|
|
 |
 |
Okunma |
|
2514 |
Gotik mimarinin doğuşu birdenbire olmamıştır; pekçok yaklaşım ve
sezgi bu sanatın habercileridir. Citeaux mimarlık reformu Roman
sanatını fazlalıklardan arındırmış, sadeleştirmiş, biçimleri
işlevlerine indirgemiştir. Yeni üslup çizgilerde sadeliğin ağır
basmasını bu reforma borçludur. Buna karşılık Citeaux mimarları da bu
akılcı, etkili ve sade modernliği derhal benimseyeceklerdir. Manastır
düzeninin aşamalı yapısı bu tarzın Avrupa’nın en uç noktalarına kadar
yayılmasını sağlayacaktır. Cluny Manastırı’nın katkısıysa daha çok,
geniş hacım arayışında, kırık kemerlere ve ışınlı capellalı yanal
bağlantılara olan düşkünlükte kendini gösterir.

Doğu’da çok uzun zamandır, Batı’daysa XI. yy’ın sonundan beri, kesişen
kamerlerle bir tonoz hafifletilebiliyordu. Gotik mimari, daha da ileri
giderek, bunlara verilen destek rolüyle yetinmeyip, kilisenin her
yanındaki kemerlerin ağırlığını da bunlara yükler. Yapının dengesi
Roman döneminde kütlesel payanda kullanımı, ikincil tonozların kat kat
sıralanması ve çoğu zaman tribün kemerlerinin getirdiği dirençle
sağlanıyordu. Çatı katları altında gizlenmiş pek çok destek duvar,
mesela Laon’da olduğu gibi, bu arayışın son aşaması olacak ve bunun
sonunda da çatı kaplamasının üstünde destek kemerler ortaya çıkacaktır.
Böylece kendini kuşatan eğik çizgiler ağı içine sıkı sıkıya kenetlenen
katedral, düşlerde görülecek yükseklilere ulaşabilecektir.

Normandiya’da XI. yüzyılın ikinci yarısında yeni bir cephe formülü
uygulamaya konur: daha geniş bir ana kapıyı çevreleyen ve kapılarıyla
doğrudan salona açılan iki kule. Gotik mimarlar bu öncü modellerin
sunduğu yenilikleri toparlayarak katedralleri geniş kalabalıklara
açabilmek, daha havadar bir mekân yaratmak ve daha fazla ışık alabilmek
için bir sistem oluştururlar: çapraz tonoz, kırık yay, kavisli kemer,
cephe uyumu, yanal uzantılı koroyeri ve ışınlı capellalar.

Kaynak
|