Ana Sayfa  Sanat Tarihi  Site Haritası  Arama İletişim

Menü

   Ana Sayfa
 Anadolu Uygarlıklarında Sanat
 Avrupada Sanat
 Bizans Sanatı
 Gotik Sanatı
 Heykel Sanatı
 Mezopotomya Sanatı
 Mimarlık
 Mısır Sanatı
 Müzecilik
 Osmanlı Sanatı
 Rönesans Sanatı
 Sanat Akımları
 Selçuklu Sanatı
 Takı ve Tarihi Seyri
 Tarih Öncesi Sanat
 Yunan Sanatı
  İletişim

 Gotik Sanatının Avrupaya Yayılması

Okunma

412

Yeni teknikler daha XII. yy’dan itibaren, önce Kuzey Avrupa’ya, ardından Akdeniz ülkelerine doğru taşınmıştı Bu yayılmada, özellikle XII. yy’ın ikinci yarısında ve XIII. yy’da büyük bir gelişme gösteren Citeaux rahiplerinin ve Dominiken keşişler önemli payı olmuştur.

İngiltere
Tıpkı Normandiya gibi İngiltere de mimarlığın yenilenmesine katkıda bulunmuştur. Sivri kemerli çapraz tonoz çok erken bir tarihte Durham Katedrali’nde kullanılmış olsa da, İngiliz gotiğinin doğmasında belirleyici olan Fransa’nın katkılarıdır. Canterbury Katedrali’nin 1174’te yanmasından sonra, koroyerini altı dilimli tonozla yeniden inşa eden mimar Guillaume de Sens olmuştur. Ancak Fransız katkısı, yüzyılın sonundan itibaren, roman tarzı İngiliz-Norman geleneğine bağlı özgün formüllerin gelişmesiyle etkisini kaybetmiştir. Fransız sanatından farklı olarak, geniş hacimler ve vurgulanmış yatay düzlemler tercih edilmektedir. Yapımına Il 92’de başlanan Lincoln Katedrali’nde olduğu gibi, batı yönünde güçlü «blok cepheler» gelişmekte, doğu uçta çoğunlukla düz bir başucu bölümü yer almaktadır. En önemli Norman katkı sı sayılan aydınlık kuleleri, genellikle çok taşkın olan çaprazsahınların kesişim yerinde inşa edilmiştir. Planlar basittir ve önceki dönemde de olduğu gibi hacimler yan yana sıralanmaktadır. Salisbury Katedrali (1220-1270), çaprazsahın karesindeki kulesi ve çift çaprazsahnıyla bunun karakteristik bir örneğidir.

Bununla birlikte, XIII. yy’dan başlayarak, tonozlara ve pencerelere getirilen önemli yeniliklerin bir bölümü Avrupa kıtasında da benimsenmiş ve uygulanmıştır. Daha 1233’te Lincoln’de dört dilimli sistemden vazgeçilerek bağlama kemerli ve yan kaburgalı tonoz benimsenmiş, böylece tonozlar daha karmaşık bir biçim kazanmıştır. İzleyen yüzyıllarda da sürdürülen bu denemeler, XIV. yy başında Exeter ve Gloucester’da palmiye biçimli tonozlars ulaşmış, Bath Manastır Kilisesi’nde ve özellikle XVI. yy’ın başında Cambridge’deki King’s College’in şapelinde en olgun biçimine kavuşmuştur. Fransa’da olduğu gibi, duvar, camlı yüzeyler lehine azalmakta, pencere kayıtları birbirini dik olarak kestiğinden, üslup «dikey üslup» diye nitelendirilmektedir. Lincoln Katedrali «Piskopos gözü» diye anılan gül penceresinde (1325’edoğru) olduğu gibi, bazı kayıtlar alevleri çağrıştıran dolambaçlı eğriler biçimini almaktadır. XV. yy’da Avrupa’da çok yaygınlaşan bu pencere düzeni, üsluba «alevli Gotik denmesinin nedenidir.

Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu ve Doğu toprakları
Gotik üslubunun doğuya sızması çok farklı bir biçimde olmuştur. XII. yy’ın ortasından itibaren sivri kemer, Ren vadisinde, özellikle Alsace’ta benimsenmiş, ancak roman tarzı estetik henüz canlılığını koruduğundan bu kemer, kare planlı kaburgalı tonozların basit bir taşıyıcısı gibi değerlendirilmiştir. Gotik mimarlık gerçek anlamda ancak XIII. yy’da, Fransa’dan gelen atölyeler aracılığıyla imparatorluk topraklarına ulaşmıştır. Leon Katedrali’nin kuleleri Bamberg ve Naumburg’da taklit etilmiş (1237’ye doğru), katedralinin iç cephe düzeni Limburg’da tekrarlanmıştır. Ayrıca, Picardie ve Champagne atölyelerinin, Trèves’deki Notre-Dame’da (yapımına l235’te başlanmıştır) ve Marburg’daki Sainte- Elisabeth’de(1235- 1283) etkili olduğu kuşkusuzdur. XIII. yy’ın ikinci yarısında ışınlı    üslubun etkisi, Metz ve Strasbourg katedrallerinde ve koroyeri (1248-1322) kısmen Amiens’deki bir atölyeye mal edilen Köln Katedrali’nde çok daha belirgindir. Genel imparatorluğun kuzey bölgeleri Fransız geleneğine bağlı kalacak, Kuzey Denizi çevresinde, örneğin Flandre’da tuğla yaygın olarak kullanılacaktır.

Aynı zamanda da, hal-kilise denilen ve üç sahnı aşağı yukarı eş yükseklikte olduğundan doğal ışığı ancak yan sahınlardan dolaylı olarak alabilen yeni bir yapı tipi gelişmiştir. XIII. yy’da Westphalia’da doğan bu üslup, Paderborn Katedrali’nde hâlâ açıkça Anjou etkisindedir ve gerçek anlamda XIV. yy’da Soest’teki Wiesenkirche (1376’da kutsanmıştır) gibi yapılarda olgunlaşır. Bu çözüm Almanya’nın güneyinde, özellikle Bavyera’da, Nümberg’deki S. Lorenz ve Landshut’taki St. Martin gibi örneklerde yeniden ele alınacak, ince yüksek ayaklar ve iç içe geçerek dama tahtası oluşturan ince sivri kemerler yapılacaktır.

Fransız katkısı, Villard de Honnecourt’un XIII. yy’ın ilk yanıın da Macaristan’a yaptığı gezinin de kanıtladığı gibi, Orta Avrupa’da da aynı ölçüde hissedilmiştir. Batılı mimarlarının müdahalesi, Alba Julia Katedrali’nde (Romanya), Krakov’daki Saint-Stanislas’ta ve özellikle de Prag’daki Svatj Vit’te açıkça kendirıi göstermektedir. Bu son yapımn 1344’te Matthieu d’Arras tarafından başlanan koroyeri, Narbonne Katedrali koroyeri  taklit etmektedir.

Akdeniz dünyası
Sivri kemerli çapraz tonoz daha XII. yy başında Lombardiya’da denenmiş olsa da (Milano’da San Aınbrogio), Gotik mimarlığın ilkeleri İtalya’ya hiç girmemiştir. Uçan payanda yerine, genellikle güçlü payandalar tercih edilir. Bu tercih Assisi’deki San Francesco Kilisesi (1230’a doğru) gibi tek sahınlı yapılarda olduğu gibi, Siena Katedrali (1226’ya doğru-1380), Floransa’daki Santa Matia Novella (1278) ve Venedik’teki San Giovanni e Paolo (XIIl. yy sonu) gibi üç sahınlı yapılarda da görülür. Gerçek payandalamanın olmaması, çoğu kez ahşap gergi kullanımıyla telafi edilir. Ayrıca pek çok kilise de basit bir ahşap çatkı sistemiyle inşa edilmiştir (Floransa’da Santa Groce, 1294).

Fransız etkisi, 1221’de başlanan Burgos Katedrali ve l227’de başlanan Toledo Katedrali’yle İspanya’yı da sarmıştır. Bu katedrallerde Bourges etkisi kendini gösterirken, Leon Katedrali (1255’e doğru) Amiens’ten esinlenmiştir. Bununla birlikte Katalonya, 1243’e doğru Barselona’daki Santa Catalina’da ortaya çıkan özgün bir tip geliştirmiştir. Bu tipin ayırt edici özelliği, aralarında kapellaların yer aldığı güçlü payanda duvarlarıyla desteklenmiş, geniş, tek hacimhi neflerdir. 1282'ye doğru Albi Katedrali’nde, sonra da Perpignan Katedrali’nde kullanılan bu sistem, 22m genişliğindeki sahınıyla dikkati çeken Gerona Katedrali’nde en gelişmiş duruma ulaşmıştır.

Alevli gotik
Geometrik yapıya sahip dikey gotik akımına paralel olarak, XIV. yy’da İngiltere’de alevleri çağrıştıran eğri çizgilere dayanan karmaşık bir süsleme biçimi gelişir. Bunun en eski ve en çarpıcı örneklerine, 1325’e doğru vitrayların ara dolgularında rastlanır; Lincoln Katedrali’nin piskoposun gözü» adıyla anılan gülpenceresi bunlardan biridir. Karmaşık tonozların geliştiği gözlenen bu dönemde alevli gotik» nitelemesi (veya İngiltere’deki adıyla “süslü gotik “), nervürlerin sayısını ve dekoratif özelliklerini azaltma olgusunu da kapsayacaktır.

Ancak bu üslup daha çok Kıta Avrupa’sında olağanüstü bir gelişme gösterecektir. Vitraylardaki incelikli desenlerle, nervürlü tonozların dışında, mimari süslemelerdeki artış en dikkat çekici özelliklerdendir: mimari dokudaki eğrilerle karşı eğrilerin kavuşması, zengin bitki motifleriyle bezenmiştir. Germen dünyası, yeni tip süslemeleri kullanmakta belli bir ölçüyü korumuş olsa da, İspanya’da Kastilya kraliçesi İsabella ile Aragonlu Fernando’nun evliliğinin ardından gelen ekonomik refah, iyice işlenmiş, aşırı süslemelerden kaçınmayan bir sanatın doğmasını kolaylaştırır.

 Valladolid San Pablo Kilisesi cephesinde (1486’dan sonra) açıkça belirgin olan bu aşırı süslü, abartılı dekor anlayışı, doruk noktasına, Quattrocento (XIV. yy) İtalyan Rönesansı’nın etkilerini taşıyan, “platereski” sanatla erişecektir. (Salamanka Üniversitesi cephesi, 1520 dolayları), XV. yy sonunda Portekiz’deki zenginlik döneminin ürünü olan emanueline (el işlemeli) sanat anlayışı da aynı gösterişi, şatafatı sergiler.

(…) Pierre ve Martin Chambiges veya Jean de Beauce gibi büyük mimarlar Senlis, Troyes ve Chartres’a birtakım müdahalelerde bulunurlar. Ancak, yeni anlayışa uygun kafes oymak kule külahları dışında, anıtların yapısal özellikleri, az çok XIII. yy’daki gibi kalır, ancak bunlar, cephelerdeki yüzey süsleri ve çok sayıdaki heykelle zenginleştirilir. Bununla birlikte Vendöme Trinini’sinin (1485-1506) batı cephesi, gerçek bir özgünlüğün göstergesidir, çünkü alevli süslemelerin bolluğuyla, bu dekoru sınırlan belirli bir geometrik çerçeveye sokmak zordur. Düzenlemedeki bu keskinlik, bu titizlik, çok köşeli plana göre gerçekleştirilen kapı sundurmasının, merkezden girişi öne çıkardığı Rouen Saint Maclou’sunda daha çok belirgindir.


Yapısal açıdan bakıldığındaysa çoğunlukla Normandiya’da, (yapımına 1477’de başlanan Alençon Notre-Dame’ı), ama Paris’te, Champagne’da veya Lorraine’de, pencereleri, büyük boyutlu sırakemerlere doğru geliştirme eğilimi vardır. Bu dönüşüm, kimi zaman silindir biçiminde, kimi zaman nervürlü, silmeli olan desteklerde yükseldiğin kemer uzantıları yönünde artmasına paralel olarak gerçekleşir. Sütun başlıkları giderek küçülüp bir sütun bileziğine dönüşür veya tümüyle ortadan kalkar. Desteklerdeki bu yalınlaşmanın yanı sıra, tonozlarda da bir gelişme gözlenir, ama bu gelişme yıldız figürleri gibi dengeli geometrik figürlere uygun olarak tasarımlanmış sivrikemer silmeleri, yuvarlak taş silmeleri ve köşe kemerleri bileşkesi olarak, İngiltere’dekinden daha ölçülüdür.

Alevli sanatın süslemedeki aşırılıklarına karşı, burada, mimari yapıda sütun başlıklarının geçici bir süre ortadan kalkmasını da içine alan bir anlaşma söz konusudur. 1495 ile 1530 arasında tümüyle yeniden inşa edilen Lorraine’deki Saint-Nicolas de-Port Kilisesi, bu eğilimin en mükemmel örneklerinden birini oluşturur.
Théma Larousse

Kaynak




Rastgele                                                                                              Son Eklenenler
Mücevher İsimleri


Yunan Heykel Sanatı


Siyah Figürlü Vazolar


Ölü Takıları


Kuatrocento


Arkaik Dönem Heykel Traşçılığı


Kırmızı Figürlü Vazolar


Siyah Figürlü Vazolar


Geometrik Vazolar


Arkaik Dönem Seramiği



Sinema izleDefineosmanlı tarihi

Powered by Sanattarihi.Org| Copyright © 2008 Tüm Hakları Saklıdır