Ana Sayfa  Sanat Tarihi  Site Haritası  Arama İletişim

Menü

   Ana Sayfa
 Anadolu Uygarlıklarında Sanat
 Avrupada Sanat
 Bizans Sanatı
 Gotik Sanatı
 Heykel Sanatı
 Mezopotomya Sanatı
 Mimarlık
 Mısır Sanatı
 Müzecilik
 Osmanlı Sanatı
 Rönesans Sanatı
 Sanat Akımları
 Selçuklu Sanatı
 Takı ve Tarihi Seyri
 Tarih Öncesi Sanat
 Yunan Sanatı
  İletişim

 Gotik Sanatı

Okunma

2209

Akıl ilkesiyle, gizemci bir aşkla ve maddenin gözlemlenmesiyle belirginleşen gotik sanat, ışık etkileri ve bezeme öğeleriyle oynayarak, roman sanatının dolu yüzeyleri yerine boşlukları getirmiş, ruhun ve dünyanın aynası olarak hacimlerin göz kamaştırıcı bir oyunu gibi ortaya çıkmıştır.

Başlangıçta «gotik» terimi, XV. yy İtalya’sında, Ortaçağ sanatını nitelemek için barbarla eşanlamlı, küçültücü bir sıfat olarak ortaya çıktı: Germen istilacıların, güzel diye nitelendirilemeyecek kadar antik mükemmellikten uzak, cicili bicili bir sanat getirdiği düşünülüyor, Ortaçağ bir çöküş dönemi, İlkçağ’la Rönesans arasında sanatta açılan bir parantez olarak algılanıyordu. Oysa Rönesans, özellikle mimarlık alanında Ortaçağ tekniklerini tümüyle silip atmadı. Örneğin Paris’teki Saint Eustache Kilisesi’nde yenilenen dekor, Ortaçağ yapım anlayışının sınırları içindeydi.

XIX. yy’da gotik sanat kavramı, dönemin yalnız son bölümü için (XII. yy ortası-XVI. yy başı) kullanılmaya başladı ve esas olarak mimarlığın kimi karakterlerine dayanan ve romantik harekete bağlı bir zevk değişikliğinin sonucu olan yeni bir tanıma kavuştu.

XII. yy’daki değişimler

Gotik sanat, sürüp giden Ortaçağ sanatını bir kesintiye uğratmamış, daha çok önceki arayışların ulaştığı bir sonuç olmuştur. Özellikle Arap uygarlığı aracılığıyla yeniden keşfedilen Aristoteles felsefesine dayalı yeni düşünce biçimlerine bağlı olarak, dönüşüm halindeki bir toplumda gelişmiştir. Gerçekten de XII. yy’a kadar Ortaçağ düşüncesi Platon öğretisiyle beslenmişti. Buna göre, algılanan dünya, tek gerçek ve dolayısıyla dikkate alınmaya değer tek şey olan ilahi dünyanın yanıltıcı bir yansımasından başka bir şey değildi. Taban tabana zıt bir yaklaşımla, doğanın özenle gözlemlenmesini ve analizini öngören Aristoteles’in yapıtı, figürlü sanatlarda gerçekçiliğin giderek gelişmesinin temelini oluşturur.

Üniversitelerin kurulmasıyla keşişler, gelişen ve çeşitlenen bir eğitimin tekelini yavaş yavaş ellerinden kaçırmışlardır. Hiçbir tarikata bağlı olmayan rahiplerin ve laiklerin sanattaki rolü, hızlı bir biçimde gelişen kentlerde artmış ve manastırdan çok, kolektif bir yapıt olarak katedral, yenileşmenin odağı olmuştur. Değişim o sıralarda iyice güçlenmiş olan Capet Hanedanı’nın temsil ettiği Fransa krallığının merkezi olan Ile-de-France’ta ortaya çıkmıştır.

Kaynak




Rastgele                                                                                              Son Eklenenler
Gotik Mimarlık


Geç Taş Çağı


Takının Tarihi


Ebru Sanatı


Medusa Heykelleri


Arkaik Dönem Heykel Traşçılığı


Kırmızı Figürlü Vazolar


Siyah Figürlü Vazolar


Geometrik Vazolar


Arkaik Dönem Seramiği



Sinema izleDefineosmanlı tarihi

Powered by Sanattarihi.Org| Copyright © 2008 Tüm Hakları Saklıdır