık kesiminde, loncaların elinde bulunan eski dokuma
merkezlerini yavaş yavaş bırakan büyük sermaye sahipleri, bu kesimi rekabetin
daha serbest olduğu, bunun da işçi ücretlerinin en düşük düzeyde kalmasına yol
açtığı kırsal kesime yaydılar. Bu değişim, uzun vadede, önsanayileşmenin
atılımlarını ve çelişkilerini taşıyordu.
İlk aşamada şehirli oligarşilerin belirleyici rolü kendini kabul ettirdi: bu
dönem, her yolu mübah sayan tacirlerin üretim devresini ellerine geçirdiği
ticari kapitalizm dönemiydi.
Rönesans ın simgeleşmiş kişileri Medici, Fugger, Coeur veya Ruiz adlı büyük
tüccarlardır. Bazıları karmaşık bir yapı gösteren firmalar, tek bir ad
çevresinde toplanmış acentelere sahip olan şirketler veya (ana kuruluşun
sermayeye katılmakla yetindiği) şubelerden oluşan şirketler söz konusuydu.
Hansalar ın tasarladığı ticaret ağı gibi birçok yapı henüz eski niteliklerini
koruyordu.
Büyük ticaret alanında modernlik denizcilik sigortalarının kurulduğu
(Cenova da XIV. yy dan sonra) İtalya da ortaya çıktı. Hansa birliği bu
uygulamaya ancak iki yüzyıl sonra geçecektir. İtalya yarımadasında muzaaf
muhasebe usulü yüz yıldan beri yaygın olarak uygulanırken, Fuggerler bu yöntemi
kullanmadılar.
Monarşiler daha da belirgin bir gecikme içindeydi: bu alanda önceliği elinde
bulunduran Castilla bile ancak 1592 de monarşiye geçti. Buna karşılık, para ve
kredi dolaşımı alanında, XIII. yy ın sonunda ortaya çıkan poliçe geniş biçimde
yayıldı ve büyük ticaretlerinde gerçek paranın yerine geçme eğilimi gösterdi.
Parasal sorunların karmaşıklığı ve acentelerin, özel girişimcilerin ve devletin
kredi gereksinimi büyük tacirleri, aynı zamanda büyük bankacılar haline getirdi.
Bu zengin tacirler, çeşitli etkinliklerin sıradan bir dalı olarak para ticareti
de yaptılar.
Rönesans, uzak bölgeler arasındaki ticaretin büyük canlanma
gösterdiği bir dönemdir. Her ne kadar Akdeniz, yüzyıllık örneğini koruyor idiyse
de (Venedik in Doğu ile ticareti XVI. yy ın ortasında yeniden canlandı),
denizaşırı ticaret tüm Atlantik Okyanusu cephesine hareket getirdi: Hansaların
yeni gelenlerle, özellikle İngiliz ve Hollandalılarla baş etmek zorunda kaldığı
Baltık ta da belirgin bir gelişme görülüyordu. Avrupa nın ortasında, zengin
şehirleriyle Güney Almanya ticaretin kavşak noktasıydı. Şehirlerin çoğu
elverişli ekonomik konjonktürden payını alıyordu. Bu arada toplumsal düzenler
değişti ve Lyon (fuarlar), Anvers (borsa) gibi yeni öncü şehirler ortaya çıktı.
Amerika ya açılan liman olan ve nüfusu XV.yy dan 1560 lı yıllara kadar geçen
süre içinde 40 binden 100 bine çıkan Sevila gibi bazı şehirler göz alıcı bir
biçimde büyüdü. Şehirlerin egemenliği arttı ama Avrupa henüz kırsal niteliğini
koruyordu.

Toplumsal düzen, sınıflar ve gerilimler
Ortaçağ ın sonunda, Avrupalı toplumlar şiddetli sarsıntı geçirdilerse de, temel
toplumsal sınıflar bunalıma direndi. Bunların başında senyörlük gelir. Zaman
zaman gerilemekle birlikte tımar sahipliği güçlü bir biçimde varlığını
hissettiriyordu. Senyörlük arazilerinde çiftlik kirası ve ortakçılık
uygulamaları yayıldı ve üretici sınıflar ortaya çıktıktan sonra büyük toprak
sahipleri giderek, kendileri için daha elverişli olan kısa süreli kiralama
yöntemini benimsediler.
Yaklaşık olarak XV. yy a denk düşen (yeniden kalkınmanın getirdiği) daha
ehven bir darlık döneminden sonra, Finans baskısı arttı. Toplum içinde öncelikli
bir konuma ulaşmak için «nüfusun az olduğu iyi dönemlerden yararlanmasını bilen
kimi köylüler artık oldukça güçlü bir konumdaydı. Ama çoğunluğu oluşturan öteki
köylü kesim, yeniden ağır sorunlar karşısında kaldı. Senyörlük tepkisinin en
sert biçimde ortaya çıktığı bölge Doğu Avrupa ydı. Batı Avrupa daki köylü kesim
uzun bir süreden beri kesin olarak serflikten kurtulmuşken, nüfus yoğunluğunun
düşük olduğu Doğu da serflik büsbütün kök saldı. Büyük senyörlük arazilerinin
işletimine olanak sağlamak için hem bu nüfusu yerleşik düzene geçirmek hem de
onla ağır yükümlülüklere zorlamak gerekiyordu. Bu, 1496-1532 arasında Polonya da
uygulandı. Macaristan ve Moskova prensliklerinde de aynı durum söz konusuydu.
Polonya da şehirli burjuvalar da toprak sahibi olmak hakkını elde etti.
Oysa Batı da giderek azalan ve değer kazanan topraklar, aynı zamanda
toplumsal gruplar arasında artan kavgalara da yol açıyordu. Geleneksel senyörler
arazilerini kaybetmemeye çalışırken şehirli burjuvalar güç kullanarak bu
piyasaya girdi, köylüler mallarını elinden çıkarmamaya çalıştı. Tümü de,
işletmecilerle toprak rantiyelerine eşit olmayan kazançlar sağlayan besin
maddelerindeki fiyat artışlarından yararlanmayı amaçlıyordu (bu düşünce,
Amerika dan madenlerin getirilmesinden öncesine değin uzanır). Buna karşılık,
değişmeyen gelir kaynaklarına sahip olan ücretliler, enflasyonun etkisiyle satın
alma güçlerinin yavaş yavaş eridiğine tanık oluyordu. Rönesans ın sağladığı
refah, toplumun her kesimine eşit olarak dağılmıyordu.
Rakam ve yazının büyük önem taşıdığı, kesinlik ve ölçüye duyarlı bir tüccar
kültürü varsa da, soyluların model alınmadığı kesindi. Bu dönemde soylular
sınıfı, görece açık, yenileşme içinde ve gerek tüccar olan, gerekse prenslerin
hizmetinde bulunan burjuva seçkinleri üzerinde güçlü etkisi olan toplumsal bir
gruptu. Burada da toprak sahipliği ve senyörlük kendini hissettiriyordu: sınıf
değiştirmenin en kolay yolu, bunlara sahip olmaktan ve soylu bir yaşam sürmekten
geçiyordu. Soylular sınıfı büyük bir farkla Rönesans ın egemen toplumsal
grubuydu.
Toplumsal sınıflaşma, genellikle Kilise nin kutsaması ve devletin desteğiyle
kendini göstermekle birlikte, bu düzen her zaman sağlam bir dayanağa sahip
değildi. Başkaldırılar kıtlıklardan (Lyon «büyük başkaldırılara, 1529) ağır
vergilerin konmasına uzanan çeşidi gerekçelere dayanıyordu.
Din de çok önemli bir etmendi: din sorunlarının yol açtığı bunalım dönemleri
sırasında, Bundschuh köylüleri bir reform önerisini ortaya attılar ve 1514 te
isyancı Macarlar Osmanlılara karşı haçlı seferine çağrıda bulundular. Ama
toplumsal çıkarlar genellikle belirleyiciydi ve başkaldırı, kendilerini ezilmiş
gören toplumların direniş hakkı olarak görülüyordu. Senyörlük tepkisine karşı
sürdürülen kavga, bir Köylüler Savaşı (1524-1525) boyutuna ulaştı. Serflik
sorunu ve kişisel yükümlülükler, Katalonya dan Macaristan a karışıklıklara yol
açtı. Castilla da dönemin en büyük şehirli başkaldırısı olan comuneros hareketi
(1520-1521) hem aristokrasinin tecavüzlerine hem de krallık otoritesine
yönelikti. Özellikle şehirlerde devletin ağırlığının giderek daha fazla
hissedildiği bir gerçekti.
Devletlerin ilerlemesi
Siyasi bakımdan, genel durum şuydu: ulusal monarşiler yayılıyordu. Büyük coğrafi
keşiflerin öncüsü Aviz hanedanı dönemindeki Portekiz den, 1520 li yıllarda
Danimarka yı ele geçiren Vasaların İsveç ine değin genel bir eğilim söz
konusuydu. Bu eğilim, Moskova büyük düklüğüne değin kendisini hissettiriyordu.
Hansalardan Töton şövalyelerine kadar çeşitli güçlerin dayattığı kimlik
talepleri yoğunlaşıyordu. Daha küçük çaplı olsa da, İtalya da birleşme hareketi,
bazı büyük bölgesel oluşumlarla (Venedik, Milano, Floransa, Roma, Napoli)
sonuçlandı. Birliğin bulunmaması ulus bilinci ne engel oluşturmuyordu. Bu
bilinç, ortaya çıktığı İtalya yarımadasında kültürel bir üstünlüğün güvencesi
altındaki seçkin sınıf içinde belirgindi. Yine de her yerde ulusal kültürler,
özellikle diller yüceltiliyordu. İspanyolca, Fransızca, İngilizce, Almanca hatta
İsveççe saygınlık kazandı; yetkililer bu duruma ilgisiz kalamadı.

İber yarımadasında, 1469 da Castilla lı İsabel ve Aragonlu
Fernando nun evlenmesi çok önemli bir olaydır. Katolik Krallar Birliği nin salt
kişisel bir nitelik taşıdığı tartışma götürmez: çeşitli bölgeler özerkliklerini
geniş ölçüde korudular. Bununla birlikte, Castilla nın öncülüğünde
gerçekleştirilen İspanyol birliği başarıyla yürüyordu. İlk aşama, Müslümanların
İspanya dan uzaklaştırılmasına rastlar: Batı Avrupa nın son Müslüman devleti
olan Granada Krallığı 1492 de düştü. Yahudi ve Müslüman kökenli olup din
değiştirmiş birçok kişi Ortodoksluk sorununu tüm canlılığıyla gündeme getirdi.
1478 den sonra özel bir engizisyon un kurulmasının nedeni buydu: zaman zaman
sertlik gösterseler de militan Katolikler, ülkenin birliğini kazanmasında önemli
rol oynadı.
İngiltere, uzun sürmüş Yüz Yıl Savaşları ndan yenik çıktı ve
hemen ardından patlak veren bir iç savaşla sarsıldı. Bu iç savaş 1485 te bitince
tüm gücünü, otoritesini sağlamlaştırmaya ve tutkularını gerçekleştirmeye
yarayacak mali veya siyasi olanakları ele geçirmeye adayan yeni bir hanedan,
Tudor Hanedanı ortaya çıktı. VIII. Henry nin boşanmasının yol açtığı sorunlar,
İngiltere ile Roma arasındaki ilişkilerin kopmasına neden oldu. Zaten Papalık da
bir reformu sonuçlandırabilecek niteliklere artık sahip değildi. Kralın başında
bulunduğu ulusal bir Kilise nin kurulması monarşinin etkilerini daha da
perçinledi.

Fugger ailesi
1367 de Augsburg a yerleşen Fuggerler, önce ticaret ve dokumacılıkla
uğraştılar. «Zengin II. Jakob döneminde tek şirket olarak etkinlik gösteren aile
atılım yaptı. Jakob, maden ticaretine girişti. Prenslere ödünç para vererek
bunun karşılığında Tirol gümüşü veya Slovakya bakırı gibi büyük işletme
tekelleri elde etti. Bu madenler, öncelikle Anvers de pazarlanıyordu. Kısa süre
sonra Jakob, Habsburglar ın bankacısı durumuna geldi: V Karl imparator
seçilmesini bir ölçüde ona borçludur. Bu dönemde Fuggerler in, Avrupa nın en
büyük ticaret ve bankacılık şirketini yönettikleri tartışma götürmez. Amcasının
yerine geçen Anton da aynı yoldan yürüdü. 1547 de şirketin aktifleri 7 milyon
flor üstüne çıkmıştı. Anton, gösterişli bir hayat sürdü ve sanatçılar için büyük
bir koruyucu oldu. «Tüccarların prensi olarak tanınan Anton un, Habsburglarla
sürdürdüğü yakın ilişki iki yanı keskin bir bıçak gibiydi: konumlarını ve
alacaklarını korumak için, giderek artan oranlarda verdikleri ödünç paralar
Fuggerleri bir kısır döngü içine düşürdü. II. Felipe nin 1557 deki ilk hileli
iflası, onlar için büyük bir darbe oldu. Bundan kısa bir süre sonra, 1560 ta
Anton öldü. Jakob dan beri soyluluk unvanı taşıyan ve birçok senyörlüğü
ellerinde bulunduran Fuggerler, XVII. yy da artık sıradan soylular durumuna
düşmüşlerdi.
Rönesans ta savaş
Sürekli birlikler henüz çok az sayıdaydı. Ayrıca, ordu kurmak, feodallerin ve
özellikle de İsviçre ile Almanya dan gelen paralı askerlerin silah altına
alınmasını gerektiriyordu. Piyade sınıfı, sayısal (atlı birlikler piyadeye
oranla giderek azalıyordu) ve taktik düzlemde de (sözgelimi İsviçrelilerin
mızraklı askerleri) gözlemlenen, büyüyen bir önem kazanıyordu. Ateş gücü
artmıştı; artık emekleme çağından çıkmış bulunan topçu sınıfı, yalnız
kuşatmalarda değil, meydan savaşlarında da (Marignano, Mohaç) önemli bir rol
oynuyordu. Önceleri daha güçlü topların kolayca yıkabildiği surlar, kısa süre
içinde bu duruma daha uygun bir biçimde ve toprağa gömülü olarak yapılmaya
başlandı. Askeri birliklerin iç düzenleri de yetkinleştirildi. Alayların ilk
biçimi olan birliklerin belirlenmesi, manevraları kolaylaştırıyordu. Her ne
kadar hareket henüz önemli bir rol oynuyorsa da kuşatma ve çarpışmadan kaçınma
gibi yöntemlerin örneklendirdiği yıpratma savaşı stratejisi de zaman zaman
gerekli oluyordu.
Fransa da VII. Charles ın başarısının ve krallığın yeniden
ele geçirilmesinin ardından son büyük prensliklerle sürtüşme dönemi başladı.
Aralarında zengin Bourgogne un da bulunduğu bu prenslikler artık güçlü bir
monarşiye karşı koyabilecek çapta değildi. Böylece XI. Louis ve VIII. Charles
otoritelerini Dijon a, Marsilya ya, Nantes a kadar yayacaklardır. Valois da
istikrar hüküm sürdü ve uzunca bir dönemde hiçbir karışıklık çıkmadı.
Ulusal bilinç yayılmakla birlikte bunun dönemin tek siyasi değeri olmadığı
kesindir. Bireyler arasındaki ilişkiler klasik Ortaçağ a göre nitelik
değiştirdi. Ama canlılığını hiç yitirmediği gibi, bu yandaşlık ve «partiler»
döneminde eskisinden daha hareketliydi. Ancak hanedana bağlılık her şeyden önce
geliyordu. Zaman zaman krallar aile çıkarlarını ulusal çıkarların üstünde
tutuyordu. Geleneksel bakımdan süzeren kabul edilen ve bu niteliğiyle feodal
rejime bağlanan prens, siyasi bir yönetim ilkesinin somutlaşması niteliğindeki
devlet içinde egemen olma eğilimindeydi. Bu bakımdan, kişisel
senyörlüklerin ve prensliklerin İtalya sı, bir anlamda en eski monarşilerin
vatanıdır. Hükümdarın çevresinde olduğu için daha sıkı denetlenen
danışma meclisi güçlendi ve bazı monarşilerde özel görevler üstlendi. Papazlık
olgusunun gelişmesi de bir ölçüde, otoritenin görkemini ortaya koyma arzusunu,
daha çok yararlanabilmek ve denetleyebilmek için seçkinleri kendi yanına çekme
kaygısını yansıtır. Ortaçağ ın sonunda olağanüstü bir gelişme gösteren temsilci
meclislerinin yazgıları farklıydı. Fransa da olduğu gibi, birçok ülkede açık bir
biçimde geriliyorlardı: Castilla Cortesi nin hatta Ingiliz parlamentosunun bile
rolleri son derece de küçüldü. Bununla birlikte, imparatorlukta veya Polonya da
diyet meclisleri son derecede önemli bir yer tutuyordu.
Devletlerin (artık bu kelime günümüzdeki anlamını edinmiştir) büyüyen
olanaklara kavuştuğu tartışma götürmez. Devlet görevlileri güç kazandı:
Fransa dan alınan krallık hizmetlisi kişiliği (parayla tutulmuş ve son derece
sadık görevli) İngiltere dışında tüm Avrupa da yayıldı. Buna paralel olarak
görevlerin para karşılığı satın alınması uygulaması gelişti: sakıncalarına
rağmen, krala, ceplerini doldurma ve ciddi bir bunalım sırasında, görevlilerin
kendisine sadık kalmalarını kesin olarak güvence altına almasına olanak tanıdı.
Bu bakımdan Venedik örneğini izleyen Fransa ve Papalık, XVI. yy da bu uygulamada
en ileri gitmiş iki devlettir.
Düzenli kaynak araştırmasının bir saplantıya dönüştüğü de bir gerçektir:
ödenekli fonları serbestçe kullanabilme kaygısı gibi, vergilendirme de her yerde
yayılıyordu. Bu hareketin en uç örneği Fransa ve Castilla ydı. Toplanan
vergilerin düzensizliği ve yetersizliği karşısında, halk kredisi uygulaması önem
kazandı. Genellikle otoriteden veya tüccar bankacılardan sağlanan kısa vadeli
ödünç parayla ranta dayalı uzun vadeli kredi uygulaması bir arada ortaya çıktı.
Giderek daha masraflı olan askeri harekatların gerektirdiği gibi masrafların
durmadan artması, istekleri de durmadan artırıyordu. XIV. yy dan sonra iyice
oturmuş olan savaş-vergilendirme ikili uygulaması devletlerin ilerlemesinde
temel öğelerden birisiydi.
İmparatorluklar arasındaki denge
İtalya bir kez daha örnek oldu. İtalya yarımadasının denetim altına almak için
Napoli ve Milano nun gösterdiği çaba zorlu bir direnişle karşılaştı. Birliğin
güç kullanılarak sağlanması isteklerine, yerel özgürlüklerin savunulması kaygısı
karşı çıktı. Lodi Barışı ndan (1454) Sonra, büyük devletler arasında sağlanan
gerçek bir denge düzeni, yarımadaya göreceli bir barış getirdi. Bu barışı
uygulayabilmek için karmaşık bir diplomasinin geliştirilmesi zorunluydu: bu
konuda da İtalya bir deney alanı gibi kullanıldı; kısa sürede tüm Avrupa ya
yayılacak olan sürekli elçilikler kuruldu. Ama İtalyan devletlerinin yalnızca
kendilerinin uygulayabileceği yanılgısına düştükleri bu hassas düzen, onları iç
dengeleri koruyabilmek için barbar, daha açık bir deyişle yabancı güçlere
başvurmaya yöneltti; bu da onlar için yıkım oldu.
Bu arada Avrupa da önemli değişiklikler oluyordu: XV. yy da Balkanlar tümüyle
Osmanlı egemenliğine girdi. 1453 te İstanbul u almayı başaran Osmanlılar,
böylece uzun bir süreden beri can çekişen Bizans İmparatorluğu na son verdi.
Aynı sırada Doğu Avrupa da Jagellonların büyüyen üstünlüğü
dikkat çekiyordu: XV. yy ın sonunda Jagellonlardan biri Litvanya ve Polonya da,
diğeri de Bohemya ve Macaristan da egemen oldu. Ama aristokratların gücü (zaten
seçime dayalı monarşi söz konusuydu) onları sağlam bir siyasi yapı oluşturmaktan
alıkoydu. Ayrıca 1526 da Macar Krallığı Mohaç ta Osmanlılar karşısında çöktü.
Polonya bütünü, varlığını sürdürmekle birlikte, Macar ve Bohemya tahtları
evlilikler yoluyla Habsburglara geçti; Habsburglar kendilerini Osmanlılar ın
karşısında ön cephede buldular. Viyana kuşatmasını (1529) püskürtmek ve daha
sonra Osmanlıları Macaristan da durdurmak bu yeni imparatorluğa düştü. Yükün
büyük bir bölümünü Venedik in taşıdığı Akdeniz de, gidişin tersine dönmesine
tanık olmak için Malta kuşatmasının (1565) başarısızlığa uğramasını ve İnebahtı
Deniz Savaşı nı (1571) beklemek gerekmiştir.
Kaynak
|