|
|
 |
 |
Okunma |
|
510 |
Laon ve Paris katedrallerinde epeydir başlamış olan, taşıyıcıları
tekleştirme süreci artık kural haline gelmiştir: bunun sonucunda örtü
sistemi basitleşir. Tekil bir örnek olan, Bourges’daki Saint- Etienne
Katedrali bir yana bırakılırsa, dikdörtgen plan üzerine dört dilimli
tonoz lehine, kare planlı altı dilimli tonozdan vazgeçilmiştir: Pek çok
durumda korunan yuvarlak ayak genellikle, çapraz tonozların sivri
kemerlerini, ana sahınla yan sahınların pekitme ve askı kemerlerini
taşıyan gömme sütunlarla süslenmiştir. Ama temel değişiklik,
tribünlerin ortadan kaldırılmasıyla üç kata (büyük kemerler, triforyum,
yüksek pencereler) indirilen sahınların görünüşünde ortaya çıkar. Bu
önemli değişiklik özel bir payandalama türünün, uçan payandanın
kullanımına bağlıdır. Gotik’in altın çağının bu temel yeniliği daha
XII. yy başında Durham Katedrali’nde ve ilk dönemlerin bazı
yapılarında, kimi zaman daha ilkel payanda duvarı biçiminde başarıyla
denenmiştir. Önceleri, tribünlerin çatısı altına gizlenmiş, estetikten
yoksun bir koltuk değneği gibi görülen bu payanda (hiçbir litürjik
işlevleri bulunmamasına rağmen tribünler bu nedenle bir süre daha
korunmuştur’) sonunda, gotik cephelerin doğal bir bileşeni olarak kabul
edilecektir. Uçan payandanın bir çözüm olarak bulunması, sivri
kemerli çapraz tonoz kullanımının mantıklı bir sonucudur. Gerçekten de,
bu tür tonoz özelliği tonozların ağırlığıyla ortaya çıkan yükleri sivri
kemerlerin tabanına yöneltmek olduğundan, duvarların ayrılmasını
önlemek için, özellikle itme kuvvetlerini güçlü yan taşıyıcılara
aktaracak noktasal bir payandalama sisteminin tasarlanması gerekiyordu.
Uçan payanda da, ayrıntıda ortaya çıkan küçük farklar bir yana
bırakılırsa, bu işleve çok iyi uyan, belirgin bir yapıya sahiptir. Öyle
ki, aşağı yukarı çeyrek daire biçiminde olan ve sivri kemerlerin üzengi
noktasına uygulanan bir kemer, yan sahnın da üstünden aşarak güçlü
kâgir bir duvara dayanmaktadır. Üzerinde, ağırlığıyla bütünün dengesine
katkıda bulunan bir ağırlık kulesi yer alan bu payanda duvarı, yan
sahınların duvarı içine gömülüdür.
En eski uçan
payanda örnekleri XIII. yy sonundan kalmadır ve genellikle aynı türün
yinelenmesi söz konusudur (Saint-Germain-des-Prés’nin koroyeri, Sens
Katedrali). Paris’teki Notre-Dame Katedrali’nin 1200’e doğru tamamlanan
ana sahanı ise, daha başlangıçta tribünler üzeride inşa edilmiş görünür
uçan payandaların ilk örneğini sunmaktadır. Bu yapım tekniği en
gelişmiş biçime XIII. yy.da Chartres Katedrali’nde (1194-1220) ve
Reims, Amiens ve Beauvais katedrallerinde (yapımlarına sırasıyla 1211,
1220 ve 1225’te başlanmıştır) ulaşmıştır. Yine de Chartres’da
yapımcılar, işlevsel görüntüyü roman üslubunda bir kemer bezemesiyle
gizlemeye çalışmışlardır.

Uçan
payanda, payandalama işleminin yanı sıra, inşaatın yapısında ve
görünümünde köklü bir değişikliğe yol açmıştır. Yan sahınlar her türlü
destek işlevini yitirdiğinden, payanda noktalarının altındaki
pencereler aşağıya doğru büyütülmüştür. Duvar ortadan kalkmaya yüz
tutmuş, basit bir iskelete dönüşen kâgir bölümler arasında büyük
açıtlar açılmıştır. Camlar bir dizi yüksek, düşey kayıtla pekiştirilmiş
tonoz eğrisi içindeki gülpencere de bu kayıtların oluşturduğu desenle
bütünleştirilmiştir. Ayrıca planlar değişmiş, çaprazsahın ve koroyeri,
Amiens Katedrali’nde toplam alanın üçte ikisine yakınını işgal etmeye
başlamıştır. Yapıların doğu kutbunda, kolları uyumlu cephelerle son
bulan geniş bir çaprazsahın, yarım daire biçiminde bir apsisi bulunan
beş sahınlı derin bir koroyeri, tek ya da çift deambulatoryum ve
ışınsal şapeller yer almaktadır. Buna paralel olarak mimarlık ölçüsüzce
büyüme eğilimindedir: tonozlar başdöndürücü yüksekliklere ulaşmıştır
(Amiens’de 40 m’den çok ve 1284’te kısmi çökme nedeniyle inşaatın yarım
kaldığı Beauvais’de 48 m). Yalnız yapımına 1195’te başlanan Bourges
Katedrali, altı dilimli tonozları, kalın/ince ayak almaşıklığı,
çaprazsahınsız beş sahınlı planı ve çok yüksek, büyük kemerleriyle
özgün bir çözüm geliştirmiştir.
Kaynak
|