|
|
 |
 |
Okunma |
|
2666 |
XII. yy’ın ortasına doğru, ilk gotik mimarlık denemeleri Saint-Denis ve
Sens’ta gerçekleştirildi. Rahip Suger’nin, Fransa krallarının gömütü olan
Saint-Denis Manastır Kilisesi için hazırladığı proje ancak kısmen
bilinebilmektedir çünkü yalnızca iki kuleli batı cephesiyle başucu bölümleri
uygulanmıştır. Bununla birlikte cephe (1135-1140) sivri kemerli çapraz
tonozların sistemli kullanımına rağmen tümüyle roman tarzı mimariye özgü bir
kütleselliği korusa da, 1144’te kutsanmış olan ana ibadet mekânı yeni bir mimari
düşünceye tanıklık etmektedir. XIII. yy’da yeniden yapıldığında geriye yalnız
ışınsal şapelli çift deambulatoryumu kalan bu bölümde duvar, kapı ve pencereler
lehine ortadan kalkmaya yüz tutmuş ve seçilen malzemeler taşıyıcıların
incelmesine, özellikle de deambulatoryumun iki sahnı arasında yekpare ince
sütunların kullanılmasına olanak vermiştir, iddialı ama tamamlanamamış
Saint-Denis uygulamasından çok, Sens Katedrali (1130’a doğru-1164) İle
de-France’taki ilk gotik sanatın gerçek mimari prototipi gibidir.

Büyük kare açıklıklardan oluşan sahın, altı dilimli tonozlarla (bunlar, XIII.
yy’da pencerelerin genişletilmesinden önce çok şişkindi) örtülmüştür ve ortadaki
sivri kemer, yanda iki tali taşıyıcıya dayanmaktadır.
Kare planlı, altı dilimli tonozla, kalın ayak/ince ayak biçiminde almaşık
sıralanan taşıyıcılar arasındaki bu ortaklaşmada, sahındaki bir açıklığın yan
sahındaki iki açıklığa karşılık gelmesi, erken gotik mimarlığın en önemli
özelliklerinden biridir. Kuzey Fransa roman sanatından alınmış ve yan sahın
genellikle bir tribünle yükseltilmiş cephe düzeni de dikkat çekicidir. Yeni
yapılar da tribünün tek işlevi ana sahın tonozlarını omuzlamak ve böylece her
türlü eğilmeyi önlemektir. Bu nedenle, görece küçük olan pencereler duvarların
üst bölümlerinde, tonoz örtüsü içinde açılmıştır. Sahın, tribünü yüksek
pencerelerden ayıran, dekoratif nitelikte dördüncü bir kata, tirforyuma
sahiptir. Dört katlı denilen (büyük kemerler tribün, trifosyum, yüksek
pencereler) bu karakteristik cephe düzeni, altı dilimli tonoz ve almaşık
sıralanan taşıyıcılarla birlikte, XII. yy’ın ikinci yarısında gerçekleştirilmiş
büyük yapılarda hemen hemen bir kural gibi uygulanmıştır.

Yapımına 1050’ye doğru başlanan Noyon Katedrali, XIII. yy sonunda tonozları
dört dilimli olarak yeniden inşa edilmiş olsa da, bu üslubun en eksiksiz
örneğini sunmaktadır. Senlis Katedrali de (1153-1191) XIII. ve özellikle de XVI.
yy’lardaki değişikliklerden önce benzer bir görünüme sahiptir. Laon’da (XII. yy
ortası-1200) aynı kesitte sütunlar kullanarak taşıyıcıları birörnekleştirme
kaygısıyla, altı dilimli tonozlamanın gerektirdiği almaşık düzen, yalnızca, bir
tablanın taşıdığı ince sütun çe demetlerinde (3 veya 5) görülmektedir.
İlk gotik sanatın büyük katedrallerinin son örneği olan Paris Notre-Dame
Katedrali’nde (1163-1200) de ilk tasarlanan cephede, alışılagelmiş triforyum
yerine, dekoratif amaçlı sağır gül pencereler dizisi yer almaktaydı.

Bu cephenin çapraz sahın yakınındaki bölümleri Viollet-le-Duc tarafından
yeniden elden geçirip biçimlendirilmiştir. Normandiya’daki uygulamaların bir
devamı olan iki kuleli batı cepheleri sağlam bir yapıya ve birliğe kavuşmuştur.
(…)
Soissons Katedrali’nin (XII. yy sonu) güney çaprazsahın kolunda da aynı
formül daha geç bir tarihte yeniden uygulanmıştır. Laon’daki Notre-Dame
Katedrali’nde ise tamamen farklı bir çözüm benim senmiş, çapraz sahnın kuzey ve
güney uçları, taçkapılar, gül pencere ve kulelerle tıpkı bir batı cephesi gibi
tasarlanmıştır. Aynı formül, daha ustalıklı bir biçimde, tek Taçkapı ve az
çıkıntılı basit kulecik lerle Paris Notre-Dame Katedrali’nde de uygulanacaktır.
(...)
Aynı zamanda taşraya özgü çözümlerin de geliştirilmiş olması dikkat
çekicidir. Bunlar içinde en özgün olanı, önce Anjou’da, ardın dan Pcitou’da
uygulanan ve Anjou tonozu diye anılan özel bir sivri kemerli çapraz tonoz
tipiyle ayırt edilen çözümdür. Çok bombeli olan bu tonoz kubbeden de
esinlenmiştir. Angers Katedrali’nin (1149-1153) tek sahnı kare planlı büyük
tonozlarla örtülüdür.
Kaynak
|