|
|
 |
 |
Okunma |
|
699 |
Alevli gotik Bu üslup, XV. yy boyunca ve XVI.
yy’ın ilk çeyreğinde Fransa’da gelişmiştir. İngiltere’deki deneyimleri
benimseyerek kullanan üslup, öncelikle adını da borçlu olduğu bezeme
yoğunluğuyla ve aynı zamanda da kiliselerin yeni bir dönüşümüyle ayırt
edilir. Çoğunlukla triforyum katından vazgeçilmiş ve ana nefler, büyük
kemerler ve yüksek pencerelerle iki kata indirilmiştir. Yapılar;
İngiliz modeline bağlı kalınarak bağlama kemerli ve yan kaburgalı
tonozlarla örtülmektedir ancak mimari yapı dikkat çekecek bir biçimde
sadeleştirilmiştir. Yapının ve taşıyıcıların düşey sürekliliğini
vurgulamak amacıyla yatay bölümlemeler azaltılmış veya tümüyle ortadan
kaldırılmıştır. Sütun başlığına ya hiç yer verilmemekte, ya da bu öğe
basit bir bezeme halkasıyla ifade edilmektedir. Üzerinde yivler de
açılabilen yuvarlak ayak, çoğu kez birleşik ayağın yerini almaktadır.
Pencerelerin deseninde baskın bir öğe olan alevli bezeme, en yüksek
gelişme noktasına cepheleri süsleyen heykellerde ulaşmakta, bezeme
nervürlerinden oluşan karmaşık bir şebeke genellikle çok yoğun bitki
veya hayvan motifleriyle birlikte görülmektedir. İnşaatlar açısından bir canlılık gözlenmesine rağmen,
az sayıda önemli yapı tümüyle bu dönemde gerçekleştirilmiştir. Öyle ki,
büyük yapıların çoğu XII. ve XIII. yy’larda yapılmaya başlanmış ve
alevli gotik estetiği ancak ana yapının bitirme işleriyle sınırlı
kalmıştır (Auzerre, Rouen, Toul ve Troyes katedrallerinin cephesi). Bu
kısmi inşaatlar kimi zaman Jean de Beauce (Chartres Katedrali’nin kuzey
oku) veya Martin ve Pierre de Chambiges (Senlis Katedrali’nin
çaprazsahını) gibi büyük mimarların eseridir. Vendöme’daki Trinité
(l506’da tamamlanmıştır) ve Rouen’daki Saint-Maclou manastır
kiliselerinin cepheleri ve tümüyle 1495-1530 arasında gerçekleştirilen
Saint-Nicolaa Kilisesi (Meurthe-et Moaelle’daki Saint-Nicolas-de-Port)
iyi korunmuş örneklerdir.

|